|
u
konuyu esasında hiçbir şeyin farkında olmayan, bir zamanlar beni
yerlere göklere sığdıramadığını söyleyip duran bir dostum için
kaleme aldım...
Onunla aramızda geçen kısa süreli sohbetlerde
bana sıkıntılarından yakınır, “ Bütün günüm ibadetle geçiyor.
Hiç de aksatmam. Ne var ki; üzüntülerim, sıkıntılarım yaşama
bakış açım, hata ve kusur görmedeki maharetim, eskisinden
farksız bir şekilde devam ediyor.Ne yapmalıyım? " diyerek
cevap bulmaya çalışırdı. Bu sözleri, bana Hz. Muhammed
(s.a.v) ’in bir hadisini hatırlattı. Efendimiz şöyle
buyuruyordu:
“Ebubekir; ne namazın, ne orucun çokluğu ile
size üstün gelmedi. Lakin, onun sadrında ( kalbinde-şuurunda)
olan oldu.”
Sevgili dostumun evrensellikle ilgili
düşünceleri ve bu konuya dayalı yaşantısı, zaman zaman oldukça
yoğun iddialarda bulunuşu, bizzat dile getirdiği gibi, şaşırtıcı
bir şekildeydi.
Bu hal düpedüz Vehim duygusundan
kaynaklanıyordu !..
Zaaflarının ve zanlarının altında yatan
gerçek buydu. Vehim duygusunu “ ibadet ” adını verdiği
çalışmalarla bastırabileceğini düşünüyor; ancak yüreğini
daraltan bu durumda kendini ikna edemediğini de kesin ve samimi
bir dille ifade ediyordu.
Bu korkunç duygu onu adeta abuk sabuk işler
yapmaya itekliyordu. Düşüncelerini hayalindekilerle süslemenin
ve gerçekler dünyasına kapılarını kapamanın ve ikilemlerle
yaşamanın doğal bir sonucuydu söz konusu koşullar.
Gerçek olan şu ki, kuşkucu bir insan olup
çıkmıştı. Asla geniş perspektifli açılımları yakalayamıyor, bir
bakıma yüreklenemiyordu. Bunları başaramayınca da iş kendini
cezalandırmaya kadar varıyordu.
Yaptığı çalışmalarda mutlaka kazandıkları
vardı. Esasen bunlar da olmasa, iyiden iyiye berbat durumlara
düşeceği, zıvanadan çıkacağı besbelliydi.
Toplumsal yaşamda aşağı yukarı tüm fertlerin
yakasını bir türlü bırakmayan, zaman zaman esintilerini
hissettiğimiz şey, vehim denilen beladır.
Anladığım, öğrendiğim kadarıyla bireydeki en
yoğun duygulardan biridir vehim. Tasavvuf; duyguların en
güçlüsünün vehim olduğunu, bu nedenle aklın vehmin etkisi
altında kaldığını; ancak Tümel Aklın ise vehmi etkisiz hale
getirebileceğini ifade eder.
Vehim, olmayan şeyi var göstererek bireyi
mutlak zan altında bırakır ve hemen hemen herkeste az veya yoğun
bir şekilde mevcuttur. Bu en güçlü duygu, bireyi adeta
kilitleyerek yüksek zihinsel fonksiyonlarını çalışamaz hale
getirir.
Hz. Resulullah (s.a.v), bu konuda
ilginç bir hadisle bizlere ışık tutmuştur:
“Her çocuk annesinden dünyaya gelirken şeytan
ona dokunur. Ağlatır. Bundan yalnız Meryem oğlu İsa müstesnadır.
”
Bu ifadeden yola çıkarak, Efendimiz müstesna
olmak üzere tüm bireylerde belirli bir düzeyde onun varlığını
hissedebiliriz.
Vehmin bireye yaptıramayacağı şey yok
gibidir. Bunları tahmin bile edemezsiniz. Örneğin; hata
yapmaktan, kendini ele vermekten herkes korkar. Korkuyu kamufle
edebilmek ve esrarengiz manzaralara bürünmek de vehme has bir
özelliktir.
Vehim sahibi olanlar, genelde korku içinde
yaşar. Korkuya kapılanlar ise dünyaya kazanmak için değil, adeta
kaybetmek için geldiklerine inanırlar.
Sevgili dostuma dilim döndüğünce, herkesin
kendi yaratılış amacına göre, senaryodaki rolünü oynamaya
zorunlu olduğunu aktarmaya çalıştım. Ve kimseden
etkilenmemesini, imanını yenilemesini, imanlı kişinin mutlaka
cehennem yaşantısından çıkacağını, hiçbir şeye kafasını
takmamasını, bu yöndeki çabalarında tek koşulun en azından
kendine karşı dürüstlük olduğunu söyledim. Belki bu uyarı
farkında olmadan benliğini saran vehminin üzerine
gidecek, etki-tepki devresini atlatacak veya
hafifletecekti.
Her şeyi vehmedenler, çok şeyi
kaçırdıklarının farkında olsalar ne kadar iyi olur!..
İstanbul
- 12.12.2002
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|