7 Harika

 

 M.Ö. 4.yyda Eski Yunan ve Roma anıtlarında sözü geçen,Sidonlu Antipatros’un  kendi çağında, dünyanın bilinen sınırlarını belirleyen yedi büyük ve güzel anıtı dünyanın yedi harikası olarak adlandırmıştır...

Mısır Piramitleri:

Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır’daki Keops Piramidi’ dir. Mısır’ın başkenti Kahira yakınındaki Nil Nehri’nin batısında bulunan Gaza Yaylası’nda bulunmaktadır.

Keops Piramidi’nin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos Piramitleri vardır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve Firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha mevcuttur. Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın IV.Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e , küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi, dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır.

Piramitler kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde muhafaza etmektedir ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır.
Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden on metre kadar aşınmıştır.
Bazıları on- on beş ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden yüz  metre kadar aşağıda ve tabandan kırk metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya elli metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan, iki oda daha vardır.

Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır.

Sadece bu rampanın yapılması bile on yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla otuz yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.

Babilin Asma Bahçeleri: 

M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot,şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve dört atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde  som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı.

Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi bulunmaktaydı. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu. Babil M.Ö. 605’ten itibaren kırk üç yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yaptırılmıştır.

Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı. Coğrafyacı Strabo'nun M.Ö. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat Nehri’nden zincir pompalarla yukarılara su çıkarılıyordu. Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde  kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu. 

Yunanlı tarihçi Diodorus'a göre, bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte, 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi. 

İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. Yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.

Artemis Tapınağı:

Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö.800'lü yıllarda Efes'teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemis'iyle aynı değildi. Yunan Artemis’i akralı Croesus, M.Ö.550'de Efes'i ve Anadolu'daki diğer Yunan şehirlerini fethetti.

Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin dört katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi.

Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu.

M.Ö. 356'da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopas'lı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Pliny'ye göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. İnşaat 120 yıl  sürmüştü. Büyük İskender M.Ö.333'de Efes'e geldiğinde tapınağın inşaası hâlâ devam ediyordu.

M.S. 57'de St. Paul Hristiyanlığı yaymak için Efes'e geldi. O kadar başarılı oldu ki, bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve "Yaşasın Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St.Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terk etti ve Makedonya'ya geri döndü.

M.S.262'de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma İmparatoru Constantine şehri yeniden inşaa ettirdi. Fakat Hıristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi. Constantin'in çabalarına rağmen, Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yok olmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terk ettiler. Mabedin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında ve özellikle Ayasofya Kilisesinin yapımında kullanıldı.

British Museum'dan John Turtle Wood, 1863'de tapınağı araştırmaya başladı.

1869'da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu.

Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürdü.

1904'te yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettir ve sitede birbirinin üzerine inşaa edilen beş tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir.

 Olimpos’taki Zeus Heykeli:

Eski zamanlarda Yunanlılar'ın en büyük festivali, "Tanrıların Kralı Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır,Yunanistan ve Sicilya'dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776'da başladı. Oyunlar dört  yılda bir düzenleniyordu ve Yunan şehir devletlerinin bütünlüğünü sağlamaya yardımcı oluyordu. Yunanlılar,Yunanistan'ın batı kıyısında Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos'ta Zeus adına bir tapınak yaptırmışlardı. Kutsal oyunlar süresince, şehir devletleri arasındaki savaşlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos'a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiş imkanı sağlanıyordu.

Oyunların yapıldığı yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardı. Yunanlılar ilk zamanlarda basit bir yapısı olan tapınağın yerine, zaman içinde oyunların öneminin artmasıyla, yeni ve tanrıların kralının adına yaraşır bir tapınak yapmak istediler. Bunun için Elis'li Libon yeni bir tapınak yapmaya başladı ve M.Ö. 456'da Zeus tapınağı bitirildi.

Tapınak dikdörtgen bir platform üzerine inşa edilmişti. Binanın yanlarında yer alan on üç adet büyük sütun, tavanı destekliyordu. Her köşede altışar sütun vardı. Üçgen şeklindeki tavan, heykellerle doldurulmuştu. Kolonların üzerindeki pedimentler, Heracles'in heykelleriyle süslüydü. Tapınağın içerisinde tanrıların kralı Zeus'un görkemli bir heykeli yer alıyordu.

Heykeli, Atina'daki Parthenon tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias yapmıştır. Heykel, tapınağın batı ucuna yerleştirilmişti. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike'ı tutuyordu. Sol elindeyse  çeşitli metallerden kakmalarla süslü ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Zeus'un oturduğu, altın, abanoz, fildişinden  yapılmış ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yer alıyordu.

Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Tasarım, bir ahşap çerçeveye altın ve fildişi levhaların tutturulmasıyla yapılmıştı.

Olimpos'un havası çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildişi levhaların çatlamaması için tapınağın altındaki özel havuzda bulundurulan bir yağ ile sürekli yağlanıyordu.

Roma imparatoru I. Theodosius, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlılar, heykeli Bizans'a taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yok oldu.

Olimpos'ta 1829'da Fransızlar tarafından burada bulunan bazı heykel parçaları Paris'te Louvre müzesinde sergilenmektedir.

Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiştir. Zeus tapınağıyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir şey kalmamıştır. Heykel ise tamamen yok olmuştur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin şekli hakkında ipuçları elde edilebilmiştir.

Kral Maosoleus’un Mezarı (Bodrum)

 Bu mezar, Kraliçe Artemis tarafından kocası Mausoleus (Mozoles) için yaptırılmıştır. Karia Kralı Mausoleus, o zamanki adı Halikarnas olan Bodrum (O zamanlar bu bölge Karia olarak anılıyordu) bölgesinde, M.Ö. 377-353 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Mezarın kaidesi 25 x 30 metre idi ve İyon stilinde sütunlarla süslenmişti.

Tepesinde dört  atlı bir zafer arabası bulunuyordu. Basamaklı bir piramit görünümündeydi.

Anıtın tepesindeki savaş arabasında, Kral Mousoleus ve karısının yan yana oturmuş heykelleri vardı. Dörtnala sürdükleri atların çektiği o arabayla unutulmazlığa doğru yol alıyor gibiydiler.

Anıtın, araba heykeliyle birlikte yüksekliği 45 metreyi geçiyordu. Duvarları  kabartmalarla süslüydü. Sütunlar arasında birçok güzel heykel vardı.

150 yıl kadar önce Mozoleyi meydana çıkaran İngiliz arkeologları heykel ve kabartmaları alıp gitmişlerdir. Bu yüzden anıtın yeri bile zor belli olmaktadır. Şimdi bunlar British Museum'da sergilenmektedir.

Rodos Heykeli: 

Rodos'un ilk sakinleri olan Dor'lar, Argos'tan gelen denizci bir kavimdi ve güneş ilahı olan Helios'a taparlardı. Dor'lar Rodos'ta en parlak devrini M.Ö. 3. asırda yaşayan bir medeniyet kurdular. Mısır ve Fenike'nin ürünlerini alıp satarak zengin oldular. Adayı kültür-sanat merkezi, güzel konuşma ve felsefe okulu haline getirdiler.

Dor'lar, Makedonya Kralı Demetrios'la yaptıkları bir savaşı kazandıktan sonra, zafer anıtı olarak ve ilahları Helios'a şükran borçlarını ödemek için, Rodos Limanı’nın girişine büyük bir Helios heykeli yaptılar. M.Ö.281-280 yılında yapılan 32 metre yüksekliğindeki bu tunç heykel, elinde bir meşale tutuyordu.

Bu haliyle Newyork Limanı’ndaki Hürriyet Heykeli'ni andırıyordu. 

Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayı koruduğuna inanırlardı. Bu nedenle her yıl "Helicia" denilen şölenler düzenler, bu heykelin dibinde dört atlı bir arabayı denize atarlardı. İnanışlarına göre, Helios böyle bir arabayla dünyayı dolaşarak insanları gözetlerdi.

Rodos heykeli, ancak elli yıl ayakta kalabilmiş ve M.Ö. 223 yılında bir depremde yıkılmıştır ve parçalanıp,eritilmiştir. Rodos Kolossosu da denilen bu anıtın heykeltraşı Lindoslu Khares'ti. Lindos, Rodos Adası’nın üç büyük kasabasından biridir.

Günümüzde gerçeği yansıttığı kuşkulu kopyalarından tanınmaktadır.

İskenderiye Feneri:

Mısır'da İskenderiye Limanı'nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır'ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı.

Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.

Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı.

İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.

Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yok oldu.

Dünyanın 7 Harikasının Yeni Adayları :

Çin Seddi

Tac Mahal (Hindistan)

El Hamra Sarayı (İspanya)

Versailles Sarayı ve Bahçesi (Fransa)

Easter Heykelleri (Şili)

Kremlin Sarayı ve Kızıl Meydan (Rusya)

Maya Piramitleri (Meksika)

La Sagrada Familia Katedrali (İspanya)

Sydney Opera Binası (Avustralya)

Golden Gate Köprüsü (ABD)

Empire State Gökdeleni (ABD)

Machu Picchu Harabeleri (Peru)

Angkor Wat Tapınağı(Kamboçya

Potala Sarayı (Tibet)

Sana Kenti

Timbuktu Kenti (Mali)

Ayasofya Camii (İstanbul)

Colosseum (İtalya)

Pisa Kulesi (İtalya)

Doçlar Sarayı (İtalya)

Aachen Katedrali (Almanya)

Eyfel Kulesi (Fransa)

Hürriyet Heykeli (ABD)

El Hamra Sarayı (İspanya)

Derleyen: Özgür İlhan
http://afyuksel.com
02.5.2001

Kaynaklar:
www.scatar.20m.com
Grolıer Internatıonal Amerıcana