14. Bölüm

Kuantum ve altı boyutuna göre,beynimiz,var olan nesneleri değil (çünkü onlar gerçekte mevcut değildirler) bu nesnelerin örtük düzendeki girişim desenlerinin yine bir girişim deseni olan  beyinlerimiz aracılığıyla görünür düzene çevirmesiyle ve bu işlemi de şartlanmaları doğrultusunda yani sınırlı frekansları çözümlemek suretiyle algılamaktadır ki, bu durumu da en iyi yansıtan olgu Hipnozdur.
Ünlü Doktorlar ve hipnoz uzmanlarınca yapılan ilginç deneylerle,hipnoz olmuş insanlara mesela,limonlu tuzlu su verilip bunun bir bal şerbeti olduğu telkin edildiğinde, o kişinin tatlı içiyormuşçasına lezzet alacak şekilde tepki vermesi ve bunu daha sonra hiç hatırlayamaması veya uyandığında,ortada hiçbir şey yokken ya da bir insanı, nesneyi, korktuğu bir hayvan olarak görmesi istendiğinde, onun o kişiden, nesneden ya da olmayan bir şeyden kaçması, bununla birlikte; yine, uyandığında, karısını görmemesi istendiğinde karısının onun için görünmez olması, hatta bir kişi kadının arkasına geçerek,ipnotize olanın bu kişiyi eksik ya da kişinin duruş biçimine göre hiç görmemesi beklenirken tamamen görmesi ve o kişi orada bulunanların göremeyeceği yazılı bir nesneyi kadının arkasında tuttuğu zamanda (veya sırtına dayadığında) hipnotize olanın sanki bir engel yokmuşçasına  bu nesneyi tanımlayabildiği gibi üzerinde bulunan yazıyı da okuyabildiği görülmüştür.

Bunun yanı sıra; hiçbir uyuşturucu verilmediği halde, uygun şekilde hipnotize ile vücudun herhangi bir bölgesi (mesela karın) kesilebilmekte,ameliyat edilebilmekte ve kişi bu sırada  hiçbir acı hissetmeksizin kendini seyredebilmektedir.(Günümüzde tıpta yeni yeni dişçilik alanında bu yöntem kullanılmaya başlanmıştır.)

Bununla birlikte; gözü bağlı olarak hipnotize edilmiş kişi, ağzına hiçbir şey konulmadığı halde, sadece onu hipnotize eden kişinin ağzına aldığı yiyeceklerin tat durumlarına karşı tepki göstererek bu besinlerin teker teker isimlerini tanımlayabilmiştir.Böyle bir deney ünlü İngiliz Fizikçi Sir William Barrett  tarafından da ortaya konmuştur.

Bunları belirttikten sonra ,metafiziksel yanılgılar yazı dizimiz ve bilhassa 7. ve 8. bölümü de göz önüne alarak aşağıda anlatacağımız olayları ve birimlerin sahip oldukları özellikleri,Cin kavramının birimsel,şuursal birer yapı olarak maddeyi etkileme yönleriyle Poltergeist vakalarını,Boyutsal anlam taşıması dolayısıyla da Mucize olarak ifade edilen olayları Materyalize kavramıyla incelemeye çalışalım.

Bunlardan ilk ele alacağımız fenomen, tekinsiz ev ve insanlara musallat olarak çeşitli şekillerde  ıstırap veren Cin saldırıları yani Poltergeist vakalarıdır.

Tekinsiz evlerdeki materyalizasyonların çıkış şekilleri, aniden ve nedensiz olarak (her ne kadar sebepsiz görünseler de, gerçekte nedenleri bulunmaktadır) cam,çakıl,kum,tuz,şeker,bozuk para,kitap...vb belirerek sağa sola saçılması, havada uçuşması, insanlara doğru yönelmesi, bazı eşyaların çatlaması, kırılması, yer değiştirmesi, eşyaların bazen istenilen yerlerde bulunamaması yani nesnelerin görülemeyecek yerlere saklanması,camlara ve duvarlarda yazı ve resimlerin belirmesi ki yapılan laboratuar incelemelerinde çizilen bu şeylerin kimyasal yapılarının yani boya ve renklendiricilerin olmadığı da kanıtlanmış durumdadır*.Bunun yanında;eşyaların devrilmesi (bunlar koltuk, sandalye, dolap, masa gibi büyük nesneler de olabilmektedir) havada uçuşmaları, (hatta bulunulan odanın,evin) sallanması da yer almaktadır.

Her ne kadar bu tür fenomenlerde,orada bulunan bir kişinin sahip olduğu psikokinetik etkilerden olduğu düşünülse de, gerçekte olayların biçimi,bu türe girmemekte, açıkça orada bulunan ya da bulunanların sahip oldukları yani etkisi altında bulundukları Cinlerden kaynaklanmaktadır.

Bazı durumlarda bu ışınsal varlık(lar) çeşitli kimlik ve suretlerde o kişiye (veya kişilere)acı verecek şekilde görünerek veya etkide bulunarak kendilerini gösterebilmektedirler ki, gerek ülkemizde gerekse dünyanın çeşitli yerlerinde tartışmasız bir biçimde belgelenmiş bulunmaktadır.Daha çok kadınlarda ve genç kızlarda görülen bu olay, cinlerin insanları zorla kendi kaydı altına almasından kaynaklanmaktadır.(Bkz. Metafiziksel Yanılgılar1)

Genelde mikro kökenli varlık,çok yakışıklı materyalize olmuş bir erkek suretinde gelerek bu insanlarla cinsel ilişki kurabilmekte ve onlarla evlenebilmektedir. Başkalarına görünmeyip sadece ilişki kurduğu kişiye maddesel yapıymış gibi his veren cin, bu olayı daha önceden de ifade ettiğimiz gibi o insanın beyninin ilgili bölümlerini harekete geçirip sonuçta seks merkezini de irrite ederek fiziksel temas olayını meydana getirir.Bu tür poltergeist saldırılarında; kadın, erkek Cin tarafından,diğer insanlardan yalıtılarak kadının genelde kendi içine kapanması ve odada yalnızlığa çekilmesi sağlanmakta veya iç daralmaları, boğulurcasına sıkıntı halleri oluşturmaktadırlar. Eğer bu ışınsal varlık süfli, yani Ateist bir sınıftan ise,hükmettiği kadının yıkanmasını engellemekte ya da bazen bunun tam tersi olarak, kadın,ilişkiden sonra bu olumsuz durumu kaldıramayarak şok geçirip devamlı yıkanmak suretiyle,oluşan bu kötü hali ortadan kaldırmaya ve üzerinden atmaya çalışmaktadır.

Bu tür Cin-insan ilişkileri erkek-kadın arasında olabildiği gibi,kadın-erkek arasında ve hatta erkek-erkek arasında homoseksüel ilişkiler biçiminde de kendini göstermektedir.Bundan dolayı, kadın ya da erkek evlenememekte,evli ise de çoğunlukla bu boşanmakla sona ermektedir. (Ancak,evlilik konusunda olumsuz her olayı bununla ilişkilendirmek doğru değildir.)

Ayrıca, para-psikologların  yaptığı bir başka araştırmaya göre, uzaylılar tarafından zorla kaçırılan insanlara, uzay gemilerinde yapılan birtakım işlemlerle, poltergeist saldırılarına maruz kalan kişilerin ortaya koydukları sonuçların paralel, yani aynı fenomenin farklı birer versiyonu oldukları ve olaydan sonra bu kişilerde birtakım psişik yeteneklerinin de  açığa çıktığı görülmüştür.

Bu fenomene benzer bir olay da,bilinçsizce yapılan bazı ibadet adı altındaki çalışmalar, mesela, zikir (tesbih) çekimi sonucunda ortaya çıkar. Bu kelime tekrarları beyinden belli şifreler şeklinde yayınlandığından, beynin bu şifreyle bağlantılı olan cinlerle otomatik iletişime geçmesi suretiyle onların frekanslarına kendini sokmasıyla meydana gelmektedir. Böylece, farkında olmadan onların tesirlerine maruz kalarak ve onlara karşı gelecek yani hükümleri altına alabilecekleri güce sahip olamadığından dolayı da kişi, önce,bazı ses ve kokular alır ve çok parlak çeşitli renkli ışıklar görmesiyle birlikte bu varlıkları çeşitli şekillerde ve kılıklarda görmeye başlar. Bazen de bu tür etki altında olan insanların bir kısmı bu durumun, kendi ayrıcalıklı yapılarından kaynaklandığını düşünerek eğer bir tarikat, cemaat veya topluluktaysa bu özelliğin ona hocası,şeyhi konumunda gördüğü kişiden geldiğini ya da kendisinin meleklerle, Allah’la görüştüğünü düşünerek etrafında topluluklar oluşturup aldığı bilgileri,hissettiği veya yaşadığı halleri insanlara anlatarak farkında olmadan topluca Cinlerin oyuncağı haline gelirler.Hatta,günümüzde bazı benzeri grupların,cemaatlerin uzaylı varlıklarla iletişim kurduklarını ve onların uzay gemileriyle de diğer yıldız ve sistemlerine götürülerek evrensel mesajları birebir yaşama şansı bulduklarını söylemektedirler.

Oysa bu insanlar çevrelerinden ve diğer insanların alaya alınacaklarını,yaşadığı hallere inanmayacaklarını düşündükleri için durumlarını açıklamaktan kaçınmakta,açıklayanlar ise,bundan kurtulacak bilgi ve yöntemin uygulanamaması sonucu akıl hastası, deli olarak nitelendirilerek tımarhaneyi boylayıp birer meczup olarak yaşamlarına devam etmektedirler. Çünkü din adamlarının büyük çoğunluğunun bu tür konuları bilmemesi ya da bunlara hiç inanmamaları,bilenlerin de yanlış veya eksik bilmesi dolayısıyla bu insanlara yardım edilemezken, pozitif bilimin de,bu konularda pek fazla bilgiye sahip olamaması nedeniyle yapılan yanlış uygulamalar  aynı sonucu meydana getirmektedir.Bunun en önde gelen sebeplerinden biri de beynin sadece maddesel yapısındaki kimyasal özeliklerinin dönüşümlerinin incelenmesidir ki, bu da, bu tür olayların beyinsel işlevlerindeki son safhasını teşkil etmektedir.

Böylece hastalara yapılan tek şey, beyin hücrelerini sarsarak, düzensiz hareketleri meydana getirecek elektroşoku uygulamak ya da uyuşturucu hap ve iğne yaparak geçici rahatlama sağlamaktır (ki bunlar beyne, dolayısıyla vücuda korkunç yan tesirler, başka zararlar oluşturmaktadır).Elbette bu durum da iyileşme anlamına gelmemektedir.Tıpkı ölümcül bir hastalıktan ötürü çektiği ağrıları dindirmek için verilen ağrı kesicinin oluşturduğu geçici rahatlığın hastalığı yok ettiği anlamına gelmediği gibi.

Tarihte, tıpta epilepsi (sara) hastalığı olarak da bilinen ancak ışınsal yapılı varlıkların neden oldukları,beyindeki düzensiz elektrik dalgalanmalarından yani elektrik devrelerinin birden kontrolsüz ve düzensiz çalışmasından kaynaklandığı, bayılma, ağızda köpürme, kasılma, kendini kontrol edememe dolayısıyla etrafa saldırma...vb gibi diğer Cinni fenomenlere benzer davranışları ortadan kaldırmak için girişilen cerrahi müdahaleler de,bu hastalığı tamamen yok edemediği gibi,çeşitli yan tesirlerin açığa çıkmasına sebep oluşturmuştur ki, bunlardan en çok bilineni yabancı el sendromudur. (Bkz.Discovery Channel/Yabancı El Sendromu /Yabancı El Sendromu-Gürhan Yolsal/www.sufizmveinsan.com / podyum)

Bu tür fenomenlere, dolayısıyla hastalığa son vermenin yolu, bataklıktaki sivrisinekleri yok etmek değil, bataklığın kendisini yok etmek olmalıdır ki, bunun yolu da beyne gelişi güzel frekanslarda akım vermek değil,bu sorunun oluşmasına yol açan ışınsal varlıkları o birimden uzaklaştırmak ve beynin normal biçimde çalışmasına tekrar dönmesini sağlayacak dalgaların üretilmesi için belli dua ve zikirlerin okunması olacaktır. (Şahsen çevremde bu yöntemle kurtulan ve doktor raporlarıyla da onaylanan birçok tanıdığım var.)Ancak, bazen, olaya neden olan ışınsal varlığın yok edilmesiyle fenomen son bulsa da,o ışınsal varlığın ailesinden birkaçının da musallat olabilmesi dolayısıyla,onların da yakılması gerektiğinden bu kurtarma işi  uzayabilmektedir.

Bunun farklı bir versiyonu da batıda “Exorcize” olarak adlandırılan ruh kovma seanslarıdır ki,bu işlemlerde kullanılan  kutsal olarak nitelendirilen suyun ve Haçın hiçbir fonksiyonu olmayıp bunlar  sadece büyü ve sihir olaylarında olduğu gibi,duanın daha çabuk ve tesirli olabilmesi için konsantrasyon objesi olarak kullanılmaktadırlar. Yoksa bu nesnelerin kutsallıkla ilgisi yoktur. Çünkü, dua mekanizmasının harekete geçirilmesi bunu uygulayan herkes için geçerlidir.

Ancak, bazı insanların veya papazların (din adamlarının) belli kelimeler kullanarak bu tür olaylardan insanları kurtarmaları işleminde,tıpkı  Müslüman inancına sahip olanların farkında olarak ya da olmayarak Cinleri kullanmak suretiyle yine cinleri kovabilmeleri gibi, benzer bir yöntemle, kötü ruh dedikleri Cinleri, yine Cinler vasıtasıyla kovmaları ve bunu yaparlarken de kendilerine Tanrının meleklerinin yardım etmesiyle bunları başarabildiklerini söylemelerini de göz ardı etmemek gerekir.

Bununla birlikte, kabile dinlerinde de bu durum kendini sıkça göstermekte olup Şamanların,din adamlarının,...vb başka yazılarımızda da değindiğimiz yöntemlerle kötü Ruhları,İyi Ruhla r(melekler) dedikleri ama aslında yine Cin ismiyle anılan ışınsal varlıklar aracılığıyla kovmakta oldukları da bilinmektedir.(Bkz. Ruh,İnsan,Cin/ Evrensel Sırlar-Ahmed Hulusi)

Bundan sonraki yazımızda, değinmeye çalıştığımız konular hakkında kayıtlara geçmiş somut örnekleri göreceğiz....

(Devam edecek...)

İstanbul - 05.02.2001
http://sufizmveinsan.com

*Bu çizimlerde kimyasallar bulunsa dahi, ufo fenomenlerindeki gibi, aynı ışınsal varlıklar tarafından bu tür boyaların da maddeleşmesi  söz konusu olabilmektedir. Bundan dolayı, olayı hile varmış gibi değerlendirmek doğruyu yansıtmaz. 

 


Üst Ana sayfa e-mail