İslâm ile bilim arasında çelişki var mı?


Daha önceleri de bu köşede din ile bilim arasında temel bir farkın bulunmadığını belirtmiştim. Ancak, “dinin kökeninde inanç, bilimin kökeninde ise şüphe vardır” diyenler, olayı başka tarafa çekmeye gayret gösteriyorlar. Bu nedenle yeniden üzerine eğilmek gereğini duydum.

Bu ayrımı yapmaya özen gösterenlerin teorisi şu: Din statiktir, değişmez. Onu değiştirmeye çalışmak, Tanrı'ya alenen küfürdür. Oysa bilim, sürekli değişim demektir. Bilimin içine değişmez 'gerçek' leri sokmaya uğraşmak, bilimi dine çevirmeye çalışmaktır. Bu, abesle iştigâldir.
Örneğin din, evrenin merkezinin dünya olduğunu öne sürerken, bilim evrenin bir merkezinin olmadığını göstermiştir.
Bilimin, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü, güneş sistemimizin Samanyolu adı verilen bir galaksinin kıyısında bir sistem olduğunu, bizim galaksimizde milyarlarca başka güneş olduğunu ve ayrıca başka milyarlarca galaksiler bulunduğunu kabul etmesi için aradan yüzlerce yıl geçmesi gerekti.

Katolik kilisesi, Kopernik ve Galile'ye bundan birkaç ay önce ölen Papa II. Jean Paul'un görevdeki ilk yıllarında itibarlarını iade etti.
Hıristiyan inancına göre Tanrı dünyayı (evreni?) altı günde yaratmıştır. Dünya evrenin merkezi olmadığına göre, Tanrı'nın sadece dünyayı değil, evreni altı  günde yaratması gerekti. Peki, din bu bakışla uyduruk bir duruma düşmedi mi?
Çok önemli bir husus da, insanın  nasıl yaratıldığı. Yine semavi dinlere göre insanın atası olan Âdem ve Havva, Tanrı tarafından cennetten kovuldular ve dünyaya gönderildiler.
Yani insan, dünyaya insan olarak geldi!
Oysa dünya üzerindeki türlerin gelişimiyle ilgili çok önemli bir teori var: Evrim teorisi. Kadın ve erkeği de bu gelişime dahil edebiliriz.

Din, daha ilk ortaya atıldığı günden itibaren, evrim teorisine saldırdı, bugün bile saldırılarına devam ediyor. Bizden, hepimizin Âdem ile Havva'nın çocukları olduğumuza inanmamızı istiyor.

Onca kuşaktır devam eden akraba evliliklerinin sonucu olduğumuza inanmalıyız yani!
İşte bu ve benzer iddiaları kabul edip savunanlar dindar olamaz. Olursa bu anlayışları ile kâfir durumuna düşerler,
demektedir.

Bir başka örneği  de şöyle;

Ünlü mantıkçı, matematikçi ve filozof Bertrand Russel, dünyanın büyük bir öküzün üstünde durduğuna inanmaya devam eden bir yaşlı hanıma, 'Peki öküz neyin üstünde duruyor?' diye sormuş, kadın cevabı yapıştırmış: O da bir öküzün üstünde duruyor!

Bilim çevrelerinin görüşleri kısaca bu şekilde!.

Bilim ile dinin karıştırılmaması gerektiği tezini savunanlar, kanaatime göre ikiye ayrılıyor. Bir kısmı gerçekten dini bir hikâye/masal gibi kabul edip İlahi emir ve buyrukların çağın getirisine ayak uyduramadığı düşüncesinde olanlar. Diğer bölümü ise bilimi desteklerken şüpheci fikirlerini devam ettiren, ama dinin sadece inanç temeli üzerinde oturması gerektiğini düşünenler. İkinci bölümde kalanlar  için, tam anlamıyla imansız demek doğru olmaz. Ancak bu şekilde düşünüyorlar diyebiliriz. Fikir babaları Sir Karl Popper… Bilimsel Agnostizmin kurucusu olan bu kişi Yahudi asıllı olup sonradan İngiltere’ de ‘Sir’ unvanını almış.

İnanç sahiplerine gelince; bunlar aile düzenine, güzelliklere ve mutluluklara sahip olmuş, muazzam kâinatı var eden bir gücün olduğuna inanan kimseleri temsil ediyorlar. Zaman zaman insanın kanını donduran olaylara rağmen, bir melek gibi teslim olmuş, kulluk görevlerini yerine getiren, beklentileri bittiğinde yolunu sapıtmayan, hayatı anlamsızlaştırmayan bencilleşmeyen tipler. Kısaca inanca asla darbe vurmayanlar…

Şimdi iddiaları irdelemeye başlıyorum;

Bugün ben, dünyanın evrenin merkezi olduğunu düşünen bir İslâm mensubunu tanımıyorum. Şayet varsa yanlış düşünüyordur. Beni ikna etsin, ya da ben onu edeyim. Çünkü bu dinin kurucusu, çok açık ve net bir şekilde: içinde yaşadığınız yedi kat sema ve dünyanız yani güneş sistemi Kürsinin içinde ( Samanyolunu kast ediyor) çöle atılmış bir yüzük halkası kadar yer tutar” derken, iptidai bir şekilde düşünmek ve bunu dile getirmek, en azından inanç kurallarına ters düşer. İman dairesi içinde yaşamaya çalışan hiç bir fert, söz konusu bu mantığın dışına çıkıp da bütün âlemler dünyanın etrafında dönüyor gibi  saçma bir düşünceye kapılmaz. Belki Katolik kilisesi farklı düşünebilir, ama bizim düşüncemiz budur. Katoliklerin bu yaklaşımına İslâm dünyasında da uzun süre şüpheyle bakılmıştır. Kaldı ki, onlar dahi bu katı tutumlarından artık vazgeçmişlerdir.

Hıristiyan inancına göre tanrı, evreni tam tamına altı günde yaratmıştır. Bu değişmez bir İlahi kanundur. Çünkü kutsal kitaplar böyle yazmaktadır.                                                 Sevgili dostlarım! Akılcı olalım. En koyu, bağnaz ve tutucu iman sahibi bir kişi bile bu âlemlerin altı gün içinde yaratıldığını kabul edemez.. Ve bu ifadeyi ‘bu işin içinde bir hikmet vardır’ diyerek geçiştirmeye çaba gösterir.. Ama din kitapları böyle yazıyorsa bunun mutlaka bir nedeni vardır. Çünkü yaşadığımız boyut, neden sonuç ilişkisine dayanmaktadır. İfade etmek gerekirse başka örneklerde de olduğu gibi ancak mecaz anlam taşır. Din, insanların algılayamayacağı süreler için, astronomik zamanları bildiren ifadelerden, beyanlardan kaçınır. Bu nokta itibariyle herhangi bir sakınca yoktur. Sûreler, âyetler, kelimeler ve harflerden oluşan Allah kelamı kitaplar, evrensel dilin şuurudur. Bu şuur, hitap ettiği kesimi dikkate alır. 

Hz. Âdem ve Havva anamızın cennetten kovulma konusuna gelince, bu, asla bildiğimiz manada bir kovulma, bir tart değil, Hz. Âdem’in idrak boyutundan irtifa kaybetmesidir. Bu dahi onun halife olması amacına matuftur. Anlaşılacağı üzere, kovulma denen eylem, bilinçli şekilde yapılmıştır. Çünkü o üst düzey bir insandır. Ayrıca ne kıyamet kopmuş ne de mahşer ortamı oluşmuştur. Siz de takdir edersiniz ki, cennet ve cehennem boyutları bu aşamaları müteakiptir. Bu nokta, yanlışlığa sebebiyet verilmemesi, konuya mutlak doğru şekilde yaklaşım yapılabilmesi açısından fevkalade önemlidir.

Konuyu vurgulamak açısından tekrar ediyorum: “Şayet siz evrim teorisini ciddiye alıyorsanız, Hıristiyan ve muhafazakâr, hatta Müslüman olamazsınız” demeye getiriyorlar.

Toplum olarak yanıldığımız nokta işte burasıdır. Bu perspektiften baktığımızda Din, evrim anlayışını kabul etmektedir. Et Tin suresi de bunun bir örneğidir. Ne var ki, yorumu için din bilimine ve özellikle tasavvuf bilimine/felsefesine büyük bir ihtiyaç olacaktır. Eğer insanlarımız kuru bilgilerle bu noktaları çözmeye kalkışırlarsa kaos ve krizlere neden olabilir. Ayrıca, din adına uydurulmuş batıl, saçma sapan anlayışların peşinde koşabilir.

Aslında, Darvin ve Evrim teorisi bu koşullara bir nebze olsun yaklaşmış durumdadır. Ancak Darvin, yaratıcının evrendeki yerini tayin edememiş ve var oluşu mutlak yaratıcıya oturtamamıştır. Bu nedenle teorisi, din çevrelerince tepki çekmektedir.

Evrim olayına işaret eden en önemli nokta da çok kişinin sorusuna muhatap olan, ayrıca Kuran’ da sıkça geçen ve kısaca bir  olayın neden/sonuç ilişkisi  halinde meydana geldiğini anlatan ‘Biz’ kavramıdır. Bu mana, tanrının olmadığını, yaratıcının evrenin özünde olduğunu belirtir.

Filozof Bertrand Russel’in cahil kadına sorduğu soru ise gerçekten çok komik ve onun üzerinde yaşadığımız sistemden asla haberdar olmadığının bir göstergesi.            Esasen Hz. Muhammed (s.a.v)’ e ait bu sözlerde, o dönemlerde dünya üzerinde boğa ve balık burcunun güçlü etkilerinden bahsedilmektedir.

Bazı dindar kesimler ise Âdem-Havva teorisinin kolay savunulabilir bir teori olmadığının farkındalar. Ama onlar Tanrı'nın izini, evrenin veya canlıların yaradılışının bir yerinde görmek istiyorlar. Tek dertleri, kanın pıhtılaşması gibi birçok moleküler işlemde  10’dan fazla proteinin sıralı şekilde beraber çalışması ve bunun doğal olarak seçim yasasını gerektirmesi gibi, birçok sıralı küçük değişiklik sonucu evrimleşmelerinin mümkün olmadığını kanıtlayabilmek...İşte ülkemizde de bir ara revaçta olan Intelligent Design (akıllı evren tasarımı) da bu tezler sonucunda ortaya çıkıyor.

Değerli dostlarım;

Bendeniz şu sonuca varıyorum:

Bilim ve teknoloji sahasındaki göz kamaştırıcı başarılar tüm hızıyla devam ederken DİN faktörünü ayrı tutmak, değerlendirmemek ve bilimle aralarında bir çelişki varmış gibi izlenim yaratmak mantıksızlığın/manasızlığın ta kendisi olmaktadır.

İstanbul - 11.10.2005
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail