2.Bölüm

Bu uzaklaşma bizim gözlemleyebildiğimiz evrenin sınırlarında ışık hızına yakındır. Büyük Patlama’nın her yönden eşit olarak algılanan “fosili” olan bu fon paraziti sâdece 2.7 Kelvin sıcaklığındadır. Amo A. Penzias ve Robert W Wilson 1965’de ilk ölçümleri yaparken önceleri bu “parazitin” âletlerinin üzerine düşen güvercin pisliklerinden kaynaklandığını zannetmişlerdi! İlk patlayan şeyin ne olduğu konusunda muhtelif kozmolojik teoriler mevcuttur; fizik bilgini Alan Guth “bütün evren kararsız bir enerji alanının bir kuantum - mekanik çalkalanması sonucunda meydana gelmiştir” diyerek Big Bang’i izaha çalışmıştır. Bu karmaşık bilimsel ifâdenin günlük lisana tercümesi, maddesiz saf enerjinin bir varoluşa sahip olmadığı hatırlanacak olursa, “her şey hiçlikten meydana geldi” şeklindedir. Bilim tarihinin klâsik cilvelerinden biri olarak kaydedelim; bir papaz olan George-Henri Lemaitre 1920’lerde ve daha sonraları, 1940’larda ünlü fizikçi George Gamow ilk olarak Big Bang fikrini öne sürdüklerinde bilim dünyası gülüp geçmişti! Bilebildiğimiz evrenin büyüklüğünü dahi zihnimizde canlandırmamız âdeta imkânsız olmakla beraber, bir fikir verebilmek işin şu örneği verelim: Eğer ışık hızıyla giden bir taksiye binseydik, bir uçtan öbürüne ancak otuz milyar senede varabilirdik!

Bütün bilimsel bulgular Büyük Patlama’nın lehine olduğu için, bu teori a fortiori bir özellik kazanmıştır. Materyalist yaklaşımı korumak ve Büyük Patlama fikrinin dinlerle bilimin buluşması anlamına gelebileceği kaygısıyla, yaratılış kavramını silmek için ortaya atılmış Durağan Hâl Teorisi (Steady State Theory) ise evrenin ezelden beri böyle olduğunu, birbirlerinden uzaklaşan ve kaybolur gibi görünen maddenin yerine, sürekli olarak yeni maddenin “oluştuğunu” iddia etmektedir. Büyük Patlama’nın kalıntısı olan fon gürültüsünün ve mütemâdi genişleme-uzaklaşmanın keşfiyle, bu teorinin pek prestiji kalmamış durumdadır. Büyük Patlama’dan hemen sonraki ilk anlarda neyin nasıl olduğuna dâir kesin bilgilerimiz yok fakat oldukça güvenilir bilimsel kestirmeler mevcut. Büyük Patlama’dan 10-36 saniye sonra (saniyenin milyonda milyonda milyonda biri) evren bir bezelye cesâmetindeydi ve sıcaklığı 1015 (10 milyar milyon milyon) santigrat dereceydi. 1/100 saniye sonra evrenin sıcaklığı yüz milyar santigrat civarındaydı. Bu sıcaklıkta madde plâzma hâlindeydi ve atomlar oluşmamıştı. 1/10 saniye sonra sıcaklık otuz milyar, 1 saniye sonunda on milyar, 14 saniye sonra da üç milyar dereceye indi. İlk üç dakikanın sonunda ise bu rakam bir milyar dereceydi. Soğumayla beraber elektron, pozitron, nötrino ve foton gibi parçacıkların oranları, yapım ve yıkım süratleri de değişti. Soğuma ve genişleme sürdükçe, birkaç yüz bin sene zarfında elektronlarla çekirdekler birleşerek hidrojen ve helyum meydana geldi. Zamanla daha büyük atomlar, moleküller, uzay cisimleri ve galâksiler, güneşler, gezegenler oluştu. Büyük Patlama’dan sâdece 2 milyar sene sonra dahi galâksilerin oluştuğunu biliyoruz. Evrendeki güçler elektromanyetik güç, zayıf nükleer güç, kuvvetli nükleer güç, çekim gücü gibi tiplere bölündü, ama aslında hepsi aynı gücün yansımaları olmalıydı. Kayıp madde, antimadde, karadelikler gibi oluşumların varlığı sonraları keşfedildi. Kaotik gibi görünen bu gelişmelerin müthiş bir kozmik bütünlük içerisinde seyrettiği inkâr edilemez bir manzara arz etmektedir. Gerek cansızlar gerekse canlılar âleminde tekâmülün tipik hususiyetleri şöyle özetlenebilir: a) Evrim, dâima, daha basitten daha karmaşığa doğru olmuştur;

b) Evrim, dâima, muhafazası daha kolay olandan daha zor olana doğru olmuştur;

c) Evrim, dâima, ihtiyacı kalmayan öğelerini bertaraf edip, gerekli alan öğelerini inkişaf ettirerek cereyan etmiştir,

d) Sonuç olarak evrim, dâima, daha sofistike ve frajil sistemlerin gelişmesi yönünde gerçekleşmiştir. Halbuki, entropi kanunu muvacehesinde olaya bakarsak, bunun tam aksinin cereyan etmesi, her şeyin dağılıp gitmesi gerekirdi!

Neden öyle olmadı? Güneş sistemi ve dünya yaklaşık 4.6 milyar sene kadar önce oluştu. En eski kayalar 3.8 milyar sene önce teşekkül etti. Prekambrian Çağ jeolojik tarihin ilk 4 milyar senesini (%85'ini) oluşturur. Paleozoik Çağ 600 ilâ 225 milyon yıl öncesine kadar sürmüştür ve jeolojik zamanın %10'unu oluşturur. Mezozoik Çağ 225 ilâ 65 milyon yıl öncesine verilen isimdir ve %4'lük kısmı kapsar.

<devam edecek>

İstanbul - 29.11.2001
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail