|
 
azı
başlığına bakıp bana,
Görmenin yanlış değerlendirme
ile ne alakası olabilir diyebilirsiniz...
İlişkisi
var...
Hem de, sanıldığından
da fazla bir şekilde!..
Bir
Çin ata sözü şöyle der:
“Gördüklerinizin
yarısına, görmediklerinizin hiç birine inanmayın...”
Oldukça
ilgi çekici bir ikaz bu...
Mistizm’de,
başka şekillerde anlatmış görme ile ilgili ayrıntıları..
“Gözler, O’nu idrak edemez,
fakat O, görüşleri idraktadır.”
( Enam/ 103)
“Sen, Ben’i göremezsin ya
Musa!.."
( Araf/ 143)
“Onlar, sadece
ZAN’a tabi oluyorlar... Zan ise Hakk’tan hiçbir şey ifade
etmez..”
( Necm /28 )
Kısaca,
bireyi gaflete düşmekten alıkoyan hüküm şöyle,
“Zan,
haktan bir şey ifade etmez...”
Zan’nı
oluşturan ortak nokta ise temelde idrakın ve gözün getirdiği
muhtemel yanılgılar...
Bu
verilerin tümüne bir nedenle karşı koyan birey, yaşamının tamamını, şirke yol açan
ve adeta onun hammadesi sayılabilcek bir duyguyla yani, “Zan“ la geçirir.
Zan’na
yol açan en önemli faktör, beş duyunun
en önde geleni “Göz" aracı sayesinde olmaktadır. Göz’ün, bireyin yaşamında
oluşturduğu olumsuz koşulları kolay kolay tahmin
edemezsiniz...
Santimetrenin onbinde dördü ila
sekizi arasında sıkışıp kalan ışınların, beyinde
oluşturduğu mana ve bu kavrama önceden tesbit ettiği eş değerdeki
bir şekille bütünleşmesi sonucu görme denen olgunun oluşması,
varlığı tanıma aşamasında insanı yanıltarak,
öze ait bilgilerden yoksun ise
sanırım kolaylıkla belini doğrultamayacak seviyeye
gelecektir.
Zira gördüğü şey tek varlığın çeşitli suretleridir..
Göz
neticede görevini yapar,
tek olan varlığın görüntüsünü çoğaltır.
Varoluş gayesine
ışık tutmayı amaçlayan sufizmin önde gelen isimlerinin çoğunluğunun
bu saplantılarda kalmaması için
mütemadiyen vurguladıkları ortak bir öğütleri var.
"Ey Ademoğlu
beş duyudan geçmenin yolarını aramalısın..."
Yani,
bir bakıma, duyu araçlarıyla yaşamaya adapte olma ..! onların
seni etkilemesine müsaade
etme ki, yaratılışında amaçlanan hedefe
ulaşılabilesin... Sufi felsefe
varlığın tek oluşunu hedeflerken
bunu çeşitli şekillerde dile getirmektedir...
Abdülkadir
Geylâni Hz.leri, Risâle-i Gavsiye
isimli eserinde:
“Ya Gavs, beni gören sualden mustağni olur..."
sözü ile, mustağni olanın, bildiğimiz madde gözü ile olayları değerlendireni
değil, basiret gözü ile yaşantısına istikamet vereni kastetmiştir. Nitekim
Basiret gözüyle bakan, aykırı gibi görülen birçok olayın sebebini tesbit ediyor, bununla kalmayıp
o fiili oluşturanın tek varlık olduğunu idrak
ediyor.. Baş gözüyle olaylara bakanın
bu düşünceye varması
beklenemez.
Yani göz
boyutu bireyin algılamasında her zaman egemenlik oluşturarak
yanılgıya, zan’na sebep olabiliyor.
Abdülkadir
Geylâni Hz.lerinin bu enfes açıklaması bir başka uyarıcı
ata sözü ile çakışıyor.
“Görene, Köre ne?.."
Kör derken, görüp de algılayamayan anlaşılmalıdır,
yoksa gözlerin kör
olması değil!...
Bu
yönde bakın Hace
Alâeddin Attâr’ın, bireyi çokluk
zannından kurtaracak şu beyiti
ne kadar anlamlı:
“Kalmasın,
Sen’den eser asla,
Kemâl
budur ancak !...
Var’ını, Yok
eyle vahdette,
Visal budur ancak!.."
Bir
hususa açıklık
getirmek faydalı olacaktır. Yani, göz duyusu yanılgıya
sebebiyet verdiği için acaba nasıl bir tedbir almalı.?
Görülenlerin,
bir nedenle idrakda oluşturacağı çokluk kavramının, insanı
Allah’tan perdeleyebileceği akıldan çıkarmamak herhalde
iyi bir değerlendirme olur.
Uzun
uzun tartıştığımız konularda, görmenin ve zannın
yaratabileceği tehlikeyi
asla unutmayalım..
Bodrum
- 13.06.2001
http://sufizmveinsan.com
|