Zahir/Batın


Günlük yaşamın koşuşturması içinde sadece duyu boyutlarına kapılmış bir şekilde varolmanın ne derece mantıklı ve yeterli olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Doğrusu, bu halden utanç duymamak elde değil. Hele sakin kafayla kendinizi bir sorgulayın!..

Görünen boyutun altında yatan, “Batın” denen olguyu yani somuta nispetle soyut boyutu, büyük bir kayıtsızlıkla görmezlikten gelmenin bireye açtığı yara asla telafi edilecek cinsten değildir.

Nedense; bu unutuşun ya da görmezlikten gelişin, bilinçli olmaktan ne kadar uzak olduğunu belki insanoğlu bilemiyor ya da fark edemiyor. İnsanı böylesine körleştiren ve davranışını etkileyen pek çok etmen ve değişkenlik var kuşkusuz…

Bu açıdan bakıldığında kimseyi suçlamak haddimiz değil. Ben, daha fazla derine inememekten ve yapamadıklarımdan ötürü önce kendimi suçluyor ve yetersizliğimi her defasında dile getiriyorum.

Zahir boyuta takılarak, takım tutar gibi adam tutma eğiliminin oldukça fazla olduğu olgusundan yola çıkıp, pek çok kimsenin yanıldığını, tercihlerinde doğruyu bir türlü tespit edemediklerinden ötürü dalgalanmalar yaşandığını ve bu nedenle batına yani öze inilemediğini düşünmekteyim.

Bahse girerim ki, bir kısım insanlar doğruyu bulabilmeleri hususunda yoğun bir çaba göstermek şöyle dursun, en küçük bir kıpırtıyı bile şuurlarında hissetmiyorlar. Tercihlerinin ne olduğunu tespit edemeyenler ise uzakta kalmayı tercih ediyor. Kişisel gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki, bunların hepsi yanlış düşünceler.

Hiçbir fikrî yanı olmadığı halde, bazı kişilerin esen rüzgara göre hareket ettiği, adeta karakter değiştirdiği de malûm. Bu türü dikkate almak bile mümkün değil...

Diğer yandan, zahiri ve batını yaşama uğraşısı içinde olanlara önemli bir uyarı var: Zahir ve batının uyum içinde olması şart koşuluyor. Zahir batına ters düşmemeli; batın da zahire uyumsuzluk göstermemeli, hemen her planda adından söz ettirmemeli. Tabi buradaki dengeleme, iyi niyetle olacak bir iş değil. Aklın ve mantığın başarabileceği, ilmin getirebileceği bir sonuç. Ne batın zahire “Olmaz böyle bir şey”, ne de zahir batına “Bunun benimle bir ilgisi yok” diyebilecek... Şayet ikisi birbirini reddediyor, perdeliyorsa, Allah’ın Uluhiyet sıfatından da bahsedilemeyecektir.

Kur’an farklı modlaşmaları dengede tutabilmek için, temel prensip olarak önce Zahir ve Batını bir tutar. Batını Kendi, zahiri de büründüğü/suretlendiği  madde/cisim olarak görür ve sonrasında ayırıma girer. Hükümleri evrensel bilinçle inşa ederken; üzerinde hassasiyetle durulmasını, tefekkür edilmesini öğütleyip sahte analizlerden, reaksiyonlardan kaçınılması hususunda şiddetli uyarılarda bulunur.

Belirli bir yaşam seviyesine gelmek arzusunda olan insanoğlunun, tembihlere uyması zaruridir.

Vuslata ermek isteyen; ya kendini kaybetmeyerek bu noktayı yakalayacak yani batının hakkını batına, zahirin hakkını zahire vererek istenilen kemâlata ulaşacak, ya da abuk subuk geçen bir hayatla beşeriyet batağında boğulup gidecektir.

Yaşantının dilini konuşan insanlara, buna mecbur olduklarını söylemenin insani bir görev olduğunu düşünüyorum...

İstanbul - 13.02.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail