|
İnna a’tayna Kel-Kevser.
(Gerçekten Biz, sana Kevser’i verdik.)
Fesallli Rabbike venhar
(Öyle ise Rabb’ın için
namaz kıl, kurban kes. )
İnne şanieke hüvel’Ebter
(Sana buğzeden; şüphesiz ki zürriyetsiz olan, işte odur.)
Yorum
Kevser, Kur’an’daki
en kısa suredir. Kevser Suresi’nin son bölümünde bulunan “ebter”
kelimesi, “soyu kesik olan, ölümünden
sonra adı sanı anılmayan” manasına geliyor..
Hazreti Muhammed’e dininden dolayı buğz eden
bazı düşmanları tarafından “ebter” denilmiş
olması sebebiyle bu surenin nazil olduğu söylenmektedir. Ancak,
söyleyen kimdir ve ne suretle söylemiştir? Bunun hakkında
rivayetler muhteliftir. Bu kelimenin Ebu Leheb için
kullanıldığında İslâm alimleri hemfikirdir. Sure’de
Hz.Resulûllah’a akıl almaz düzeyde övgüler, hedef alınan kimseye
ise çok acı sözler kullanılmıştır. Deruni bir şekilde
incelendiğinde, ayetler içinde deşifre edilmesi gereken bazı
kelimeleri kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan sorunların
çözülebilmesi için, yeni düşünce biçimlerini benimsemekte yarar
var. Kevser
Suresi’nde anahtar kelimeler bulunuyor. İlki “Kevser” ya
da “Havz” sözcüğü ile ifade edileni. Bu kelimenin birkaç
anlamı mevcut. Bir tanesi; Efendimiz’in bildirdiği gibi, tüm
ırmakların kaynağı olarak kabul edilmiş olması.
Kevser,
lügat manası itibariyle
“çok, pek çok” demektir. Oğlu seferden gelen bir
Arabiyye’ye “Oğlun ne ile geldi?” diye
sorulduğunda “Kevserle geldi.” dediğini ve bunun “Çok şeyle
geldi.” anlamında olduğunu naklederler.
Bir başka anlamı;
“Hayır”dır. Nitekim
Seyyid İbni Cübeyre’den, İbni Abbas radıyallahü anhüma’dan şöyle
rivayet eylemişlerdir. “Kevser, Allahu Tealâ’nın O’na, yani
Rasûl’üne i’ta buyurduğu hayırdır” dedi. Ebu Bişr, ben
Sayıd’a “Birçok kimseler, o cennette bir nehirdir diyorlar ”
dedim. “Cennetteki nehir, Allah-u
Tealâ’nın O’na ata buyurduğu hayırdandır” cevabını
verdi diye izhar eylemişlerdir.
Bu bakımdan Hayrı
yani KEVSER’ i; amaca ulaşma, varoluş gayesine erme, bir bakıma
Teklik, yani Vahdet boyutunu algılama
şeklinde düşünmek mümkün
olacaktır.
Nitekim, açıklayıcı bir bilgi
olarakTırmızi’de geçen bir hadisi örnek verebiliriz.
“Efendimiz ( s.a.v.) “ Her Nebi / Resul’ ün bir
havzı vardır ve onlar hangisinin vâridesi daha çok diye tebâhi
ederler ve ben muhakkak onların en çok vâridelisi olacağımı
umarım ” demektedir. Bu Hadisi Şerif’i, her Nebi ve
Resül’ün kendisine inanan ümmetlerinin olduğunu, ancak bu
ümmetler içinde aslını ve hakikâtini bilme boyutu
itibariyle sayısal üstünlüğün Efendimize ait olduğu
şeklinde anlamak kanaatimce doğru olacaktır.
Ayrıca,
Allah Resülünün Mirac’ta arşa
yakın bir yerde söylediği sözler, bazı gerçekleri
yansıtması bakımından oldukça önemlidir. Allah Resulü,
“Ben bir ağaç gördüm. Yemişleri ( Nebak ) fil kulağı kadardı.”
diyor.
Bu mübarek kelâm için, zamanın İnsan-ı Kâmil i Abdülkerim
Ceylî Hazretleri, ağacın şeklinden ziyade sözlerdeki derin
anlamlar üzerinde durmanın ve değerlendirmenin daha makul
olacağını söylemektedir. Buraya kadar anlatılanlardan çıkan
sonuç şudur:
İnsanlara bazı olayları anlatabilmek için, sembol ya da mecazi
ifadelerin kullanılması gereklidir.
Mecaz kokan hükümlerin
varlığına Hadislerin yanı sıra Kur’an’da da tanık oluyoruz.
Örneğin, “ Hz. Musa asasını taşa vurdu, taştan on iki
pınar aktı.” ( Araf/ 160 ) ayetinin de bu bakışla deşifre
edilmesi gerekir. Orijinal anlamı, Hz.Muhammed’in ümmetinin
yetmiş üç fırkaya bölünmesi gibi, Hz Musa’ nın da
ümmetinin on iki fırkaya ayrılması şeklindedir.
Kevser Suresi’nin
en önemli olan ikinci ayetinin mealinde “Rabb’in için namazı
gerçekleştir ve kurban kes/ ya da kıyamda ellerini bağla”
ifadesi dikkât çekicidir.
Birbiri ardına gelen uyarılarda
önce Efendimiz’den namazı herhangi bir nedenle
değil, sırf Allah rızası için ve anlamını bilerek kılması
istenmektedir. Allah rızasından kasıt, bir beşer gibi değil,
Uluhiyet’in gereği olarak namazı ifa etmesidir. Bu noktayı
gözden kaçırmamak lâzım. Dikkât ederseniz, bir önceki Maun
Suresi’nde namaz kılanların çoğunun, kıldıkları namazdan
gafil olduğu belirtilirken, burada O’ndan namazın mutlak bir
bilinçle eda edilmesi isteniliyor. İslâm otoriteleri esasen,
Kevser Suresi’nin Maun Suresi’nin mukabili olduğu
hususunda hemfikirdir. Sure’nin bu bölümünün anlaşılmasında
cumhur ulema arasında birtakım ihtilaflar söz konusudur. Bir
kısmı Venhar kelimesini “kurban kes ve namaz kıl”
şeklinde kabul ederken, bir kısmı sadece “kurban kes”,
bir bölümü ise “kurban kes ya da ellerini kıyamda bağla”
şeklinde algılamaktadır.
Kurban kes uyarısını sadece zahiri mana ile kısıtlamayıp kurban
edilmesi gereken şeyin, bireyin izafi benliği olduğuna dikkât
çekelim. Bu nokta da Allah için istek ve
arzulardan vazgeçilmesi, arınmak suretiyle birimsel varlığın
terki isteniyor. Kıyam da da bireyin müstakil bir
varlığının olmadığı, Kayyumiyet sıfatı gereği
varlığını Allah’tan aldığı, yani Allah’ın varlığı
ile kaim bir varlık olduğu müşahedesi var. Ellerin bağlanışı ise
bu idrakın sabitleşmesi, yoğunlaşması anlamına geliyor.
Belki kurban kesme ya da kıyamda ellerin bağlanması arasında ilk
etapta bir irtibat kurulamayabilir. Ancak, arada son derece
güçlü bir müşahade ile böyle olması gerektiği kabul edilmekte
ve her iki kavramın getirisi, sonuç itibariyle Allah’a yakiyn
elde etmeye dayanmaktadır. Bu arada, bazı ulemanın çelişkili bir
biçimde ellerin boyun arkasından bağlanması şeklindeki görüşleri
pek geçerlilik kazanmamakta ve asıl işaret edilenin namazdaki
normal bağlantı olduğu anlaşılmaktadır.
Benim
bir nokta itibari ile çözümleyemediğim, ufkumun daraldığı bir
husus var. O da şudur. Ebter lafzının Hu’ya
bağlanmış olması. Kimseye yanıltıcı davetiye çıkartmak istemem;
ama burada zahir sebebin yanında bilemediğimiz bir sır vardır
diye düşünmekteyim.
İstanbul
- 13.03.2003
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|