|
 
Kur’an-ı
Kerim’de geçen Peygamber Kıssaları dikkâtle incelenirse
tarihi olayları anlatmakla kalmayıp geleceğe ışık
tuttukları, her çağın insanına psiko-sosyal rehberlik
yapacak doneler içerdikleri görülür.
Tüm zamanlara hitap eden kutlu kitabımızdaki bu kıssalara,
geçmiş
toplumların hikayesi olarak yaklaşanların alabileceği
ders oldukça azdır. Onlar için ibretli, göz yaşartıcı,
kapalı devre imanlarını perçinleyici (!) olmaktan öte fayda
elde edilemez.
Biz,
Kur’an-ı Kerim’de
kendimizi görmeye çabalayarak Resul ve Nebilerin hikâyelerine
zaman zaman göz atalım. Bu hafta üzerinde epeyce zihin yorduğumuz
Hz. Eyyûb (a. s) hakkındaki nakilleri tetkik edelim istiyoruz.
Hz.
Eyyûb(a. s)’u Tanıyalım
Hz.
İbrahim(a. s) soyundan gelen Eyyûb (a. s. )'dan
Kur'an'da dört yerde bahsedilir ve sabır örneği olarak
takdim edilir (en-Nisa,
163; el-En'am, 84; el-Enbiya, 83; Sâd, 41). Tevrat'ta
da "Eyûb" adıyla müstakil bir kitap,
Hz.
Eyyûb(a. s)'un kıssasına ayrılmıştır.
İslam
kaynaklarına göre, Havran bölgesinde yaşayan ve çok zengin
olup,
sayısız malı-mülkü,
birçok oğlu kızı bulunan Eyyûb (a. s. ),
kendi toplumuna Peygamber olarak gönderilmiştir.
Sabah-akşam ümmetine tebliğ ve Allah'a ibadetle meşgul
olan Hz.
Eyyûb(a. s),
Rabb’inin bir imtihanına maruz kalmış,
bütün servetini,
çocuklarını kaybettiği gibi, şeytanın kendisine
musallat olması neticesinde kalbi ve dili hariç,
bütün vücudunda çıbanlar çıkmış,
iltihaplı yaralar açılmış, kendisinin ıstırabı
bir yana O’nu gören halk dahi halinden perişan vaziyete düşmüştür.
Kocasına
hizmette sebat eden eşi "Rahmet" hariç,
hiç kimse onun yanına yanaşmadığından cemiyetten çekilmek
mecburiyetinde kalmış; fakat hiçbir zaman sabrını ve Cenab-ı
Hakk'a bağlılığını kaybetmemiştir. Farklı rivayetlere göre
3, 7,
13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sıkıntılı dönemden
sonra, sabrıyla imtihanı kazanan Eyyûb (a. s. ), Cenab-ı
Hakk'ın lütfu ve emriyle ayağını yere vurmuş,
fışkıran su kaynağından yıkanıp içerek eski sıhhati
ve güzelliğine kavuşmuştur.
Ayrıca kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da
ihsan edilmiştir.
Genellikle
kabul edildiğine göre, imtihana uğradığı sırada yetmiş
yaşında olan Hz.
Eyyûb (a. s),
şifa bulduktan sonra yirmi yıl daha yaşamış,
diğer bazı rivayetlere göre ise, hastalığından önceki
kadar daha ömür sürmüştür.
Kendisinden sonra Bişr adındaki
oğlu,
kavmine peygamberlik yapmıştır.
(KAYNAK:
ÖNKAL,
Ahmet; Şamil İslam Ansiklopedisi,
Akit Gazetesi Yayını,
C. II,
S. 299)
Olayın
genel kabullere göre özeti bu. İyi ama, günümüzden asırlar
evvel yaşamış bir Nebi’nin hastalığından bize verilmek
istenen mesaj ne?!. Şimdi ayet-hadis ve bilgilerimiz ölçüsünde
iki binli yıllarda Hz. Eyyûb (a. s)’dan nasıl
yararlanabiliriz? Bunları belirlemeye çalışalım.
Bu esnada bazı geleneksel yanlışları da düzeltmeye
ihtiyaç var. Bakalım Eyyûb (a. s) olayında ne gibi dersler
var?
1-Eyyûb
(a. s) Sabırdan Çok, Rıza ve Seyrin Bir Örneğidir:
Bu
tespitimize itiraz edecekler olacaktır.
Yanlış anlamaları gidermek için, önce sabrın ne olduğunu
açıklamamız gerek. Sabır; Müslüman kişinin başına gelen
bela ve sıkıntılara Allah’a dayanarak kutlu ve ümitli bir
bekleyiş içine girmesidir.
Dikkât
edilirse sabır; olayları BELA ve SIKINTI görme anında söz
konusudur!. Nübüvvet mertebesinde olan Nebiler; her şeyin
Hak’tan olduğuna, hayır ve şerrin
İlahi sistemin bir gereği olduğuna iman eden, bunu
hayatlarında uygulayan kişiler oldukları için onların bu
tavrına bizim anladığımız manada sabır yerine, SEYİR
demek daha uygun düşecektir. Sabrın ilk aşamasında üzüntüye
direnç vardır. Seyir halinde ise, ne üzüntü kalır, ne de
sevinç.
Orada tatlı bir tebessümle her şeyi olduğu gibi
kabullenme vardır. Radiye, Mardiyye kademeleriyle ilerlenilen
RIZA halinin son noktası Nefsi Safiye boyutudur.
Resul ve Nebilerin tamamı işte o boyuttadırlar.
(Sabra farklı bir bakış için Muhterem Hamdi Cenik’in Sabır
başlıklı yazısını http://www.
gulizk. com/podyum/sabir. html linkinden tetkik
ediniz)
2-Dua
Ederken İstekten Önce, Verilene Hamd Etmek Esastır:
Eyyûb
(a. s), hastalığının ıstırabı ile inlerken haline üzülen
karısı:”Sen bir
Nebisin. Allah seni kırmaz.
Elini açsan hemen şifa verir. Neden istemiyorsun?” der.
Eyyûb (a. s)’un cevabı
ilginçtir:”Hatun!Rabbim
bana tam yetmiş
sene sıhhat verdi. Henüz yeni hastalandım. Şifa
istemek için en az bir yetmiş
yıl geçmeli ki Rabbime yüzüm olsun!. ”.
Evet,
çarpıcı değil mi?Bizler her bela ve musibette hemen
ellerimizi açar, günahlarımızı hesaba katmadan peş peşe
dualar sıralarız. Bazen “Allah niye beni seçti”diye
sorguladığımız bile olur. O esnada “elimizde olan
nimetlere gereği gibi şükredebildik mi?”, düşünmeyiz hiç.
Her isteği hemen yapılıverecek olan bir Nebi, en çok ihtiyaç
duyduğu anda bakın duaya nasıl yaklaşıyor!..
3-Eyyûb
(a. s)’ın Vücudunun Koktuğu-Kurtlandığı Rivayetleri
Tamamen Uydurmadır:
Eyyub
(a. s)’ın hastalığının çeşidi hakkında tarihi
nakilleri girişte aktardık. Cerehatlı, çıbanlı bir deri
hastalığı olduğu görüşü yaygındır. Şehir ahalisinin
iniltili halini görmeye dayanamadıkları için uzak bir tepeye
gitmesi için baskı uyguladıkları ve O’nu mezbelelik bir
yere bıraktıkları asılsızdır.
Böyle bir dışlama olsa dahi bunun nedeni; vaizlerin
abarttığının aksine, vücudunun pis kokması,
kurtlanması değil; acısını görenlerin dayanamayacak
kadar etkilenmiş olmalarıdır diye düşünülebilir. Ya da
kendisi şehir dışında, açık havada daha rahat edeceğini düşünmüş
olabilir.
Yoksa
bir Nebi; bedenine kurt düşecek kadar pis bir insan olamaz!
Buna
Nübüvvet görevi ve makamı engeldir zaten. Yine kurtlar
bedeninden düştükçe alıp tekrar bedenine koyduğu “Onların
da gıdaya ihtiyacı var” dediği de tamamen Yahudi tarihçilerle
bazı Müslüman vaizlerin etkili anlatım sağlamak için
uydurdukları sözlerdir. Bir Nebi kendini kurtların, böceklerin
yemesine teslim edecek kadar akıl ve mantık dışı
davranamaz!..
4-Şifa
Aramak Hem Farz, Hem de Sünnettir:
Bedenimiz
diğer nimetler gibi Allah’ımızın bir emanetidir. Onu
korumak da, şifasını aramak da farzdır. Tedavi için başvurulacak
bütün yollar tüketilmeden tevekkül ya da teslimiyet söz
konusu olamaz. Hem koruyucu, hem de tedavi edici hekimlik örnekleri
Rasülullah Efendimiz (s. a. v)’in günlük hayatında
mevcuttur. Kur’an’da Allah, Eyyûb (a. s)’ a şifa
vermeden önce “ayağını yere vur” emrini , günümüzde
“şifa yollarını gayretle ara” şeklinde anlamalıyız.
Allah
dilese Eyyub (a. s)’a hiçbir gayreti olmaksızın da şifa
verebilirdi.
"Ayağını
yere vur! İşte yıkanacak bir yer,
işte içilecek soğuk bir su!..." dedik.
(Sad/42)
5-Kaplıca-Deniz-Soğuk
ve Sıcak Su Kaynakları Şifa Vesilesidir:
Yaratılış
cevheri olan su;tabiatta çeşitli şekillerde bulunur.
Nehirler, Denizler, Kaynak Suları mutlu bir hayatın vazgeçilmez
dekorlarıdır.
”Ayağını
yere vur” emri ile yerden çıkan su Eyyûb (a. s)’a şifa
olmuş, hatta gençlik iksiri tesiri yaparak yaşlı bedeni dinçleşmiş,
ömrünün kalan bölümünde çocuk sahibi bile olmuştur.
O’na yerden kaynayan su bizce; kaplıca
ve içmece özelliği
olan bir sudur.
(İşte yıkanacak
bir yer,
işte içilecek soğuk bir su!... dedik) Sad/42
Kaplıcalar
ve maden suları açısından oldukça zengin, köklü kültüre
sahip olan ülkemizde, hamama yatalak gelen hastaların Belli kürlerden
sonra yürüyerek gittikleri yaşanmış gerçektir. Suyun şifa
unsuru olduğunu Kur’an apaçık belirtirken,
Allah’ın bu nimetinden yeterince yararlandığımız söylenemez.
6-İnsanın
Zararına Neden Olacak Yemin ve Adakları Kolaylaştırmak Esastır:
Eyyûb
(a. s) önceleri kavminin en zengini iken, hastalığı esnasında
iş göremez olmuş, sahip olduğu serveti gün be gün kaybetmiştir.
Öyle ki; karısı akşam kocasının bakımını yaparken gündüzleri
geçimlerini temin için evlere gündeliğe gider. İşte o günlerden
birinde hanımının
eve geç gelişine sinirlenen Eyyûb (a.s) iyileştiği
taktirde, yüz sopa vurmaya yemin eder.
Allah
şifa verdiğinde bu yemini yerine getirecektir. Ancak burada
aile geçimimin bozulması, bir insanın zarar görmesi söz
konusudur. Allah, kuluna zulmedilmesine, hele hele eşlerin
huzurunun kaçmasına asla razı olmaz. Bu konuda ayet gelir:Bir
de: "Eline bir demet sap al da onunla vur ve yeminine ters
düşmüş olma!" dedik.
Biz onu sabırlı bulduk.
Ne güzel kuldu o! Bize yönelen, yakaran biriydi o.
(Sad/44)
Ayetle
yemin kolaylaştırılır, odun, sopa yerine yeşil otlardan yüz
tane derleyip demet yaparak vurması emredilir. Amaç yeminin
yerine gelmesidir. Ot demetinin acı vermesi zaten söz konusu
değildir. Burada dikkât çeken; Allah kendi adına yapılan yemini yine kendisi kolaylaştırmıştır.
Bu usul, sonraları İslam Âlimlerine ilham olmuş, devlet ya
da insan aleyhine bazı yeminler kolaylaştırılarak yerine
getirilmiştir.
Mesela, Osmanlının kuruluş devresinde bir
seferden zaferle dönerse yirmi cami yaptıracağına yemin
eden Yıldırım Beyazıt’ın
bu sözü,
âlimlerce yorumlanır ve yirmi cami yerine, yirmi kubbeli bir cami yapılırsa yeminin yerine
geleceğine dair fetva verilir. Çünkü, kuruluş aşamasında
olan devlet kasasından bir anda yirmi camilik bütçe ayrılması
maliyeyi sarsacaktır. Yirmi kubbeli tek cami yapılır. O cami;
Bursa Ulu Camiidir.
7-Kadın
Çok Değerlidir, Dövülmez!.. Onun Saadeti İçin Yemin Dahi
Bozulabilir:
Yukarıda
anlattığımız olaydaki bir başka yön de budur. Anneler, Hanımlar
kutlu varlıklardır. Dövülmeleri
insanlık dışı
bir davranıştır. Yemin bile Allah tarafından kolaylıkla
uygulanmışsa, hâlâ İslam
kadın dövmeyi emreder diye düşünenlere Sad/44’ ü
dikkâtli okumalarını tavsiye ederiz.
8-Şifa
Ümidi Olmayan Hastalık Yoktur:
Allah
devasız dert yaratmamıştır. Yetmişini geçen bir Nebi, ağır
dertten şifa bulmuş ise, biz insanlar ümitvar olmalıyız.
Sabır;rahmeti çeken bir paratoner gibidir.
Yeter
ki, isyan edilmesin. Eyyûb (a. s), tüm hastalar için sabır
ve ümit abidesidir. Ve
ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan
bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir
ibret olsun.
(Sad/43)
9-Zenginlik-Güç-Kuvvet-Makam
Kalıcı Değildir. İnsan Sonunu Düşünmeli, Ona Göre Yaşamalıdır:
Eyyûb
(a. s) yaşadığı toplumun hatırı sayılır bir zengini
iken, ciddi bir derde düşmüş hem de gücünü kaybetmiştir.
Emrinde maaşlı kişiler çalışırken, eşini ücretli işe gönderecek
kadar mali kayıp yaşamıştır. Makamı, Gücü, Parası,
Serveti ve Malını kibir-gurur vesilesi sayarak böbürlenenler,
günün birinde
düşmeyeceklerinin garantisini kimden aldılar?!...
10-Kişinin
İmtihanı Dindeki Samimiyeti Kadardır:
Kur’an’ın
çeşitli ayet ve surelerinde Peygamberlerin uğradıkları
belalar ve sıkıntılar tasvir edilir. Bazen , ne büyük
imtihanlar vermişler demekten kendimizi alamayız. Kişinin sınavının
ağırlığı dini yaşamadaki hassasiyeti ile doğru orantılıdır.
Dinde samimi olanların, ahirette sevapları artsın, makamları
yükselsin diye sınavları ağırlaştırılır. Sınavları en
ağır olanlar;dinde en önde olan Nebi ve Resullerdir. Bu
hususu Resulullah (s.
a. v) şöyle açıklar:"Peygamberler,
sonra büyüklükte onlara ve bunlara yakın olanlar çok
belaya uğrar. Kişi diyaneti nispetinde belaya maruz kalır.
Kim dininde şiddetli ve sağlam olursa onun belası da
şiddetli olur.
Şayet dininde zayıflık varsa,
Allah onu da diyaneti nispetinde imtihan eder.
Bela kulun peşini
bırakmaz. Tâ o kul, hatasız olarak yeryüzünde yürüyünceye
kadar."
(Tirmizi,
Zühd 57)
11-Sabrın
Ödülü Dünyada Alınacaktır:
“Sabreden
derviş muradına ermiş” özdeyişi ile tevekkül eden insanımız,
ekonomik şartların ağırlaştığı son dönemlerde ümidini
yitirme noktasına gelmiştir.
Sabredenler
dünyada huzura erecekleri yerine ödülü ahirette
beklemektedirler. Oysa Eyyûb (a. s) kıssasında ortaya
konan;sabrın ödülünün dünyada da verileceğidir. Büyük
mutluluğa erecek olanlar, büyük mutsuzluklara sabredenlerdir.
Bunun en büyük delilidir Eyyûb (a. s). İşte O’nun ödülü
ile ilgili ayet:
Ve
ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan
bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir
ibret olsun.
(Sad/43)
12-En
Güzel Dualardan Biri Eyyûb(a. s)un Duasıdır:
İbadetlerin
en büyüğü duadır. Kur’an’da Salat (Namaz) kelimesinin
Arapça’daki anlamı da duadır. Mümin duadan uzak kalmışsa
hayırdan yoksun
demektir. Duada kullanılacak en güzel cümleler;
Rasul ve Nebilerin ağzından çıkmıştır. Sabırda
mesafe almak dileyen kardeşlerimiz için işte Eyyûb (a. s)’ın
Kur’an’da geçen duası:
OKUNUŞU:“Rabbi
ennî messeniyeddurru ve ente erhamurrâhimîn”
ANLAMI:
"Dert
gelip çattı bana; sen, rahmet edenlerin en
merhametlisisin.
". (Enbiya/83)
Bu
duayı ezberleyip vird (belli
sayılarda günlük tekrar) haline getirir, kendinize ve
hastalarınıza okursanız büyük faydalar elde edersiniz.
Unutmayın, en bahtiyar hastanın duası bu!...
****
Dostlar;
Naçiz kardeşiniz Eyyûb (a. s) kıssasını bu kadar OKUYABİLDİ.
Umarım sizler daha fazlasını OKURSUNUZ.
Kur’an
kıssalarını incelemeye, gelecek yazılarda devam edelim inşallah.
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 06.05.2003
asitane1967@yahoo.com
http://gulizk.com
|