Tanrı- Allah Kavramı, Kader, İrade-i Cüziye ve İrade-i Külliye -1-
 

Kur'an der ki: "Allah mühlet verir, ama asla ihmal etmez." Buna göre, insanlara verilen bir irade ve bu iradenin hikmetleri vardır.

Dünya hikmet yurdudur. Dolayısıyla insanoğlu için evreni tanıma fırsatı başlamış olur.

İnsan o hikmet alanı içinde tercihlerini yapar.

Ama kalkıp da gerçeği yalan, yalanı doğru yerine koyup "Biz istedik, böyle olacak!" mantığıyla kendisini insan ötesi bir varlık gibi görmeye başlarsa, işte o zaman hesabın adresi değişir.

İnsanları farklı kategorilere ayırmak bir haksızlıktır, ama bu nokta itibariyle ikiye bölündüğünü söylemek, “bilenler ve bilmeyenler” veya hikmeti algılayanlar-algılayamayanlar şeklinde kabullenmek ve bunu dinimizin gereği olarak yapmak söz konusudur.                                   Buraya kadar açıklananlar tanrı kelimesi ile Allah kavramı arasındaki farkı bulanların değerlendirebilecekleri bir iştir.

“Allah istemedikçe, siz isteyemezsiniz” (İnsan-30)

“Halbuki sizi de yapageldiğiniz şeyleri de Allah yaratmıştır.” (Saffat-96)

Bu ve benzeri pek çok ayetin hatta Kur’an’ın tamamında tanrı kavramının geçmediği, onun yerine kullanılan ilah kelimesinin tanrı mefhumu ile uzaktan yakından bir alakasının bulunmadığını net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Esasen ‘tanrı’ sözcüğü, belirli süreç içinde bizim işlerimize karışan, bazen mühlet verip işler istediği gibi gitmeyince de hemen müdahale eden bir yaratıcı hükmüne getirir ki böyle bir varlık-tanrı-ilah hiçbir zaman olmamış, Allah isminin vardığı mana ile uzaktan ve yakından bir alâkası bulunmamıştır.

İfade ettiğimiz şeyler yukarıda bahsini ettiğimiz Ayet-i Kerime’nin bünyesinde vardır. (Saffat/96)

Tanrı ve Allah kavramı arasındaki farkı ortaya koyan tanıtım cümlelerini olabildiğince çoğaltabilir yazıyı bunlarla doldurabiliriz. Ancak sanırım bu kadarı yeterli olacaktır.

Şartlanmaların ve buna bağlı değer yargılarının sahip olduğu düşünce özelliği ve delalet ne yazık ki Kur’an’ı dosdoğru okuyamayan insanlar topluluğunu oluşturmuştur.

Onlar akla ziyan bir şekilde Cenab-ı Hakk’ın kendilerine verdiği İrade-i cüziyeyi (!) kabullenip işler hale dönüştürebilmek için her türlü çabaya başvurarak, bu anlamsız idraki bilinçsizce ortaya koymaktan çekinmediler.

Kayıtsız şartsız kendilerine itaat edilmek kaydıyla, prensipleri kararları uygulama yoluna gittiler.

Bu dayatmada güya Kur’an’ı tanımlama ve Hadisleri çok iyi bilme anlayışı yatmaktaydı.

İşin başından beri bizler iyi niyetle, bu cüz-i irade masalına inanmış, her seferinde, gerek ayetleri gerekse hadisleri bu çerçevede, bağlantılar kurarak çözmeye çaba göstermişizdir.

Çünkü, inandığımız otoriteler o noktaya el atmış, meseleleri çözmüştür.

Söylenenlere istinaden, iradenin varlığını bu şekilde kabul ediyorduk. Ayrıca çoğunluk, her fırsatta bunun böyle olduğunu dile getiriyordu. Bu kişiler, “varlık bir bütündür tanrı yoktur, Allah vardır” diyenlere sitem üstüne sitem ettiler.

Böylesine bir tanımlama ayrıca “Kelime-i Tevhidin” yorumunun dahi yanlış yapıldığına işaretti.

Allah Rasulü’nün “Allah var onunla birlikte başka bir şey yok” sözü, dikkate bile alınmadı.

Ne var ki, bir türlü oturtulamayan sistem, içsellik bir kenara, kendilerini dışa itiyor ve kişiselliği ön plana çıkarıyordu.

Tanrı kavramı ile Allah isminin birlikte anılamayacağını, barınamayacağını düşünenler, meseleye ‘Tümel irade’ ve ‘Kader’ algılaması ile yaklaştı.

Ayetler ve Hadislerin gerçek anlamı, düşünceleri değiştirmeye, ön plana almaya yetti de arttı.

Böylece irade-i cüziyyeyi aklayabilmek için, çürük elmalarını sahiplenme uğruna, gerçeğin yerini bulmasını engelleyerek, sanki büyük “sorumluluk taşımış” havalarına girenler feci halde yanıldı.

Bazı konular vardır unutulur gider. Ama kimi meseleler de vardır, tarih boyu güncelliğini kaybetmez.

Bunun bir paradigması da ‘Kader’dir.

Kader anlayışını unutturan, örten, erteleyen, aldatan birçok nedeni sayabilmek mümkün.

O halde en önemlisi, bu kavramın şerhidir.

Kader olgusunun bu karmaşıklığının üstesinden, sadece tekliği yaşayabilen insanların gelebileceğini söyleyelim.

(Devam Edecek)

 

 

 
 
İstanbul - 28.06.2009
sufizmveinsan@gmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com