|

Fenomenlerin
bazılarında tıpkı hipnoz örneğinde olduğu gibi, sadece
insanların olayları görebilmesine karşın, kamera...vb. alıcıların
hiçbir şey kaydetmemesi de söz konusudur. Bazılarında ise
bunun tam tersi olarak, yani sadece alıcı aletlerin kaydedip
(ya da o topluluktan birkaçı haricinde) insanların algılayamaması
durumu da olabilmektedir.
Çünkü
ışınsal kökenli varlıklar, tıpkı beyne gönderdikleri
belli frekanslarla, birtakım etkilerde bulundukları gibi, film
üzerindeki kimyasalları etkileyip bu yapıları uygun şekilde
yönlendirerek istenilen fenomenlerin görüntülenmesini,
seslerinin alınmasını oluşturulabilmektedirler. Zaten kaba
bir anlatımla, kuantum boyutlarında, görünen hiçbir
fiziksel etki olmaksızın, atom-altı tanecikler arası
enerjinin, dolayısıyla da bilgi transferinin neden olduğu
kuantum altı etkileşimlerinin varlığı, doğal olarak
(otomatikman) madde boyutunda, ölçümleye(meyeceğimiz)mediğimiz,
ancak, maddeler (nesneler) arası “kuanta”alış verişi
sonucu metafiziksel fenomenleri açığa çıkartacak şekilde
kendini göstermesi kuantum fiziğinin temel öngörüsüdür.
Bu
nedenledir ki, kayıt esnasında hiçbir anormal görüntü ile
karşılaşmaksızın, bunların görüntülerinin çekimlerden
sonra açığa çıkışı söz konusu olabilmektedir.
Mesela,
anne, baba, sevgili,...vb bir yakının ölmeden önce, o kişiyi
daima koruyacağını ve yanında olacağını belirtmesi ve ölmesiyle
birlikte, daha sonraki fotoğraflarda (bu arabada, arka koltukta
veya evinde, sokakta iken... yanında) belirmesi ya da medyumların
çevresinde, mezarlıklarda, dikili taşlarda, tarihi olayların
geçtiği mekânlarda, arkeolojik alanlarda,müzelerde,ibadethanelerde,eski
şato ve ıssız ( veya şu an için kullanılmakta olan)
evlerde çekilen fotoğraflarda birtakım insanlar çeşitli kıyafetler
içinde görüntülenebilmekte ve hatta ses bantlarına alınan
kayıtlarda bu tür varlıkları n (gerçekte cinlerin) çıkarttıkları
sesler ve konuşmalar belgelenmektedir.
Bununla
birlikte, video filmlerine çekilen UFO görüntülerinin bazıları,
mesela; sadece kameraya ve onu çeken kişiye görünebilirken,
caddede otomobil kullanan veya yürüyen insanlara, UFO yolun
3-5 m üstünde olmasına karşın hiç görünememektedir. Ayrıca
bunun tam tersi olan durumlar da mevcuttur.
Bazılarında
ise, fenomenler herkese göründüğü gibi, aynı biçimde görüntülenebilmektedir.
Mesela,
spritizma celselerinin birinde
elleri ve ayakları bağlanmış olarak uyumuş olan Jack
Weber adlı bir medyumun yanında bulunan bir masa, insanların
gözleri önünde,görülmeyen kimselerce kaldırılmış olarak
görüntülenmiştir.Buna benzer ayrı seanslarda da,ışınsal
varlıklar tarafından, medyumdan çıktığı izlenimi verilen
ektoplazma vasıtasıyla materyalize edilmiş olan bir varlığın,
eline tutuşturulan bir kitabı (nesneyi) tutabildiği,
kavrayabildiği, kaldırabildiği de seansa katılanlarca görülebildiği
gibi, kızıl ötesi teknikler kullanılarak çekilen fotoğraflarda
da görüntülenebilmiştir.
Buna
örnek olarak, Brezilya’nın en yüksek tirajlı dergilerinden
biri olan “O’cruzeiro” da yayımlanan on dört sayfalık
bir röportajda, aynı ülkenin Uberaba kentindeki hükümet
doktoru da dahil, on dokuz kişilik doktor heyeti önünde yapılan
spiritizma celsesinde, celseyi takip eden iki doktor ve aralarından
demirlerin içinden süzülerek geçen ruh (cin) eline verilen
kitabı okunurken görüntülenmiştir.
Bu
fenomenlerin bir diğeri de, Belçika kralı Leopold’un eşi
olan Kraliçe Astrid’in 1935 yılında geçirdiği bir araba
kazasında hayatını kaybetmesinden sonra, bir medyum olan
Neilson tarafından düzenlenen birçok celsede insanların gözleri
önünde maddeleştirilerek görüntülenmesidir.
Bununla
birlikte,bazı spritizma seanslarında medyumun ses tellerini
kullanarak konuşan cinlerin sesleri oldukça fazla sayıda kayıt
edilmiştir. (Dünyanın en ünlü bilim adamlarınca ve
laboratuarlarında test edilen bu kayıtlar şüpheye yer
vermeksizin onaylanmış durumdadır.Ayrıca yazı türü makale
olduğu ve okuyanların da etkilenmesini göz önüne alarak
resimleri yayımlamıyorum).UFO fenomenlerindeki, üstün varlıklardan
alınan tebliğlere benzer olarak,ölü Ruhlar ile temasa geçen
ve onlardan mesleklerine göre bilgiler alan medyumların ortaya
koydukları veriler de titizlikle incelendikten sonra onaylanmış
durumdadır. Bunlara bir örnek
olarak, Rosemary Brown adlı bir kadının trans
halindeyken, ünlü kompozitör Frederik Chopin’ in ruhu tarafından
c minör etüdünün kendisine dikte ettirilmesini ve diğer
bestecilerle de iletişim halinde olarak,onların yüzyıl(lar)
önce ölmelerine karşın aynı tarzdaki yeni bestelerini
(kimileri de şairlerin şiirlerini) yayınlamasına aracılık
etmesini gösterebiliriz.
Benzer
olarak, İngiltere Cambridge’den Mathew Manning de trans
halinde görüştüğü yine ölmüş olan birçok ünlü ressamın
stilinde resimler yapmıştır.
Yine
spirtüalistlerin iddialarına göre, “aslında dünyada büyük
olaylarla,buluşlarla,görüşlerle derin izler bırakan üstün
yetenekli insanlar,kitleleri büyük Ruhsal uyanışa hazırlamak
için uzaylı varlıklar tarafından görevlendirilmiş
insanlardır. Bu nedenle de,İsa(as),Musa(as),Hz Muhammed
(sav),T.C’nin kurucusu M.K. Atatürk,Einstein, Elvis Presley
...vd. kişiler de insan görünümünde
birer Cin, uzaylıdır.”Bir kısmı da, bunların birer
üstün insan olup sadece üst düzey varlıkların (uzaylıların)
aracılığını yaptıklarını söylemektedir.
Üniversiteye
hazırlandığım yıl, kız kardeşimin arkadaşlarıyla
birlikte biraz daha amatörce düzenledikleri böyle bir seansa
bizzat katılmıştım.Her ne kadar pozitif bilime gönül vermiş
olsam da,bildiklerimizin,bilemediklerimizin yanında bir hiç
kaldığı gerçeğinden yola çıkarak önyargısız bir biçimde,
izleyici olarak bulunduğum
bu seansta çağırılan ruha sorular soruluyor ve benim
bilemediğim ama onların bildikleri gizli şeylerin cevabı alınıyordu.Elbette
bu benim için yeterli bir şey değildi.(Zaten onların da bana
bir şey inandırma gibi niyetleri yoktu.Sadece karşı çıkıp
işlerini bozmamam yeterliydi.)Aslında beni en çok etkileyip
ilgimi çeken, bu seansın sonlarına doğru sorulan bir sorunun
cevabı idi.Çünkü o zamana kadar hiç kimse tarafından
bilinmesi mümkün olmayan bir soru idi ki, kısaca şöyleydi:
Kız kardeşimin bir arkadaşı onun bu tür şeyle ilgilendiğini
öğrenir öğrenmez bize telefon ederek evine hep geç gelen
kocasının neler yapmakta olduğunu bu yöntemle öğrenmesini istemişti. Kardeşim de bu soruyu
seansta sordu.Sorulan sorulara cevap o kadar net gelmişti
ki,adamın kendine tuttuğu metresin ismi, kaldığı
semt,apartman dairesi ve numarasına kadar bilgi verildi.Bunun
tamamen doğru olduğu haberi de birkaç gün içinde geldi.Daha
sonra bu tür seansların ne kadar tehlikeli olabileceğini,
yine kardeşimin deneyimlediği ve benim de bire bir tanık olduğum
olayla anlamış oldum.
Kimileri
ise, ölmüş ünlü insanların ruhlarıyla telepatik yolla
kurdukları irtibatla, dünyanın ve insanlığın geleceği ile
ilgili kehanetleri alarak kendilerini,insanlığın bu yanlış
yönlere sapmaması ve birbirlerine zarar verip yok etmelerini
önlemek için benzerleri gibi,hümanist duygularla kurdukları
derneklerle tüm hayatlarını insanlığa adamaktadırlar.
Kameralara
yansıyan bir vaka da,öncesinde de hayaletlerin görüldüğü
ve civardaki insanların bu ve buna benzer ilginç
olaylara tanıklık ettikleri İngiltere’nin Oldham’
da bulunan Butterflies isimli gece kulübünde yaşanmıştır.
Binanın boş ve tamamıyla kilitli olmasına karşın,
birden binanın güvenlik alarmları çalmaya başlamış
ve bu durum karşısında hemen binaya dolan
polisler,birilerinin içeriye girdiklerine dair en ufak bir iz
bulamamışlardır.Binanın içine hiç kimsenin girmediğinin
anlaşılması üzerine bu sefer de güvenlik kameraları
incelenmeye alınmış ve görüntülerde bir adamın görüldüğü
ve içerideki koridor boyunca yürüyerek kapalı
bir kapının içinden geçip kaybolduğu kaydedilmiştir.
Gerçekte
cinlerin neden oldukları, ama bunların batı dünyasında
bilinmemesi nedeniyle de “hayalet” veya “öbür dünyaya
gidemeyerek huzur bulamamış ölü insan ruhları” olarak
adlandırılan varlıkların görünmelerinden önce, tanıkların
yoğun bir soğukluk hissetmeleri dolayısıyla, geliştirilen
bir alet ani ısı değişikliklerini kayıt etmekte ve bu
durumu da bir sinyalle bildirmektedir.Bir başka geliştirilmiş cihaz da Spider
olarak adlandırılan alettir ki, bu da ani ve çok büyük
elektromanyetik alan değişimlerini algılayarak o bölgenin
fotoğraflarını çekmektedir.Bu yöntemle çekilmiş birçok
resim bulunmaktadır. Bunların birinde, İngiltere’deki
Ruhsal Araştırma Merkezi(ASSAP) tarafından Dover Castle da
kendiliğinden açılıp kapanan kapının görüntüleri ile
kapı çalma sesleri konunun uzmanlarınca kaydedilmiş durumdadır.(Bkz.
Akaşalar/www.Sufizmveinsan.com/fizik)
Ayrıca,
tamamen sessiz olması gereken ortamlara yerleştirilen
teyplerin normal olarak hiçbir şey kayıt etmemesi gerekirken,
işin böyle olmadığı, yani bantlara kaydedilmiş birtakım
seslerin olduğu ve bunların da çok garip özellikler içerdiği
belirlenmiştir. Bu konuyla ilgili olarak,Litvanyalı bir
psikolog olan Konstantin Raudive’nin geliştirmiş olduğu
cihazların böyle bir ortamda kaydettikleri “yetmiş bin”
konuşmanın yüzde yüz net olmasa da çalışma arkadaşları
ile sordukları birtakım sorulara verilmiş hazır cevaplar
oldukları açıkça görülmüştür.
Zaten
aynı sisteme dayanan, insan düşüncesinin filmleri etkilemesi
söz konusu olabilmektedir ki, buna da “Thoughtography”adı
verilmektedir.Böyle bir olayı Amerikalı Ted Serios adlı kişi
gerçekleştirmiştir, içinde film olan bir fotoğraf
makinesini başına doğrultarak beyin gücü ile görüntüler
oluşturabilmiştir.Birçok psişik deneyimler
(pk,poltergeist...vb) yaşayan Stella Lansing de fotoğraf
filmleri dışında kamera filmleri üzerinde de benzeri
etkilerde bulunmuştur.Başta bu konu üzerinde yıllardır çalışan
Psikiyatrist Dr. Berthold Scwarz ve onun gibi birçok bilim adamı,
yaptıkları yüzlerce denemeler ve detaylı incelemeler
sonucunda, bu tür insanların hile yaptıklarına dair en ufak
bir şüphe,ipucu bulamamıştır. Zaten deneysel şartlar, hile
yapılabileceği göz önüne alınarak defalarca düzenlenerek
oluşturulmaktadır.
Hal
böyle olmasına karşın, yine de bunların birer hile
olabileceğini düşünen bir illizyonist, böyle bir güce
sahip olduğunu mesleğini gizleyerek belirtir ve bu nedenle de
incelenmesini ister.Fakat böyle bir özelliğe sahip olmamasına
karşın, yukarıda anlattığımız gibi olmasa da benzer bir
fenomen gerçekleştirir.Bunu gerçekleştirirken de tek yaptığı
şey, araştırmacılardan birinin o an için dikkâtinin bir başka
yere kayması dolayısıyla elinin biriyle kamerayı beynine
yaklaştırarak düğmesini açıp kapamasıdır ve böyle basit
bir olaydan yola çıkarak da bu tür fenomenlerin olamayacağını
iddia eder. Ancak dikkât edilirse, bundan önce anlattığımız
olaylar bunun gibi basit ve ilkel düzeyde olmayıp bunda olduğu
gibi, bir örnekten yola çıkılarak bütünsel bir yargıya
varılan fenomenlerle de uzaktan
yakından alakası yoktur.
Zaten bu bilimselliğe de aykırı bir durumdur.Çünkü bu ve
benzeri fenomenler,bir,iki,üç deneme değil 30-40 yıl boyunca
bilimsel kriterler göz önüne alınarak onlarca, yüzlerce
denemeden sonra elde edilen sonuçlardır ki, bunlar da
laboratuarlarda ,o kişinin değil, bilim adamlarının oluşturduğu
şartlarda, yani kurdukları çeşitli mekanizmalarla yapılan
deneylerdir ve bu konuda illizyonistlerden de yardım alınmaktadır.
Bu
konuda gözden kaçan diğer noktalar ise;bu tür fenomenlerin
çürütülmesi için ele alınan olayların, güçlü
delillerden çok, parapsikoloji açısından da pek değeri
olmayan vakalar olmasıdır.Bunları da açıklayabilmek için
seçtikleri yolda (gösterilerde) bu fenomenlerin ortaya çıktıkları
şartların ötesinde (yani buna uymayan şartlarda) kendi hazırlamış
oldukları alet ve ortamları kullanarak göstermeleridir. Bunun
da,o fenomenin sadece bir iki yönüne açıklık getirebileceğini
kabul etsek dahi (olayın bütünü ele alındığında)diğer
birçok bölümüne açıklama getiremedikleri gibi bu yanları
da hep göz ardı etmektedirler.Bu noktalar ele alındığı
takdirde,ileri sürülen alternatif çözümler de çürümektedir.
Buna sadece bir örnek verirsek,O.B.E ve Ö.Y.D fenomenlerinin
olamayacağı yönünde çalışma sürdüren Psikolog Dr. Sue
Blackmore, bu deneyim sırasında deneyimcilerin rahatlık ve
huzur duygusunun kriz durumlarındaki beyne yönlenen doğal
endorfinlerden, görülen ışık vizyonlarının da ,beyin hücrelerinin
bölünmesi esnasında sinir hücrelerinin yanmasından
kaynaklanmakta olduğunu ve de beden dışına çıkma sanısını
doğuran fenomenin ise,devre dışı kalan bilincin neden olduğu
ego kaybından ileri geldiğini belirtmesine karşın,
Georgia’daki bir sağlık kuruluşunda Kardiyolog olan
Dr.Michael Sabom da bu fenomenlerde görülen halüsinasyonların
beynin deneyim esnasında oksijensiz kalmasından oluştuğunu söylemekteydi.
Ancak, yine kendi tarafından yapılan incelemelerde bu vakaların,beynin
oksijen açısından normal olduğu durumlarda da meydana geldiğini
gösterdi.Sonuçlar bu kadarla da kalmıyordu.Çünkü,ameliyat
sırasında, deneyimcilerin çevreleri hakkında verdikleri
bilgiler o kadar ayrıntılı,incelikli idi ki, o kişilerin
kesinlikle bilemeyeceği yerlere konan karmaşık nesneleri bile
tanımlayabilmişlerdi. Bu durum şüphecilerin “bilinç tam
örtülü olmadığı için çevresindeki birtakım şeyleri algılıyor”
türünden basit tezini de çürütüyordu. Bu konu hakkında en
ilginç olanı da,ancak bu fenomeni yaşayan birimlerin
bulabileceği (görebileceği)gizli noktalardaki çeşitli
rakam, harf ve çeşitli şekiller içeren şifre deneyleridir.
Bunlarda da yüzde yüz başarı sağlanmıştır. Zaten, büyük bir
bozunmaya uğrayan, darbe alan bir beynin böyle sağlıklı çalışmasının
beklenemeyeceği bilimsel bir gerçektir.
Bununla
birlikte;bu konular hakkında alternatif yorumlar yapılırken dünyanın
çeşitli ülkelerinde gerçekleştirilen Laboratuar deneyleri
ve bilimsel bulgular işin içine hiç sokulmamakta, hep bir
veya birkaç şüpheli, kesinleşmemiş olay üzerinde
durulmaktadır. Kaldı ki, tüm bu fenomenler göz önüne alındığında
öne sürülen alternatif çözümlerin hiçbiri bilimsel bir
kavramla çürütülememektedir. Çünkü, modern bilimin gelişmesi,
yanılgıları bir kenara bırakırsak,bu tür fenomenlerin oluşmasını
açıklamakla kalmayıp, bunların olağan şeyler olabileceğini
bize göstermektedir.
Ayrıca,
bu fenomenlerin ortaya çıkış sayısı, bir, iki, üç değil;
olayın türüne göre dünyanın hemen hemen her bölgesinde
sayılamayacak kadar çok bulunmaktadı. Aksi bir durum olsa bu
sayının önemsenmeyecek kadar az olması gerekmez miydi?
Bu
fenomenlerin bir kısmı,laboratuarlarda veya çeşitli
ortamlarda, türüne göre isteğe bağlı veya çeşitli
nedenlerle bizim henüz tespit edemediğimiz ama
astrolojik,ortam enerjisi,ışınsal birtakım merkezlerden...vb
kaynaklanan etkilerinin göründüğü, belli bir zamana bağlı
olmaksızın tekrarlanabilir fenomenlerdir.Tıpkı, dünyanın
hemen hemen her üniversitesinde bilimsel olarak araştırılan
ve mekanizmasının bilinmesine karşın, bizim tespit etmekte
aciz olduğumuz yine var olan
nedenlerden dolayı, zamanı önceden tam olarak
kestirilemeyen ve içinde olasılık barındıran (yani kontrolsüz
olan), hava tahminlerinin ve depremlerin, tekrarlanabilir
olaylar olması gibi.
Bunun
yanında; şüpheciler mantık dışı,imkânsız olarak gördükleri
fenomenleri açıklamak için yine mantık ve ihtimal dışı
tesadüflere sığınmaktadırlar. Bazen de görüşlerini saçmalık
boyutlarına kadar götürerek bu fenomenleri çok basit şeylermiş
gibi göstermeye çalışıp yangından mal kaçırırcasına,yüzeysel
açıklamalarla geçiştirmek suretiyle de, hemencecik yargıya
vararak olayı sonuçlandırma amacını gütmektedirler. Oysa
bilimsel çalışmalar, kısa bir zaman dilimi içinde değil,
uzun vadeler göz önünde bulundurularak ele alınmaktadır.
Zaten bilim tarihinde de,bir düşüncenin teoriden çıkıp
deneysel sahada kendini gösterebilmesi için onlarca yıl
beklendiğine dair örnekler bulunmaktadır.(Bazıları ise,gerçek
olmalarına karşın,hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecektir.)
Günümüzde,medyumların Amerika’daki bazı eyalet polisleri
tarafından kullanıldığı ve imkânsız gibi görünen birçok
olayı aydınlatarak çok büyük yardımlarda bulundukları artık
sır değil.(Bu sadece Amerika’yla sınırlı değildir)Bir
medyum ve duru görür olan Hollandalı Gedard Croisset de
ikinci dünya savaşında öldürülen askerlerin toprak altındaki
cesetlerin kimlik tespiti için kullanılmış ve çok önemli
başarılar elde etmiştir. Amerikan federal hükümeti de yılda
ortalama onlarca milyon dolar harcayarak bu tür olayların araştırılmasını
temin etmekle birlikte, elektromanyetik dalgaların canlılar üzerinde
ne tür etkilerde bulunduğuna ilişkin araştırmalar içinde bütçeden
milyonlarca dolar pay ayrıldığı da bilinmektedir.Ayrıca CIA
gibi birçok haber alma örgütünün de,Duru görü,OBE
deneyimleyen ve diğer psişik güçlere sahip kişilerden
faydalanarak onları casusluk işlerinde kullandığı ve hatta
bunlardan birinde, İgno Swan adlı birçok psişik yeteneğe
sahip (aslen ressam) ünlü medyumun, Amerikan ordusu içinde
gayri resmi olarak kurulmuş olan bir birimde, üst düzey
askeri yetkililer ve bilim adamları ile birlikte yapmış
oldukları çalışmaların bir kısmı tüm ayrıntılarıyla dünyaca
ünlü Discovery Channel’da yayımlanmıştır.(Bkz.Maddenin Gölgesi/www.sufizmveinsan.com/fizik)
Bundan
ayrı olarak yapılan bir deneyde,şüphecilerin dahi itiraz
edemediği insanlardan biri olan Uri Galler adlı bir psici,
21-22 Haziran 1974 yılında Londra Üniversitesi Birbeek
College’ den Profesör John Hasfed tarafından yönetilen ve
Profesör David Bohm,Dr.Ted Bastin, Arthur Koestler ve Arthur C.
Clarke’ın huzurunda,zihin gücüyle madeni bir cismi bükebildiği
Geiger sayaç tüpünü harekete geçirebildiği...vb
fenomenleri sergileyerek yeteneklerini ispatlamıştır.Tüm bu
gösteriler hakkındaki görüşleri de Hasfed ile Bohm, bir
rapor haline getirerek yayımlamıştır.Daha sonra ünlü fizikçi
Prof.Jack Sarfatti de aynı deneylere devam ederek paralel görüşleri
ortaya koymuştur.Bilinen bu örnekler çoğaltılabilir,ancak;
ya bilinmeyenler?
Buna
verilebilecek en güzel cevap; kendilerine başvurulan
fenomenleri kapalı kapılar ardında çalıştıklarını
belirten Freiburg Üniversitesi Psikoloji ve Sınır bilimleri
Enstitüsü psikologlarından Eberhard Bauer, “Biz hayalet ve
diğer fenomenlerle ilgili olayları elimizden geldiğince
zehirli eczalar dolabında saklar ve halka çok kontrollü
olarak yansıtırız” demektedir.Gerçi parapsikolojiyle
ilgili tüm fenomenlerin diğer araştırma kurullarınca aynı
şekilde dışa yansıtıldığına dair görüşler de
ilgililer tarafından dile getirilmektedir.(Vatikan’ın da aynı
yöntemi kullandığını daha önce belirtmiştik)
Yalnız
şüphecilere katıldığım birkaç nokta var, o da,para ve
maddi çıkarlar uğruna insanların giriştikleri sahtekarlık
ki,bunlar da belli yöntemlerle elenebilmekte ve foyaları
ortaya çıkmaktadır.Bu nedenle,bir kısmının sahtekarlık ya
da yanlış algılama olduğunu düşünürsek,geride kalan büyük
kısmının sahtekarlık içermediği ancak “acabaları” barındırdığı
için bir kenara bırakıldığı, %20~ %30’luk kısmının
ise tamamen onaylandığı ve şüphecilerin bile itiraz edemediği
şekildeki olaylar
olduğu görülür ki,
bizim de üzerinde durduğumuz fenomenlerin birçoğu bu kısım
içinde yer alanlardır.
İkinci
olarak ise, bu tür fenomenler,ötedeki bir Tanrı tarafından,görünür
boyutun dışında yani algıladığımız sistemden kopuk bir
ortamda tezgâhlanarak ortaya çıkan şeyler olmayıp,bu
sistemin boyutsallığında var olan gerçeklerin sistemimizde görünmesi
suretiyle meydana gelmiş olaylardır.
Tekrar
konumuza dönersek, Rus psikiyatrist Dr. Gennady Krokhalev’ in
Perm’de bulunan bir hastanedeki alkolizm ve diğer sağlık
sebeplerinden dolayı çeşitli türden halüsinasyon gören
hastalara yaptığı çalışmalarda,hastaların gözlerine
kamera ve fotoğraf makinesinin merceklerini yerleştirerek,başlarını
da bir ışığın giremeyeceği şekilde kapatır. Böylece,halüsinasyonların
filme kaydedilmesi sağlanmış olur.Sonuçlar oldukça ilginçtir.Çünkü,203
hastanın 87’ sinden alınan fotoğraflardaki görüntülerin
hastaların tanımladıkları halüsinasyonlarla çoğunlukla
benzerlik göstermekteydi. Mesela,,filmlerin birinde görülen
ay ve boynuz görüntüleri açıkça halüsinasyonla tam bir
benzerlik göstermekteydi. Krokhalev’e göre tüm bu görüntüler,halüsinasyon
sonrasındaki bilincin sahip olduğu bir durumun bu fenomeni
daha kolay bir biçimde açığa çıkardığını ve zihnin
fotoğraf filmlerine (maddeye)olan etkisinin açık delillerini
göstermektedir.(Hologram ve kuantum fiziğin öngörüleri yanında
aynı fenomenler takyon fiziğiyle de uyuşum halde açıklanabilmektedir.
Bkz. Maddenin Gölgesi/Tepkinin
Etkisi-www.sufizmveinsan.com/fizik)
Bu
kavram mistik kaynaklarda kendini daha net göstermektedir.Mesela,Bedir
savaşının hemen öncesinde insan kılığına materyalize
olan şeytan, Müslümanlara karşı,müşrikleri savaşa teşvik
etmek için onların gururlarını okşayarak olmadık
hayallerle kışkırtır.Bu,ayette “o
zaman şeytan onların yaptıklarını allayıp-pullayıp şöyle
demişti:Bugün insanlardan size galip gelecek hiçbir kimse
yoktur...Ben de size muhakkak yardımcı olacağım!...Fakat iki
ordu(Müslümanlar ve müşrikler) karşı karşıya görününce,arkasını
dönerek kaçtı ve şöyle konuştu “Ben sizden kesin olarak
uzağım!Ben sizin göremeyeceğiniz şeyleri görüyorum.Ben
hakikatte Allah’tan korkarım!Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”(Enfal/48)
Burada,şeytanın
görüp onların göremediği şey, Müslümanlara yardıma
gelen materyalize olmuş meleklerdir.Çünkü, ayette “O
vakit Rabbiniz’den yardım ve zafer istiyordunuz da,O da, Ben
peş peşe gelen bin melek ile yardım edeceğim diye duanıza
cevap verdi!...”
Hz
Muhammed (sav) de “Aman Allah’ım!..Yardım ve inayet!” diye
yalvardıkça da bu sayı arttı ve savaş sırasında bu sayı
beş bini aştı.Yine Hz. Muhammed (sav),Hz Ali(ra)ve Hz Ebu
Bekir(ra) için de,“sizden birinizin yanında Cebrail,diğerinin yanında da Mikail ve
İsrafil bulunuyor...” demiştir.
Savaş
sırasında bu durum,Müslümanların daha kılıçlarını
sallamadan,karşılarında bulunan müşriklerin öldürülmelerinin
görünmesiyle kendini gösteriyordu.
Daha
sonra,(Bedir)savaşına katılan hemen hemen tüm Müslümanlar
savaştan sonra çeşitli yerlerde,Allah’ın onların yardımına
gönderdiği melekleri açıkça gördüklerini bir bir anlamışlardır.
Bu
olay sadece Bedir savaşıyla sınırlı olmayıp, diğer birçok
savaşta da ortaya çıkmıştır.Bunlardan biri de Çanakkale
savaşıdır ki,akıllara durgunluk verecek olaylar ve tanıklarla
doludur.Düşmanlar,Müslüman askerlerin yanında eski İslam kıyafetleri
giymiş melekleri görmüş ve bunların kimler olduklarını
savaştan sonra defalarca öğrenmeye çalışmışlardır.Bir
İngiliz muhabiri bu konuda şunları yazmıştır:
“O gün Çanakkale’yi koruyan Türk ordusu içinde şimdiye
kadar hiç görmediğimiz kıyafet ve heybetle insanlar vardı
ki, müdafaalarında bu kimselerin çok büyük yardımları
oldu ve bizden bazılarını esir etti...”
Bununla
birlikte; tam olmasa da bu duruma benzer bir olay da,yine Bedir
savaşında müşriklerin, Müslümanları az sayıda görmeleri
dolayısıyla bir an önce ortadan kaldırmak, katletmek için
sabırsızlanırken, Allah da müşriklere karşı Müslümanları
cesaretlendirmek için onların gözüne müşriklerin sayısını
az göstermiştir ki, bu da âyette “Hani müşriklerle karşılaştığın
zaman,orduları gözlerinizde az gösteriyor sizi de onların gözünde
azaltıyordu...Çünkü Allah,emrini yerine
getirecekti.!”(Enfal/44)
(Bkz.Muhammed
Mustafa(sav)II-Ruh,İnsan,Cin-Ahmed Hulusi/Jenny
Randles-Evrendeki Bilinmeyenler/Discovery Channel-Sihrin Büyüsü/İngiltere’nin
hayaletli Şatoları/Science Fronteirs/Süper
Zihinler-Mat.Prf.John Taylor)
(Devam
edecek...)
İstanbul
- 02.04.2002
http://sufizmveinsan.com
Not:Bundan
önceki ;Akaşalar-Reenkarnasyon Ve Hologram-Metafiziksel Yanılgılar
5, Elektromanyetik Alanlar ve Biz yazılarımıza
eklemeler yapılmıştır.
|