|
Daha
önceleri de bu köşede din ile bilim arasında temel bir farkın
bulunmadığını belirtmiştim. Ancak, “dinin kökeninde inanç,
bilimin kökeninde ise şüphe vardır” diyenler, olayı
başka tarafa çekmeye gayret gösteriyorlar. Bu nedenle yeniden
üzerine eğilmek gereğini duydum.
Bu ayrımı
yapmaya özen gösterenlerin teorisi şu: Din statiktir, değişmez.
Onu değiştirmeye çalışmak, Tanrı'ya alenen küfürdür. Oysa bilim,
sürekli değişim demektir. Bilimin içine değişmez 'gerçek'
leri sokmaya uğraşmak, bilimi dine çevirmeye çalışmaktır. Bu,
abesle iştigâldir.
Örneğin din, evrenin merkezinin dünya olduğunu öne sürerken,
bilim evrenin bir merkezinin olmadığını göstermiştir.
Bilimin, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü, güneş
sistemimizin Samanyolu adı verilen bir galaksinin kıyısında bir
sistem olduğunu, bizim galaksimizde milyarlarca başka güneş
olduğunu ve ayrıca başka milyarlarca galaksiler bulunduğunu
kabul etmesi için aradan yüzlerce yıl geçmesi gerekti.
Katolik
kilisesi, Kopernik ve Galile'ye bundan birkaç ay önce ölen Papa
II. Jean Paul'un görevdeki ilk yıllarında itibarlarını iade
etti.
Hıristiyan inancına göre Tanrı dünyayı (evreni?) altı günde
yaratmıştır. Dünya evrenin merkezi olmadığına göre, Tanrı'nın
sadece dünyayı değil, evreni altı günde yaratması gerekti.
Peki, din bu bakışla uyduruk bir duruma düşmedi mi?
Çok önemli bir husus da, insanın nasıl yaratıldığı. Yine semavi
dinlere göre insanın atası olan Âdem ve Havva, Tanrı tarafından
cennetten kovuldular ve dünyaya gönderildiler.
Yani insan, dünyaya insan olarak geldi!
Oysa dünya üzerindeki türlerin gelişimiyle ilgili çok önemli bir
teori var: Evrim teorisi. Kadın ve erkeği de bu gelişime dahil
edebiliriz.
Din, daha
ilk ortaya atıldığı günden itibaren, evrim teorisine saldırdı,
bugün bile saldırılarına devam ediyor. Bizden, hepimizin Âdem
ile Havva'nın çocukları olduğumuza inanmamızı istiyor.
Onca
kuşaktır devam eden akraba evliliklerinin sonucu olduğumuza
inanmalıyız yani!
İşte bu ve benzer iddiaları kabul edip savunanlar dindar olamaz.
Olursa bu anlayışları ile kâfir durumuna düşerler,
demektedir.
Bir başka
örneği de şöyle;
Ünlü
mantıkçı, matematikçi ve filozof Bertrand Russel,
dünyanın büyük bir öküzün üstünde durduğuna inanmaya devam eden
bir yaşlı hanıma, 'Peki öküz neyin üstünde duruyor?' diye
sormuş, kadın cevabı yapıştırmış: O da bir öküzün üstünde
duruyor!
Bilim
çevrelerinin görüşleri kısaca bu şekilde!.
Bilim ile
dinin karıştırılmaması gerektiği tezini savunanlar, kanaatime
göre ikiye ayrılıyor. Bir kısmı gerçekten dini bir
hikâye/masal gibi kabul edip İlahi emir ve buyrukların çağın
getirisine ayak uyduramadığı düşüncesinde olanlar. Diğer bölümü
ise bilimi desteklerken şüpheci fikirlerini devam ettiren, ama
dinin sadece inanç temeli üzerinde oturması gerektiğini
düşünenler. İkinci bölümde kalanlar için, tam anlamıyla imansız
demek doğru olmaz. Ancak bu şekilde düşünüyorlar diyebiliriz.
Fikir babaları Sir Karl Popper… Bilimsel Agnostizmin
kurucusu olan bu kişi Yahudi asıllı olup sonradan İngiltere’ de
‘Sir’ unvanını almış.
İnanç
sahiplerine gelince; bunlar aile düzenine, güzelliklere ve
mutluluklara sahip olmuş, muazzam kâinatı var eden bir gücün
olduğuna inanan kimseleri temsil ediyorlar. Zaman zaman insanın
kanını donduran olaylara rağmen, bir melek gibi teslim olmuş,
kulluk görevlerini yerine getiren, beklentileri bittiğinde
yolunu sapıtmayan, hayatı anlamsızlaştırmayan bencilleşmeyen
tipler. Kısaca inanca asla darbe vurmayanlar…
Şimdi
iddiaları irdelemeye başlıyorum;
Bugün ben,
dünyanın evrenin merkezi olduğunu düşünen bir İslâm mensubunu
tanımıyorum. Şayet varsa yanlış düşünüyordur. Beni ikna etsin,
ya da ben onu edeyim. Çünkü bu dinin kurucusu, çok açık ve net
bir şekilde: “içinde yaşadığınız
yedi kat sema ve dünyanız yani güneş sistemi Kürsinin içinde
( Samanyolunu kast ediyor) çöle atılmış bir yüzük
halkası kadar yer tutar” derken, iptidai bir
şekilde düşünmek ve bunu dile getirmek, en azından inanç
kurallarına ters düşer. İman dairesi içinde yaşamaya çalışan hiç
bir fert, söz konusu bu mantığın dışına çıkıp da bütün âlemler
dünyanın etrafında dönüyor gibi saçma bir düşünceye kapılmaz.
Belki Katolik kilisesi farklı düşünebilir, ama bizim düşüncemiz
budur. Katoliklerin bu yaklaşımına İslâm dünyasında da uzun süre
şüpheyle bakılmıştır. Kaldı ki, onlar dahi bu katı tutumlarından
artık vazgeçmişlerdir.
Hıristiyan inancına
göre tanrı, evreni tam tamına altı günde yaratmıştır. Bu
değişmez bir İlahi kanundur. Çünkü kutsal kitaplar böyle
yazmaktadır.
Sevgili dostlarım! Akılcı olalım. En koyu, bağnaz ve tutucu iman
sahibi bir kişi bile bu âlemlerin altı gün içinde yaratıldığını
kabul edemez.. Ve bu ifadeyi ‘bu işin içinde bir hikmet
vardır’ diyerek geçiştirmeye çaba gösterir.. Ama din
kitapları böyle yazıyorsa bunun mutlaka bir nedeni vardır. Çünkü
yaşadığımız boyut, neden sonuç ilişkisine dayanmaktadır. İfade
etmek gerekirse başka örneklerde de olduğu gibi ancak
mecaz anlam taşır. Din, insanların algılayamayacağı
süreler için, astronomik zamanları bildiren ifadelerden,
beyanlardan kaçınır. Bu nokta itibariyle herhangi bir sakınca
yoktur. Sûreler, âyetler, kelimeler ve harflerden oluşan
Allah kelamı kitaplar, evrensel dilin şuurudur. Bu şuur, hitap
ettiği kesimi dikkate alır.
Hz. Âdem ve Havva anamızın cennetten kovulma konusuna
gelince, bu, asla bildiğimiz manada bir kovulma, bir tart değil,
Hz. Âdem’in idrak boyutundan irtifa kaybetmesidir. Bu
dahi onun halife olması amacına matuftur. Anlaşılacağı üzere,
kovulma denen eylem, bilinçli şekilde yapılmıştır. Çünkü o üst
düzey bir insandır. Ayrıca ne kıyamet kopmuş ne de mahşer
ortamı oluşmuştur. Siz de takdir edersiniz ki, cennet ve
cehennem boyutları bu aşamaları müteakiptir. Bu nokta,
yanlışlığa sebebiyet verilmemesi, konuya mutlak doğru şekilde
yaklaşım yapılabilmesi açısından fevkalade önemlidir.
Konuyu vurgulamak açısından tekrar ediyorum: “Şayet siz
evrim teorisini ciddiye alıyorsanız, Hıristiyan ve muhafazakâr,
hatta Müslüman olamazsınız” demeye getiriyorlar.
Toplum
olarak yanıldığımız nokta işte burasıdır. Bu perspektiften
baktığımızda Din, evrim anlayışını kabul etmektedir. Et Tin
suresi de bunun bir örneğidir. Ne var ki, yorumu için din
bilimine ve özellikle tasavvuf bilimine/felsefesine büyük bir
ihtiyaç olacaktır. Eğer insanlarımız kuru bilgilerle bu
noktaları çözmeye kalkışırlarsa kaos ve krizlere neden olabilir.
Ayrıca, din adına uydurulmuş batıl, saçma sapan anlayışların
peşinde koşabilir.
Aslında,
Darvin ve Evrim teorisi bu koşullara bir nebze olsun
yaklaşmış durumdadır. Ancak Darvin,
yaratıcının evrendeki yerini tayin edememiş ve var oluşu
mutlak yaratıcıya oturtamamıştır. Bu nedenle teorisi, din
çevrelerince tepki çekmektedir.
Evrim olayına işaret eden en önemli nokta da çok kişinin
sorusuna muhatap olan, ayrıca Kuran’ da sıkça geçen ve kısaca
bir olayın neden/sonuç ilişkisi halinde
meydana geldiğini anlatan ‘Biz’ kavramıdır. Bu mana,
tanrının olmadığını, yaratıcının evrenin özünde olduğunu
belirtir.
Filozof
Bertrand Russel’in cahil kadına sorduğu soru ise gerçekten
çok komik ve onun üzerinde yaşadığımız sistemden asla haberdar
olmadığının bir göstergesi. Esasen Hz.
Muhammed (s.a.v)’ e ait bu sözlerde, o
dönemlerde dünya üzerinde boğa ve balık burcunun güçlü
etkilerinden bahsedilmektedir.
Bazı dindar
kesimler ise Âdem-Havva teorisinin kolay savunulabilir
bir teori olmadığının farkındalar. Ama onlar Tanrı'nın izini,
evrenin veya canlıların yaradılışının bir yerinde görmek
istiyorlar. Tek dertleri, kanın pıhtılaşması gibi birçok
moleküler işlemde 10’dan fazla proteinin sıralı şekilde beraber
çalışması ve bunun doğal olarak seçim yasasını gerektirmesi
gibi, birçok sıralı küçük değişiklik sonucu evrimleşmelerinin
mümkün olmadığını kanıtlayabilmek...İşte ülkemizde de bir
ara revaçta olan Intelligent Design (akıllı evren
tasarımı) da bu tezler sonucunda ortaya çıkıyor.
Değerli
dostlarım;
Bendeniz şu
sonuca varıyorum:
Bilim ve
teknoloji sahasındaki göz kamaştırıcı başarılar tüm hızıyla
devam ederken DİN faktörünü ayrı tutmak, değerlendirmemek
ve bilimle aralarında bir çelişki varmış gibi izlenim yaratmak
mantıksızlığın/manasızlığın ta kendisi olmaktadır.
İstanbul
- 11.10.2005
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|