|
Önceki
yazımda
genelde
İslâmi
toplumların
konumları
üzerinde
durmuştum.
Bu, işin
kurumsal
boyutu
idi.
Ancak bu
makalemde,
günümüzde
biyolojik
anlamdan
sıyrılmış
ve
yepyeni
veçheler
kazanarak
farklı
modlara
duyulan
hisleri
kapsayacak
şekilde
genişlemiş
durumda
olanlarla
mütevazı
paylaşımlarım
olacak.
Şimdi,
izninizle
orada
düşündüklerime
geçiyorum.
İnsan
beyninde
yaklaşık
50-100
milyar
sinir
hücresi/nöron
bulunmaktadır.
Yaklaşık
100
trilyon
sinaptik
bağlantı
ile
“elektriksel
sinyal
iletimi”
yoluyla
haberleşirler,
kararlar
alırlar.
Beyin,
kafatasının
içinde
yer
alır.
İçinde
ve
etrafında
su
dolaşır.
Her
hareketin
beyinde
mutlak
bir
kumanda
merkezi
vardır.
Hormonal
sistemin
kontrol
edildiği
bölümler,
duyu-yürüme
ve ağrı
merkezleri
gibi...
Kalpteki
kan
akışının
dörtte
birini
beyin
alır.
Şayet
beyin,
kan geni
akışına
sahip
olursa,
kendini
aslını
tanıma
imkânına
kavuşur.
Beynin
sağ
tarafında
oluşan
bir felç
bedenin
sol
tarafını
etkiler.
Sağ
elini
kullanan
insanlarda
beynin
sol
bölgesi
işler
hale
gelir.
Beynin
arka
kısmı
görme
merkezi,
ön bölüm
kısa ve
orta
süreli
hafızadır.
Orta
bölümde
bulunan
hipokampus
ve
amigdala
uzun
süreli
hafıza
bölümüdür.
[Nuh as.
Kuran’da
Hûd
suresinin
56.
ayetinde
dillendirdiği
“...
Hareket
eden
hiçbir
canlı
yoktur
ki onun
"Bi"nasiyesinde
(alnında
olarak)
tutmuş
olmasın
(Fâtır'ın
beyni
programlaması)
(lafında
kalanlara
göre:
Hükmüne
boyun
eğdirmek)…"
uyarısını
hatırlayın]
Beyin
tümörünü
hazırlayan
faktörler
radyasyonlardır.
İyonize
ışınların
alınması
kansere
yol
açar.
İnsan
organizmasının
kontrol
merkezi
olarak
beynin
sağ
bölümü
bedenin
sol
tarafını,
sol
bölümü
ise sağ
tarafını
yönlendirir.
Vehim
değişik
suretlerde
kendini
gösterir.
İlk
etapta
onu
tanımak
imkânsızdır.
Sistemi
okumak,
araştırmak
arınmakla
mümkün
olan bir
şeydir.
Aksi
halde,
insan
farkında
olmaksızın
bu işin
dedikodusunu
yapar.
Birey de
başarı,
aynı
zamanda
boşluğu
da
getirir.
Dikkat
edilmezse
sonuç
felaket
olur. Bu
bir
anlamda
tehlike
demektir.
İnsan ne
kadar
başarılıysa
boşluk
da o
ölçüde
kendisini
takip
eder.
Arınmayan
pozitife
dahi
yaklaşmamalıdır.
Keramet
göstermek
“farklı
insan
olmak”
demek
değildir.
Evliyaların
alt
basamağında
dahi bu
illet
vardır.
Önceliğin
Allah
olması
gerekir.
Yoksa
bütün
işler
arap
saçına
döner.
Bir
insan
Allah’tan
başka
bir şeye
daha çok
önem
verirse
o şey o
kişinin
başına
musallat
olur.
Bellek,
batına
işarettir.
Bellekte
mevcut
olanın
kâğıda
dökülmüş
hali,
zahirdir.
Hz.
Âdem’in
yaşadığı,
başına
gelen
olaylar,
bir
başka
nebide
yaşanmamış
olabilir.
Bunun
örneği
vardır.
Ancak,
adı
takdirdir.
İnanan
kazanır,
inkâr
eden
cehennemde
yerini
hazırlar.
Besmele,
içselliğe
işarettir.
Bir
metni
bütünüyle
kayıt
etmek
veya
içinden
not
almak,
ancak
belleğin
çalışmasına
yardımcı
olmaktır.
Zira
insanların
isim
hafızası
genelde
zayıftır.
Oysa
görsel
bellek
bir
kısım
olayların
daha iyi
hatırlanmasına
vesile
olur.
Bir
insanın
dile
getiremediği
olaylar
üçüncü
şahsa
ait gibi
düşünülse
de öyle
değildir.
Kendi
zaaflarıdır.
Yapılamayanlar,
yapılanları
eğitir.
Bir
insan
doğası
gereği
yaptıklarını
unutur,
ama
kendine
yapılanları
asla
unutmaz.
Hz. Ali
radıyallahu
anh
anlatıyor:
"Resûlullah
aleyhissalâtu
vesselâm
buyurdular
ki:
"Allah,
düşük
çocuğun
baba ve
annesini
cehenneme
sokacağı
zaman,
düşük
çocuk
Rabbi
ile
mücadele
eder.
Sonunda
ona:
"Ey
Rabbine
karşı
gelen
düşük,
haydi
ebeveynini
cennete
sok!"
denilir.
Bunun
üzerine
düşük
çocuk,
onları
göbek
bağı ile
çekerek
cennete
sokar."
Göbek
bağı,
anne
yumurtası
ve
babanın
sperminin
oluşturduğu
zigotun
bölünerek
ortaya
çıkan
hücrelerin
farklılaşmasıyla
oluşur
Zigot
gider,
anne
rahmine
yapışır
Zigot
ana
rahmine
yapışamazsa
düşer
Yapıştıktan
sonra
düşük
nedenleri
çok- çok
fazladır.
Anne ve
babanın
genleri,
göbek
bağıdır.
Bu
tıbbi
bilgilere
istinaden,
şunları
söylemek
mümkün:
makul
süre
sonrası
bilerek
düşük
yapmak,
anne ve
babanın
cehennemde
olduğuna
işarettir.
Çocuk da
aynı
şekilde
cehennemdedir.
Ancak,
bu
hadiste
istenmeden
yapılan
bir
düşükten
bahsediliyor.
Düşük
çocuğun
Rabbi
ile
diyolog
girerek
mücadele
eder
gibi
görünmesi
hususu
tümüyle
mecazidir. Zira o
konumda
bulunan
bir
bebekte
bilinç
henüz
teşekkül
etmemiştir.
İşin
aslı
çocuk,
genlerini
anne ve
babadan
almaktadır.
Buna
göre,
anne ve
baba
cennetlik
olduğu
içindir
ki çocuk
kendisinde
mevcut
cennete
gidecek
gen
yapısı
ile
tavırlarını
ortaya
koyacak
ve
sonsuza
kadar
yaşayacaktır.
Cenabı
Hakk’ın
yücelttiğini
sonra
batırması
Rahman
ismi
cihetinden
gelen
bir
rahmettir.
Hakikatinin
esma
mertebesi
olduğuna
iman
etmişlere,
bir
anlamda
“Aminu
B’illahi”
sırrına
ermiş
olanlara
“mümin”
denir.
İşte Dua
onların
silahıdır.
Bilinçsizce
yapılan
iyilik,
önünde
sonunda
yapana
set
çeker.
Allah’ın
yeryüzündeki
Halifesi
öncelikli
olarak
Hz.
Davut’tur.
Zira,
Hz Âdem
tard
muamelesi
görmüş
bir
nebidir.
Arada
ayrıca
velayet-kıdem
farkı da
vardır.
İstisnasız
herkes
için
eşitlik–özgürlük
talep
edilirken
bu
dileklerin
sistem
açısından
geçerli
olabileceği
acaba
hiç
düşünüldü
mü?
Örneğin
insanoğlu,
milyarlarca
ışık
yılı
uzaklıktaki
gezegenlere
gidebilir
mi, buna
gücü
yeter
miydi?
Herkes
bir
Harun
Reşit
olabilir
mi? Aynı
idrak
seviyesinde
olsaydık
Allah
Rasulü,
“Umarım
makamı
mahmudun
sahibi
ben
olurum”
der
miydi?
O halde…
İnsanoğlu,
sahip
olduğu
özgürlüğü
ve ne
yapacağını
bilmemek
arasında
bocalar
durur.
Travma
geçirmiş
bir
beyin,
benliğine
hâkim
olamaz.
Hayallerimiz
beklentilerimizi
karşılamaktan
yoksundur.
Çoğu kez
insanı
mahçup
duruma
düşürür.
Akıl
üstün
gelirse,
beden
pasifize
olur.
Beşeri
kimliğimiz
algılamalar,
tartışmalar
ve
toplumun
yapısı
üzerinde
dolaşıp
durur.
Nitelik nicelleştirilemez.
Sadakat emanetle imtahan edilir.
Kendisini çok sevenin, aynı düzeyde bir başkasını sevmesine imkân
yoktur.
Huzur kendisi gibi olmayanı kabullenmekle yaşanır.
İnsanı diğer canlılardan ayıran özellik fark edilmesidir.
Bir
başka
makalede
görüşmek
üzere
hoşça
kalın. |