|
 
Einstein,
zamanda izafiyet teorisini ortaya attığında bilim çevrelerinde
yer yerinden oynamıştı.
Zaman, dünya ve uzaya göre farklılıklar gösteriyor,
Kur’anî kavramla “an içre anlar, zaman içinde zamanlar”
yaşanıyordu.
Aslında
göreceli olmak; bir başka varlık ve ortama bağlı olarak hüküm
verilmek, değer kazanmak sadece zamanda değil, başta kendi öz
benliğimiz olmak üzere tüm kâinatta işleyen sistemin bütün
mekanizmalarında mevcut. Sebepleri, nedenleri ötede değil,
kendimizde görmek inceliğinden hareketle,
biz yine bizden yola çıkarak göreceliliği örneklerle
kavramaya çalışalım.
Kendimi
ele almalıyım önce. Beni “Mehmet” diye isimlendirmişler
ve ben de bu şekilde çağrılmaya alışmışım.Kendime göre
et-kemik bir Beden, ahiret boyutuna göre Ruh, şeytana göre
kandırılmaya müsait bir Oyuncak, meleklere göre önünde
secde edilecek kadar saygı duyulan bir Adem Oğluyum.
Cennet, nimetlerini sunmak; Cehennem, yutup öğütmek üzere
ateşli bir
heyecanla beni bekliyor...
Anneme
göre Çocuk, eşime göre Koca, oğullarıma göre Baba, yeğenlerim
için Amca, maiyetimdeki elemanlar için Müdür, devletim için
Vatandaş, amirim için Memur, okurlar için Yazar, sevenlerim için
Dost, sevmeyenler için Düşman, esnafa göre Müşteri,
hocalarıma göre Öğrenci, ev sahibime göre Kiracı,
mahalleliye göre Komşuyum. Adı Mehmet olan ben; ilişki içinde
olduğum çevre ve ortamlara göre ne çok roller üstlenmişim
değil mi?... Hepsine karşı ayrı ayrı sorumluluklarım, ödevlerim
var. Tamamını memnun
etmeyi çok istiyorum, ama bazen birinin hakkını gözetirken
ötekini ihmal etmenin üzüntüsünü yaşıyorum.
Dışarıya
bakalım.Bugün hava güneşli. Hatta, oldukça sıcak bile
denebilir, terliyoruz, bol miktarda soğuk sıvı tüketmek için
çabalıyoruz. Çamaşır kurutmak isteyen ev hanımına göre
ele geçmez bir fırsat. Çiftçi Ali Dayı için durum hiç de
öyle değil. Kuraklık artıyor, bereket azalıyor. Buğday başaklarının
olgunlaşması için
yağmura ihtiyaç var.
Bir
başka gün. Hava epeyce serin. Kuru ayaz jilet gibi kesiyor
insanın suratını. Kömürcü Nevzat Bey dükkanında ıhlamur
yudumlarken, kapıda bekleşen müşterileri olduğu için
mutlu. Bitişik Meşrubatçı Ahmet Bey üzgün. Bu kadar soğuk
havada kim gazoz içer ki?!..
Akşam
bir türlü uyuyamadınız. En arka azı dişinizdeki çürük
son günlerde iyice derinleşmiş. Kudurgan bir ağrı sabaha
kadar kıvrandırıyor sizi. Ertesi sabah alelacele Diş
Hekimine koşuyorsunuz. Sizi tedavi eden dişçi, o gün de rızkı
ayağına geldiği için sevinçli. Muayeneden sonra uğrayacağınız
Eczacı da sevinecek bir miktar kazanacağı için. Size azap
olan diş ağrısı, birilerine nimet oldu!... Ağrı size göre
işkence, onlara göre geçim vesilesi, neşe kaynağı!..
Hayvanlar
Alemi Belgesellerini seyretmişsinizdir. Afrika ormanlarında
Kaplan sürülerinin önüne katıp kovaladığı ceylan
yavrusunun içler acısı durumuna üzülürsünüz. Ceylan
yorulduğu anda kaplanların rızkı çıkmıştır. İştahla
parçalarlar körpe avlarını. ”Yazık oldu yavru ceylana”
dersiniz. Acımasız pençeler arasında ceylan, azabı yaşarken,
kaplanların midesi bayram yapar. Anne geyik yavrusunu
yitirmenin ıstırabını duyarken, baba kaplan indeki yavrusuna
yiyecek götürmenin hazzını yaşar.
Arabanız
gün geçtikçe yoğunlaşan trafik keşmekeşi içinde dikkâtsiz
bir sürücünün hışmına uğruyor ve darbe alıyor.Araçtan
iniyor, bağırıp çağırıyorsunuz. Tamiri de bir hayli para.
Beklenmedik bir delik açılıyor kesenizde. Oto tamirciye koşuyorsunuz.
Kaportacı, karbüratörcü, elektrikçi o gün de para kazandıkları
için seviniyor. Size zarar olan; onlara fayda ve kazanç
oluyor.
Yakınlarınızdan
biri ölümcül hastalıkla boğuşuyor hastanede. Doktorlar,
hemşireler, eczacılar, tahlil yapanlar sizin hasta üzerinden
işlerini icra edip hayatlarını kazanıyorlar. Ecel geliyor,
vefat ediyor.
Morg görevlisinden cenaze yıkayıcıya, ambulans şoföründen
mezarcıya kadar bir dizi insana iş ve ekmek çıkıyor.
Gündeme
bakıyoruz.Patronluğunu ilan eden Bush’a göre Saddam bir
diktatör. Irak’lı bir avuç Baas Militanına göre ise;
Milli Kahraman. Birleşmiş Milletlerde tüm dünyayı karşısına
alan Bush da bir diktatör.ABD menfaatlerine göre Irak kaymaklı
bir pasta. Masum halka göreyse kutlu bir vatan. Dünya
sisteminin iri göbekli patronları nezdinde Bush fedakâr bir
devlet adamı. Barış yanlısı çoğunluğa göre zalim bir
psikopat.
****
Göreceli
bakışın dar çerçevesi içinde dahi fark edebildiğimiz müthiş
bir denge var kâinatta.Bilimin “Orman Kanunu”
dediği dengeye İslam “Sünnetullah (Allah Sistemi)”
diyor. Alt boyuttan baktığımızda acımasızlık, azap, haksızlık
olarak
gördüğümüz o dengeye, bir üst boyuta çıkarak Sünnetullah
penceresinden bakmaya çalışalım.
Âleme
göreceli gözlerle baktıkça azap-lütuf, mutluluk-mutsuzluk,
ezen-ezilen, fakir-zengin, güçlü-zayıf, yiyen-yenilen şeklinde
bir çarkın döndüğünü görüyoruz. Çarkın içine bakınca
manzara bu. Şimdi azıcık geriye çekilip işleyen sisteme
topluca bir bütün olarak bakmayı deneyelim.
Fabrikada
asgari ücrete ter döken işçi babaya acıyor, bazen havalı
patronlara öfke doluyorsunuz.
Pekala, söyler misiniz,
herkes patron düzeyinde gelire sahip olsa işçiliği
kim yapacak? Üretim dişlileri nasıl dönecek de alış-veriş,
ticaret, piyasa oluşacak?!..
Kaplanların
parçaladığı ceylana acıdınız. Ceylanlar olmasa kaplanlar
aç kalmaz mı? Bize göre masum,
günahsız olan ceylan yavrusu ölmeden az evvel taze
filizleri acımasızca(!) yiyerek öldürmedi mi?(...)Yeşil çimenler
neler çekti ceylan dişlerinden?!
Hastalanınca
üzüldünüz. Hiç kimse hastalanmasa Tıp alanında çalışanlar
nereden ekmek yiyecek? Evde radyom, televizyonum, fırınım
bozulunca hesapta olmayan bir harcama çıktı diye sinir
oluyorum. Bunlar olmasa tamirciler nasıl geçinecek?!
Az
daha geri çekilip ÖZ’e
baktığımda gözümde ne saadet kaldı ne azap! Sadece Yaratıcıya
hayranlık içinde şunları mırıldanıyorum: Sistem
Harika İşliyor!..
Mesnevi’de
okuduğum bir cümle ile Mevlana’mız söze giriyor: “Aklı ve Mantığı sat da Hayranlığı satın almaya bak!” Önceleri
garipsediğim bu söz, şimdilerde daha anlamlı benim için.
Sorumlu
olduğum insanların tamamını memnun etmeye çabaladıkça
yoruldum, yıprandım. Mevlana kulağımı çekerek ikaz etti:
“İnsanları memnun etmek için ne kadar gayret edersen et başaramazsın.
Sen yaratılanı değil Yaratan’ı memnun etmeye bak. O zaman
yaratılanların da senden memnun olduğunu göreceksin!” Bu
sözü kavradığım gün, Rabbimle aramda daha iyi bir bağ
kurulduğu gibi tüm yorgunluklarımın geçtiğini hissettim.
Ortaokul
yıllarıma uzanıyorum. Fen Bilgisi Öğretmenimiz bir gün
derse renkli yuvarlak bir düzenek getirmişti. Yedi rengi tek
tek anlattı bize. Siyah-Yeşil-Kırmızı ayrı dilimler
halinde yer tutuyordu çark üstünde. Birden çarkı hızla çevirmeye
başladı. Bir süre sonra yavaş yavaş kaybolan renkler tek
bir renge;beyaza dönüşüyordu. “Güneş de böyledir çocuklar,
beyaz görürüz ama o tüm renkleri barındırır içinde”
dedi.
Şimdi,
yıllar sonra anlıyorum:
Âdil-Razzâk-Ğafûr-Rahîm-Vekîl-Kahhâr-Fettâh
olan Allah; 99 ismi gereğince çok renkli bir sistem işletiyor
kâinatta.Önceleri O’nu kâh Vasi’(Genişlik Veren) görüp
sevinirken, kah Muksit (Daraltan) görüp sıkıntılara üzülürdüm.
Rahîm oluşuna, Ğufran’ına nail olmak, Cennetine ümit
beslemek içimi ferahlatır, Gadabı ve Celâli, Cenhennemi aklıma
geldikçe de korkudan titrerdim. Şimdilerde tamamen değişti
fikirlerim. Kahır da Lütuf da bize göre!...O;
SADECE OLMASI GEREKENİ
OLDURUYOR!..
Dönencede
renk cümbüşünü seyretmek çok hoş.Ama inanın Dostlarım,
renkleri döndürüp sadece beyazı, NUR’u seyretmek, olanları
NUR çarkının dişlileri olarak kabullenmek ondan da hoş!..
Renklere, hayata, akan gelişmelere TEK-BÜTÜN diye bakınca
karanlıklar kayboluyor, acılar, sancılar, sızılar, kahırlar
eriyor. Sadece ve sadece O’NUN NURU kalıyor.
Geçici
renk armonilerine dalıp gitmek mi, Renklerdeki dönüşümü
fark edip Ebedi Nuru seyretmek mi daha güzel?!...
Karar
sizin!..
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 22.04.2003
asitane1967@yahoo.com
http://gulizk.com
|