|

Tamamıyla beynin yeniden programlanması işlemine
dayanan bu fenomenlere benzer bir örnek de;Güney Amerika, Orta
ve Güney Asya ülkelerinde ve bilhassa Filipinler’de şifacı
olarak adlandırılan kişiler, hastaları hiçbir bıçak ve
benzeri alet kullanmaksızın, kan dahi akıtmadan ameliyat
edebilmekte ve açtığı yeri yine iz bırakmaksızın
kapatarak (ki bazen bu şifacı ellerini hasta bedeninden çeker
çekmez oluşurken, bazen de derideki yarık normal zamanda
kapanarak) hastalığı yok edebilmektedirler. İşin ilginç
yanı, bu durum ameliyat olan kişi tarafından da bire bir
seyredilebilmektedir.
Bir başka örnek de,ünlü Biyolog Lyall
Watson’un, dünya üzerindeki metafiziksel fenomenleri araştırması
sırasında Endonezya’daki izlenimleridir. Watson, böyle bir
özelliği olan bir şifacının, hastalara dokunmadan derinin
birkaç cm. yukarısından derisine işaret etmesiyle, deride
bir yarık meydana getirebilmekte olduğunu ve yine benzer yöntemle
hastaları tedavi ettiğine birçok kez tanık olmuş,bunların
birinde ise şifacının parmağı ile yaptığı hareketin açısını
biraz geniş tutmasıyla ,Watson’un elinin arka tarafında bir
yarık açıldığı ve bu yaranın izinin de hâlâ elinde
bulunduğunu belirtmiştir.
İngiltere’nin Sunderlan’daki hastanede çalışan
Dr. Rex Gardner da 1983 yılında British Medical Journal adlı
dergide de,çeşitli hastalıkların mucizevi şekilde iyileştiğine
dair örnekleri,7.yy da yaşamış olan bir Teolog ve Tarihçi
olan Bede adındaki kişinin benzer şekilde kaydettiği
olaylarla birlikte yayımlamıştır.
Bu tedavi, yani enerji transferi, kilometrelerce
uzaklıktaki insanlara da yapılabilmektedir.Çünkü bu
enerjiyi gönderen kişi ile o enerjiyi alan kişi örtük düzende
aynı ve tek bilinçtir.Yani,karşımızda varsaydığım kişiye
ait olan tüm özellikler,benim örtük düzenimde (veya benim
onda) aynen mevcut
oluşu ve bunda meydana getirilecek bir düzenleme, karşımda gördüğüm
kişideki yapının düzenlenmesi demek olacaktır. Böylece,istenilen
şeyin bu üst boyutta programlanışı,algıladığımız
boyutta enerji transferine, sonucunda da iyileşmesi istenilen
kişinin dalgasal formunun bilgilendirilmesi ve dolayısıyla ,o
kişinin maddesel yapısındaki değişimini oluşturacaktır.Bu
bire bir karşılıklı şifa durumunu meydana getirdiği
gibi,daha geniş anlamda değerlendirdiğimizde yani, örtük düzendeki
anlamların boyutsal olarak çözümlenmesi ile karşılıklı
ikili bağlantılar yerine, sonsuz bağlantılı evrensel anlayışa
doğru Bilincin yayılışı söz konusu olur.Bu da Evrensellik
kavramının ta kendisidir. Yani,evren adı altında algılanan
ya da algılanmayan tüm Şeyleri,
o şeyin kendisi olarak bilmesi,yaşamasıdır.
Çünkü evrensellik,evrene ait kendi değerlerinin geçerli
olduğu sistemin adıdır ve bu noktada çözen ve çözülen
ikilemi ortadan kalkar.Bu nedenle evrensel sistemi anlatan
Kitapların Oku’nması,
Bilincin saflaşarak kendini sonsuzlukta bulmasıyla gerçekleşebilir.Ancak
günümüzde beş duyuda yaşayıp bir de bu kavramlardan
tamamen habersiz olarak,bu kitapların yorumuna girişmek ve
bunu yaparken de evrensel kavramlardan bahsetmek, gerçekleri ne
kadar yansıtır bilemiyorum.Bu kavram, aynı zamanda dünya değerlerine
ait bilimler için kullanılmasında da aynı yanılgıyı doğurmaktadır.Bu
nedenle;beş duyu değerlerinden yola çıkarak evrensellikten
bahsetmek ayrı bir şey,Evrenselliğin ne olduğunu bilip
hissedip yaşayıp sonra da bu değere göre beş duyuya ait tüm
gerçekleri değerlendirmek ayrı bir şeydir.
Konumuza tekrar dönersek, hem gizli düzen açısından
hem de bulunduğumuz boyut itibariyle,her şeyin Elektromanyetik
alanların girişimlerinden oluşması ve E-M dalgalarında,
zamana bağlı bulunmaması dolayısıyla mesafe kavramı
olmamasının şifa ve benzeri fenomenlerin
uzaktan gerçekleşmesini sağlar.Hatta bunu bir kenara bıraksak
dahi, yani,her şeyin birer
dalgasal yapı olduğu boyut
yerine,algıladığımız,madde ve enerji düzeyi açısından
değerlendirdiğimizde,ışığın (radyasyonun)saniyede üç yüz
bin km yol aldığını göz önüne alırsak (bu da saniyede dünyayı
yedi kez dolaştığı anlamına gelir) uzaktan bu tür etkileşmelerin
varlığının olabileceğini yine kolaylıkla görebiliriz.
Aynı nedenden dolayı,şifacının parmaklarını
kullanarak deriyi kesmesi...vb ameliyat işlemi de yine üst
boyuttaki oluşumun,bu boyuta yansıması olan dalgalar
(radyasyon) vasıtasıyla hücreleri ve dokuları uyaracak
etkide bulunarak deriyi meydana getiren atomların
birbirlerinden ayrılmasına neden olur.Tıpkı katı bir cismi
kırdığımızda,kırılma noktasında birleşik halde bulunan
atomik bağların ayrılması gibi.Zaten günümüzde de,bıçak
veya kesici aletler yerine,dokuyu kesmek için elektromanyetik
ışın olan Lazerler kullanılmaktadır.(1)
Bu olayın elektriksel yani radyasyon ile gerçekleştiğine
dair bir işaret de,şifa verme esnasında,şifacıların
hastalar tarafından bir sülük gibi enerjilerinin
emildiklerini bu nedenle de vücutlarında bir bitkinlik
yorgunluk,tükenme hissetmelerini belirtmeleridir.
İnsanın hakikâtine yönelik verdiği mesajlardan
çok, ortaya koyduğu mucizeler yoluyla değerlendirilen Hz. İsa
(.as) da şifa verirken, kimi zaman hastaya dokunarak,kimi zaman
da, tıpkı bir Romalı askerin ölüm döşeğindeki uşağını
hiç görmediği halde, uzaktan iyileştirmesi gibi, şifa
verebilmekteydi. Ancak şunu unutmamamız gerekir ki, Hz. İsa
(a.s)’da,Hakikâti olan Allah’a ait belli bazı isimlerin ağırlıklı
olarak evrene dönük bir biçimde ortaya çıkıp beş duyu
evrenimizde boyutsal yansıması, bizler tarafından şifa verme
biçiminde (mucize olarak) algılanırken, yukarıda anlattığımız
şifacılar bunu kayıtlı (sınırlı)ve de maddeye dönük bir
biçimde gerçekleştirirler ki, arada kıyasa gelmez farklar
vardır.
Görüldüğü gibi,iyileşme fenomenleri de tür
olarak kendi aralarında ayrılmaktadır. Bazıları,bir yere
gitmeksizin sadece dua yoluyla bunları başarırken,bazıları
da bir önceki işlemi gerçekleştirmek için yan destek,güç
yardımıyla şifahaneler olarak bilinen pozitif enerjisi yüksek
olan bölgelere giderek oluşturmakta, bir kısmı da dışarıdan
birinin direkt yardımı ile bunları gerçekleştirmektedirler.
Şifacılar denilince akla gelen önemli kişiliklerden
biri de,Zihnin maddeye olan etkisini çok iyi bir şekilde
deneyimleyen (uygulayan) Şamanlardır.Rusya bozkırlarından,
Afrika köylerine kadar dünyanın çeşitli yerlerinde
insanlara şifa dağıtan bu insanları ziyaret ederek onları
ve yaptıklarını birebir inceleyen Montegue Ullman Maimonides,
Tıp merkezindeki Rüya laboratuarında Psikolog aynı zamanda
felsefe Doktoru olan Stanley Krippner, bu konudaki çalışmalarını
Rapor halinde yayımlamıştır. Kökleri yaklaşık elli bin
sene öncesine dayanan şamanlar, bu psikokinetik yeteneklerini
evreni iki bölümde nitelendirdikleri zihinsel dünyadan alırlar.Çünkü
onlara göre, bir fiziksel âlem, bir de zihinsel boyut vardır;fiziksel
boyut da şuurun bir boyutudur ve sıkça değindiğimiz belli
tekniklerle algı durumlarını değiştirerek bu boyuta geçip
belli Ruhları harekete geçirmek suretiyle de (hasta ve durumu
hakkında bilgi edinerek) tedavi işlemini gerçekleştirirler.(2)
Şamanlar, zihnin ve bedenin aynı olduğu, bu
nedenle tedavi işleminin bütüncül olarak ele alınmasının
gerekliliği üzerinde dururlarken,günümüz bilim adamları
da,kişinin psikolojik halinin vücutta çeşitli rahatsızlıklara
neden olduğunu ve eğer kişi hasta ise,bu rahatsızlık
durumuna önemli etkilerde bulunulduğunu, bu nedenle,hastanın
zihin durumunun başka bir deyişle moralinin çok iyi olduğu
zamanlarda, hastalığa daha fazla direnç gösterdiğini,bunun
iyileşmenin en önde gelen faktörü olduğunu, aksi durumda
ise hastalığın çok hızlı ilerleyerek hastalığın
durumuna göre ölümü
erkene aldığını söylemektedirler.
Zihin madde ilişkisini bedenimizde görmenin bir başka
örneğini ise şöyle verebiliriz:Diyelim ki evdesiniz ve yalnızsınız.Birden
evin salonundan gelen bir gürültü duyuyorsunuz.Bu durumda ilk
aklınıza gelen, evin içinde bir hırsızın olduğudur. Bu sırada
beyniniz de daha önceden var olan veri tabanınızdaki imgeleri
ortaya çıkartarak sırasıyla kaçmanız,oraya gidip saldırmanız,
saldırıya uğrayacağınız,yaralanıp sakat kalacağınız,
ölebileceğiniz...vb şekilde sizi uyaracaktır.İş bununla da
kalmayıp beynin ilgili bölgeleri harekete geçirmesiyle vücutta,sinirlerin,
kasların gerilmesine,adrenalin ve diğer hormonların
hareketine,solunum ve kalp hızı ile,kan basıncının artmasına
neden olacaktır. Ya da tam tersi olarak,bunun açık bıraktığı
pencereden içeri giren rüzgârın neden olduğunu hemen düşünerek
(bu yönde imgenin zihinde belirmesiyle) hiçbir anormal değişim
olmaksızın, zihin ve biyolojik beden normal faaliyetlerini sürdürecektir.
Görüntüdeki bir imgeye vücudun verdiği tepki
ile ilgili ilginç bir olay da dişimi yaptırmak için gittiğim
dişçi arkadaşımın ofisindeki
kapı açıldığında karşıma çıkan kızın beni görür görmez
kaçmaya başlamasıyla gerçekleşti.Ben bekleme odasında
iken kız, dişçinin yanından hiç çıkmadı.Benim geldiğimi
öğrenen dişçi daha sonra işini yarım bırakarak yanıma
geldi ve kızla yan yana durmam için masasına oturmamı söyledi.Aynen
yaptım, ama kız bana bakmadığı gibi,yüzünü de çeviriyor
benden rahatsızlık duyuyordu.Bir türlü anlam veremediğim
olayı,kızın kaşınmaya başlamasıyla anladım.Çünkü kızın
kırmızı renge
alerjisi vardı ve benim de kızıl saçlı (ve sakallı) olmam
onun delice kaşınması için yeterliydi.Daha sonra sadece görüntünün
değil, “kırmızı”
kelimesini duymasının da aynı etkiyi oluşturduğunu öğrendim.
Benzer sisteme dayanan bir olay da,ses dalgaları
yardımıyla beyni olumlu yönde etkileyip uyararak uyuşturmaya
neden olan müzikle tedavidir ki, eski zamanlarda bunun yararı
bire bir tespit edilerek deli olarak nitelendirdiğimiz
hastalara uygulanmıştır.
Böyle bir tedavi işlemi sırasında şifacı ile
hastası arasındaki etkileşim, modern aletlerle de gösterilmiştir.
Böyle bir deney,Eylül 94’te Japonya’nın başkenti
Tokyo’da Denki Üniversitesi Profesörlerinden Yoşyo Maşi
tarafından,şifacı Carol Everett‘e ve önceden onun tanımadığı
bir kadın hastaya, şifacının,kadın hastanın sahip olduğu
rahatsızlığı tespit etmesi ve bu durumda her ikisindeki
solunum,kalp atış oranları ,kan basınçları ve de beyin
dalgalarındaki değişimlerin ölçümünü vermesi için
bilgisayara bağlanmalarıyla gerçekleştirildi.Bununla
birlikte Profesörün yardımcıları da Carol’un göremeyeceği
bir noktaya ısı dalgalarını görüntüleyici aleti koyarak
ölçümlemeye başladılar.
Carol öncelikle kadında bulunan 20 mm.’lik uru
tamamıyla belirleyerek,bu uru yok etmek için minimize etme çalışmasını
uygulamaya başladı.Bu esnada aletler
de, Carol’un sol beyninin kapanarak enerji
aktivitesinin artan bir şekilde sağ kısmının arka bölgesinde
yoğunlaştığını ve normalde sadece,derin uyku durumunda açığa
çıkan alfa dalgalarını ürettiğini gösteriyordu.Aynı
zamanda kadında da önemli değişikliklerin olduğu görülmekteydi.Böylece,kadının
yumurtalıklarındaki urun ısı yoğunluğunun giderek azaldığı
sonrada tamamen yok olduğu tespit edildi.Tedavi işlemi
tamamlandıktan sonra bu durum hastanın
önce gittiği doktoru tarafından da onaylandı.
Ayrıca,belgelenerek kayıtlara geçmiş psişik
tedavilerin bazılarında,doktorları tarafından tamamen ümit
kesilmiş tümörlü hastaların şifacılar ve dünyanın önde
gelen üniversitelerindeki doktorlar tarafından verilen çeşitli
imgelemeler sayesinde kurtuldukları da görülmektedir.
Mesela,bunlardan birinde,beyninde tümör tespit edilen
hastaya,dışarıdan büyük bir ordunun beyne girip düşman
olarak nitelendirdiği tümörleri temizleyip yok etmekte
olduklarını hayal etmesi sağlanarak belli zamanlarda bunu
tekrar etmesi söylenir.Böylece,verilen bu imgelemelerin,o kişinin
iyileşmeye yönelik konsantrasyon gücüyle vücudun doğal
kaynaklarını harekete geçirmesi temin edilir.Böyle hastaların
daha sonra yapılan testler sonucunda tamamen iyileştikleri de
onaylanmış durumdadır.
Şifacıların ortaya koyduğu etkilerin pozitif
sonuçlarının görülmesi sonucunda, dünyanın çeşitli
hastane ve sağlık kuruluşlarında alternatif olarak yerlerini
almışlardır.Mesela,İngiltere Ulusal Sağlık servisinde
(Britain’s National Health Service) şifacı uzmanlar çalışmakta
olup insanlara oldukça da yararlı olmaktadırlar. Ayrı bir şifacı
ve ulusal psişik tedavi uzmanları federasyonu başkan yardımcısı
da olan Paulina Baume de 1994 yılında Coventery Health Service
de (CHS) ulusal sağlık danışmanı olarak çalışmaya başlamıştır.Bir
başka şifacı Lorraine Ham ise,West Yorkshire’da resmi bir
sağlık bölümüne bağlı olarak çalışmış ve yüzlerce
kişiye yapmış olduğu yardımlarla da
kendini kanıtlamıştır.
Aslında bizim burada, bilimsel temelleriyle değindiğimiz
ve değineceğimiz konular, insanları belli noktalara,kişilere,tedavi
şekillerine yönlendirmek amacıyla değil, tamamen sistemin anlaşılması yani,zihnin,madde
ile olan ilişkisinin ne şekilde olduğu ve nerelere kadar
uzandığını görmek ve buradan da evrensel anlamdaki sistemle
bağlantılarını irdelemek ve kendisini nasıl gösterdiğini
anlamamız içindir.Kaldı ki, beş duyu boyutumuzun da örtük
düzenin bir görünümü olması dolayısıyla şartlandığımız
maddesel düzeyin tedavi şekilleri reddedilemez. Alternatif Tıbbın
da tamamen modern tıbbın yerini alması beklenemez.Bu
nedenle,sistemin işleyiş mekanizmasını incelerken sağlık yönüyle
karşımıza çıkan bu gerçekler,
zaten alternatif tıp adı altında günümüzde
Amerika,Rusya,Çin,İngiltere,Almanya...vb birinci dünya ülkelerinde
hem şifacılar hem de bizzat doktorlar tarafından
uygulanmaktadır.
Zihnimsi özelliklerin beden olarak gördüğümüz
maddesel yapıda belirmesine ilişkin bir örnek de,1913 yılında
basına da birinci sayfadan haber olan ve Fransa’nın
,Abbeville’deki Bussus-Bussuel köyünde on iki yaşındaki
bir kız çocuğunun,verdiği emirlerle vücudunun çeşitli
yerlerinde istenilen hayvan resimlerini
oluşturabilmesi ve kendisine sorulan sorulara yine bu yöntemle
cevap verebilmesidir(yani,kelimeler, sözcükler üretebilmekteydi).Buna
benzer bir fenomen de şöyledir:Avila’lı St Teresa da bir gün
rüyasında bir meleğin gelerek kalbine bir kılıç batırdığını
söyler ve yıllar sonra öldüğünde,aynen söylediği biçimde
kalbinde bir yarık olduğu görülür. Bu kalp halen İspanya’nın
Alba de Tormes kentinde sergilenmektedir. Bir başka,19. yy.
Fransız Stigmatacılarından biri olan Marie-Julie Jahenny de
bilincinde daima bir gül resmi gördüğünü dile getirmiş ve
sonunda bunu göğsünün üzerinde yirmi yıl boyunca görünen
bir gül şeklinde materyalize etmiştir.Tüm bunlar bize,
reenkarnasyon ve Ufo fenomenlerinde sıkça bahsedilen insan ve
canlı bedenlerindeki her türlü fiziksel etkiyi, materyalize
olmuş cisimleri,nesneleri de açıklamaktadır.
Katı ve değişmez olarak algıladığımız
bedenlerimizin özündeki süptil boyutunda ne kadar latif bir
durumda yer aldığını ve bu noktadaki programlanması ile bu
durumun yine gördüğümüz boyuttaki yapısında belirişini
anlatan bir başka
örnek de,1951 yılına kadar tedavisi bulunmayan ve kalıtsal
bir hastalık olan Brocq hastalığının hipnoz yardımıyla
zihnin zamansızlık boyutuna uzanması ve bu noktadan da moleküler
boyuttaki D.N.A şifrelerine yansıyarak yeniden düzenlenmesinin
sağlanması ile ortadan kaldırılmasıdır.Olay kısaca şöyledir:
Londra Kraliçe Viktoria Hastanesinde çalışmakta olan hipnoz
uzmanı A. A. Masun‘a Brocq (3) hastalığı
tamamen ilerlemiş olan on altı yaşında bir çocuk
gelir. Masun, çocuğu hemen
hipnoz eder ve ona hastalığın gittikçe iyileştiğini pek
yakında da tamamen ortadan kalkacağını söyler.Olay şaşırtıcıdır.Çünkü
beş gün sonra hastanın sol kolunda bulunan pulumsu deri düşüp
altından yumuşak ve sağlam deri ortaya çıkar.Onuncu güne
gelindiğinde,kol tamamen temizlenmiştir.Masun, aynı durumu vücudun
diğer bölümleri için de uygular ve sonuç tamamen başarılı
olur.Bundan sonra hasta,doktor ile ilişkisini kesmediği beş yıl
boyunca da hastalık izi dahi görülmez.
Burada sorulacak önemli bir soru,bu fenomenler
neden her birimde aynı şekilde gerçekleşmiyor da,
belli insanlarda (ki bunların sayısı da oldukça fazladır)meydana
gelmekte ve bazılarında tamamen ortadan kalkmasa da yaşamlarının
çok daha üzerinde bir süreyi almaktadır?Buna vereceğimiz
cevap diğer bazı fenomenlerde olduğu gibi,tek bir faktöre değil,
birden fazla faktöre bağlı olmasından kaynaklanmaktadır.Bunların
başında da ,bilincimizin maddeye olan aşırı yatkınlığının,daha
özde sahip olduğu gizli düzeninin özelliklerini kullanamaması
gelmektedir.
Zihnin bu boyuta yönelebilmesi için de belli iç
ve dış şartların uygun olması gerekmektedir.Yani,daha önceki
yazılarımızda da değindiğimiz üzere, kişinin doğum
haritasında beynin bu konuyla ilgili olarak uygun açılımının
olması ve gelen astrolojik tesirlerin bu anlamda yerini bulmasının
izin verdiği dua, meditasyon,konsantrasyon ya da dışarıdan
birinin (şifacının) yardımı...vb. gerektiğinde de ortam
enerjisiyle birlikte,kişinin zihin durumunun kayıtlı olduğu
boyuttan (ki büyük çoğunlukla kişiler bunun farkında değildirler)daha
alt boyutlarındaki gizli düzenlerine inmesi ve hazır olarak
mevcut olan sistemi harekete geçirmek suretiyle, arzu ettiği
şeyi bu boyut itibariyle oluşturması ile meydana
gelmektedir.Bu faktörler içerisinde mekanizmayı harekete geçirebilme
nispetinde de bir üstte saydığımız sorunun cevabını oluşturmaktadır.
Hem bu hem de bir sonraki bölüm için önemli bir
konu da,nasıl algılıyor oluşumuzdur.
Mesela; koku dediğimiz şey,buna kaynaklık eden
nesneden ayrılan (koku) moleküllerin burundaki alıcılar
tarafından yakalanarak biyo-elektrik mesaja dönüştürülüp
beyindeki ilgili bölümlerde değerlendirilmesi sonucu var sayılan
bir olgudur.
Tat dediğimiz şey de aynı şekildedir.
Ses ise,bir cismin neden olduğu hareketin havadaki
atom ve molekülleri titreştirmesi sonucu bunun kulaktaki alıcılar
vasıtasıyla biyo-elektrik mesajlara dönüştürülüp beyinde
aynı şekilde değerlendirilmesiyle oluşur.
Görüntü de cisimlerden yansıyan Elektromanyetik
dalgaların göz aracılığıyla biyo-elektrik mesajlara dönüştürülüp
değerlendirilmesiyle meydana gelir.
Dokunmada da,dokudaki,maddesel yüzeyleri ve belli
frekanstaki radyasyonu algılayan algılayıcıların sinir
sistemi vasıtasıyla biyo-elektrik şeklinde beyne ulaştırmasıyla
gerçekleşir.
Bundan çıkan sonuç,beş duyunun da gerçekte,
beyindeki,biyo-elektriksel faaliyetlerin ilgili bölümlerindeki
hareketliliğinden kaynaklanmasıdır. Beynin bu ilgili bölümlerine
dışarıdan elektrik (elektron) göndermekle ya da
Elektromanyetik dalgalarla,biyo-elektriğin ilgili bölümlere yönlendirilmesiyle
aynı etkiler,oluşumlar normal olandan ayırt edilmeksizin
meydana getirilebilmektedir.
Yani,işitmeyi oluşturan sesin,görmeyi (görüntüyü)
oluşturan E-M dalgaların,kokuyu doğuran moleküllerin,dokunmayı
meydana getiren nesnelerin mevcut olmamasıyla da aynı şeylerin
algılanabilecek olmasıdır.
Bu durum aynı zamanda, özden gelen bir biçimde
yani projekte açısından da meydana gelebilmektedir. Plakadaki
girişim desenlerinin tüm plakadaki bilgiyi içermesinden dolayı
dışarıdan plakaya baktığımızda birimin var olmasını sağlayan
(yani,olayı anlatma sadedinde,plakadaki küçük bir parçasında
bulunan) girişim deseninin Bütünün ta kendisi olması ve tüme
ait olan bilgileri açığa çıkartabilme oranında (ölçüde)
da bu imgenin(manânın) projektenin
neden olduğu algılatmada kendini o algılanma boyutlarına göre
göstermesinden kaynaklanmaktadır.
Örneğin, gerçekte cennet ve cehennem kavramlarının
gidilecek bir ortam olmadığını ve bunun bir anlamda
boyutsallık içerisinde anlaşılması gerektiğini anlatmak
isteyen Hz. Muhammed (sav); bir gün namaz kıldığı esnada önünde
bulunan duvarda cenneti ve cehennemi görür. Bu nedenle
de,cennette gördüğü bazı şeyleri almak için elini uzatırken,cehenneme
dair gördüğü şeylerden dolayı da geri kaçma hareketi
yapar.Ancak bu durum, o dönem insanları tarafından Boyutsallık
kavramının bilinmemesi yüzünden bu ve buna benzer konular,ötelere,gökyüzüne
ya da yeryüzünde ki mekânlara atfedilmiştir. Gerçi günümüzde
boyutsallık kavramının ne olduğu açıklanmasına
rağmen, düşünen
beyinlerin bu tür bilgiden habersiz olmaları ya da bu
bilgileri anlamamaları nedeniyle pek değişen bir şey olduğu
da söylenemez.
Aynı şekilde Dini literatürde geçen “Levhi
Mahfuz,Ümmül Kitap,Ayanı Sabite,Vahyin Cebrail(as) ile
gelmesi ve diğer meleklerin inişi,Cinlerin varlığı...vb”
tüm tabirlerin de hep boyutsallık kavramı ile değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Keza, Hz İsa (as) da, gökyüzünün krallığının etrafta ve görülecek
bir şey olmadığını,O’nun insanın kendi özünde bulunduğunu
bu nedenle de,O’nun krallığının yeryüzündeki bir krallık
için değil, Semanın Krallığı için olduğunu belirtmiştir.Ama
maalesef Müslümanlık anlayışında olduğu gibi,Hıristiyanlık
ve hatta Musevilikte de,bu anlayışın izi bile
yoktur.Olanlarda ise,iş ruhçulukta ve insanlığı etkilemiş
birçok filozofun görüşünde olduğu gibi Panteizme dönüşmüş
durumdadır.(Bkz.Evrensel Sırlar/Hz. Muhammed Neyi Okudu?-Ahmed
Hulusi, Tat Alma/Dokunma/Görmek/Koklamak/Duymak-Ahmed
Fevzi Yüksel/Sufizmve
insan.com/ Tıp Michael Talbot-Holografik
Evren/Jenny Randles-Evrendeki Bilinmeyenler/Discovery
Channel-Science Frontiers)
(Devam
edecek...)
İstanbul
- 19.03.2002
http://sufizmveinsan.com
(1).Elektromanyetik dalgalar ve
kullanıldığı alanlar,TV ve radyo yayını için-Radyo
dalgaları,göremediğimiz nesneleri,su altındaki veya
gezegenlerin yüzey şeklini tespit etmek için (deniz altlarında,uçaklarda,gemilerde)-Radar
dalgaları,gece görüş ve sağlık alanında
canlı bedenlerin ve cisimlerin yayınlamış oldukları
ısıyı tespit etmek için–kızıl ötesi dalgaları,Rontgen
filmleri için-X ışınları,bakteri gibi mikro organizmaları
yok etmek için-ultraviyole(mor ötesi) ışınlar,yemeklerimizi
pişirmek için –Mikrodalgaları,göz..vb ameliyatlarda veya
sert katı cisimleri kesmede-Lazer ışınlarıdır.
(2).
Ayrıca Şamanların algı durumlarını değiştirerek sahip
oldukları bilgeliğin kökenlerine,dünyaya olan büyük
etkilerine ve de Ufolarla ilgili bağlantılara önde gelen
bilim adamlarının tespitleriyle,yazı dizimizin Ufo
fenomenleri bölümünde değinilecektir.)
(3).Bu
hastalık;hasta derinin üzerinde yılan,timsah,gibi sürüngenlerin
derisinde bulunan katı ve sert yapılı pulumsu bir örtüdür
ki, deri en küçük bir harekette yarılarak (çatlayarak)kanar.Bu
nedenle,mikrop kapma olasılığı yüksek olduğu için
genellikle bu tür kişilerin ömürleri az olur.
|