Soru / Yanıt


S1.   Aziz Mahmut Hudai Hazretleri: “ Bana suda boğulmuş birisinin haberini getirmeyin “ derken neyi kastediyor ?

S2.
    Maide suresinin 96. ayetinden anlaşılacağı üzere,  ihramlı olanın, kara avı etinin yemesinin haram, ancak deniz avı  yemesinin helal olduğu şeklinde bir anlam var. Bu hususu nasıl  değerlendirebiliriz?

C1. Soruyu değerlendirebilmek için bir takım verileri dikkate almak gerekiyor.
Kur’an’da Sad suresinin 34. ayetinde Hz. Süleyman için şöyle denmektedir: “ Gerçekten, biz Süleyman’ı imtihan ettik .
( Yaptığı bir hata yüzünden ) biz onun saltanat tahtına ( muvakkat bir zaman için ) bir  Cin oturttuk. Bir müddet sonra ( eski ) mülk ve tahtına döndü.
35. ayetinde ise: “ Şöyle dua etti: -Ey Rabbim ! Beni bağışla. Bana öyle bir mülk ver ki, benden sonra hiç kimsede olmasın. Muhakkak ki sen, bütün dilekleri verensin = Vahhabsın.” İfadesi geçer.
Buhari der ki:
 Hz Muhammed (s.a) şöyle buyurmuş: “Dün gece namazımı kesmek için cinlerden bir ifrit bana musallat oldu-veya Allah Resulü buna benzer bir kelime  söyledi- Allahu Tealâ bana imkân verdi de onun hakkından geldim.  Ve onu sabahleyin hepiniz ona bakabilesiniz diye mescidin direklerinden birine bağlamak istedim. Ancak kardeşim Süleyman’ın : “ Rabbim beni bağışla. Ve bana öyle bir mülk ver ki ; benden sonra hiçbir kimse ulaşamasın ” sözünü hatırladım.” Râvi Revh der ki: “Ve Allah Resûlü o ifriti kovalayarak geri çevirdi.”
Buradan anlaşılacağı üzere, Hz. Süleyman örneğinde olduğu gibi benzer özellikler de diğer Nebilere, Resûllere verilmiştir. Meselâ  Yusuf Nebi’ye rüya tabiri, İdris Nebi’ye de astroloji ilmi gibi...
Velilerin de eşdeğer niteliklerle bezendiği bilinen bir husustur. Kimi velilerde ilmin, kimilerine ise kudret sıfatının kuvveden fiile çıktığı görülmektedir. Onlar da bu istikamette ilim ya da kudret yönlü kerametleri ortaya koyarlar.
Bu açıdan bakıldığında Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri’ne de kendisine inanan kimseleri suda boğularak ölmekten kurtaran bir özellik/keramet verildiği anlaşılmaktadır.
O da beyanıyla bu noktaya işaret edip: ‘Bana SUDA boğulmuş birinin haberini getirmeyin’ demektedir. Onun söylediği söz, sadece kendisine inananları kapsar. Aksi takdirde boğularak ölen olmazdı.
Evliya menkıbelerinde anlatırlar, Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri, yaşadığı devirde Üsküdar/Beşiktaş arasında su üstünde gider gelirken dervişleri de onu arkasından yürüyerek kendisini takip ederlermiş.
Sevgili dostlarım, bu açıklamayı ‘madde batağında boğulmak’ şeklinde  değerlendirmeyelim. Zira Evliya’nın asıl görevi, beşeriyet çukurunda boğulmak üzere olan insanlara yardım etmek, onlara gerçeği bildirmektir.

Mevlâna’nın
İster kâfir ol, ister mecusi ol gel, istersen tövbeni bin kez boz yine gel! ..” sözleri bir bakıma, bu anlama gelmez mi?
C2. Maide suresinin 96. ayetinde şöyle denmektedir: “Deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı ki, hem size hem de yolcu olanlarınıza faydalı olsun. Kara avı ise ihramda bulunduğunuz müddet içerisinde size haram edildi. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah’tan korkun.”
Burada dikkât edilmesi gereken husus, ihramlı olanın doğayla bütünleşip, daldan dala konarak her nimetten faydalanması, aynı zamanda kara veya deniz avına çıkması değil, kara AVI etini yemekten kaçınması, ancak deniz avını yiyebilmesidir.
Her ne kadar ayeti kerimede “ deniz hayvanı avlanmak helal kılındı” anlamı bulunuyorsa da, ihramlı olan birinin avlanması söz konusu olamayacağına göre, bu manayı av etinden faydalanabilmek şeklinde algılamak doğru olacaktır
Bilindiği gibi ihramlı iken belirli kurallar vardır. İhrama girmiş kişi değil avlanmak, en küçük hayvanı öldürmekten dahi sorumlu tutulur.
Çünkü İhramlı oluş, Allah’la bütünleşme arzusu içinde, beşeri güç ve iktidar yitimini, doğaya egemen olma hevesini frenlemektedir.
Ayakta durabilmek, yaşamı sürdürmeye yarayacak kadar yemek, insanın en tabii hakkıdır. Ama dikkât ederseniz burada farklı bir durum var. İhramlı iken, Kara  AVI nın “haram” Deniz avının  “helal” olarak kabul edilmesi.
Sebebini de şöyle açıklayabiliriz:
Kara hayvanlarının memeli oluşu, memelilerin beyinlerinin de deniz hayvanlarından daha gelişmiş olması ve avlanma sırasında ölüm korkusu yüzünden  ürkmüş hayvanın biyokimyasal yapısının derin değişikliğe uğraması söz konusudur. Korkan, kaçan ve efor sarf eden hayvanın yüksek adrenalin salgılaması ve etinin yenilmesi halinde  beyin üzerinde- özellikle ihramlı bir halde iken- oldukça zararlı bir etki yapacaktır.
Bu olumsuz faktör, beyni etkileyerek kapasitesinin düşmesine, ayrıca kısa süreli de olsa kişinin asabi bir mizaca bürünmesine, hata yapmasına, seks hormonlarının irrite edilmesine yol açar.
Normal zamanlara makul kabul edilen kara avı etinin yenmesi, bu nedenle haram olarak hükme bağlanmıştır.
Deniz mahsulleri ise vücudun üretemediği, ancak dışardan temin edilen yağ asitleri ve diğer bazı maddeler içerir. Bunlar da beyin faaliyetleri için gereklidir.
Bu nedenle yenmesi helal kılınmıştır.
Ben, kendi adıma görüşlerimi yansıttım.
En doğrusunu Allah bilir.

 


İstanbul
- 31.07.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail