Neden Acaba?


Varolan toplumsal sistemde, insan-insan, neden-sonuç ilişkisi üzerinde durma, olayların derinliğine inebilen, düşünebilen ve dünya yaşamını ‘Bir göz açıp yumuş’ gibi kabul edenlerin yapabileceği  bir iştir. Ayrıca böylesine bir olgu bireyin içgüdüsel şekilde yaşamadığının da  göstergesidir. Ve hayatı değerli kılar; doğrusu bu zahmete de değer.
Allah Resûlü Hz. Muhammed,
söz konusu noktaya atıfta bulunarak, bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:
 “Hikmet mümin’in yitiğidir. Onu nerede bulursa alır, değerlendirir.”

Demek ki konuları iyi bilmek ve anlamak gerekiyor. Es geçip üzerinde durmama ise kayıtsız kalmanın, umursamazlığın getirisidir; bireyde telâfisi mümkün olmayan boşlukları da oluşturur.
Şimdi bununla ilgili belleğimizde geniş yer tutan bir örneği sunalım:
Oturumları, ilişkileri büyük bir ustalıkla idare eden
Hz.ResulûllahHz.Ebubekir, Hz Ömer ve Hz. Ali ile beraber iken baldırı görünür bir şekilde uzanmaktaydı. O sırada, yanlarına Hz. Osman girdi. Efendimiz, bir anda doğruldu ve açık olan yerini örttü. Aralarındaki görüşmeyi müteakip Hz. Osman, izin isteyerek  yanlarından ayrıldı. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali, Efendimizin bu hareketine bir anlam veremeyerek kendisine şu soruyu yönlendirdiler: 
- Ya Resulullah, niçin Hz. Osman içeri girdiğinde doğruldunuz ve baldırınızı örtmeye gerek duydunuz ?

Yanıtı şöyle oldu :

- Meleklerin bile haya ettiği bir insandan ben niye haya    etmeyeyim ki !..

Hadisin değerlendirilmesi elbette daha derin ve farklı noktaları içerebilir. Ancak, ben sadece burada göze çarpan bir enstantaneyi analiz etmek istiyorum.

Önce olayı basit bir şekilde “utanma” noktasına bağlamanın doğru olamayacağı düşüncesindeyim. Beşeri kayıtlardan arınmış bir mahal için böylesine bir paradigmaya varmak, gerçeği yansıtmıyor. Şayet Efendimiz, utanma duygusuna sahip olsaydı, diğerlerinin yanında da herhalde aynı tavrı sergilerdi. Ve bu cevap, kesinlikle Hz. Osman’a taviz vermek anlamında değerlendirilmemeli. Mesele; belirli bir idrak düzeyinde olan kimseye karşı gösterilecek usul ve yöntem ile alâkalıdır. Efendimiz, bu yanlı düşünceye sahip biri için, zahir yaşamın gerekliliğini ortaya koymuştur.
Üzerinde durulması gereken bir başka husus  da konunun, güven sorunu ile bağlantısının olmaması. Bilindiği gibi Hz. Osman, Allah Resulü’nün halifelerinden biridir.

Efendimizin tasarladığı bu davranış ile Batın ehline karşı oluşturduğu bir pozisyonla, kuvveden fiile çıktığında, bunu ayıp olarak kabul eden ve kendini bazı beşeri sıfatlarla tanımlayan kişinin düşünce yapısı arasındaki farkı anlatmaktadır.

Kısaca; Batın ehli için Zahiri bir ders, Zahir ehli için ise, Batıni anlamda bir öğreti niteliğindedir.
Gelişigüzel bir olay ya da bütünlüğü bozacak bir hata değildir. Ne yaptığını, ne ettiğini, neden söz ettiğini bilen, atacağı adımları iyi tartan bir insanın yaptığı harekettir.
Allah’ın, Zahir ve Batın yanlarının bulunduğunu ve O’nun ahlâkına sahip olanın da bu özelliği, her an yansıttığını asla akıllardan çıkartmayalım...

İstanbul - 01.05.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail