|
“Eğer
Allah istemiş olsaydı sizi tek bir ümmet yapardı. Lâkin o,
dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidâyete
erdirir. Ve siz amellerinizden mesul olacaksınız.”
( NAHL 16/93 )
Bu ayeti nasıl yorumlamak gerekiyor dersiniz?..
Şayet hidayet de dalâlet de Allah’tan ise, kulun üzerine düşen
ne?
Nasıl mesul olabiliyor?
Bu şartlarda, bireyin yaptıklarından sorumlu olması
düşünülebilir mi?
Mantıken olmaması lâzım. Ama oluyor.
Konuyu oldu bittiye getiren ve kadercilik kapsamında
değerlendirmek isteyenler için ilk uyarı Hz. Muhammed’den...
Onun, “ Allah’ın takdiri bu, bana bunu cebren yaptırıyor,
diyen Cebriye görüşünün sonu cehennemliktir”
şeklindeki uyarısını hatırlatalım.
Demek ki, bu açıdan yaklaşarak soruyu çözebilme imkânımız yok.
Sufi gözle -teklik açısından bakmadıkça- çözülecek gibi
de görünmüyor.
Şimdi varsayım olarak Ben ve Sen gibi iki varlık
düşünelim. ‘Ben’ O’nun Ahadiyet yönünü yani
hüviyetini, ‘sen’ ise kulluk yanını temsil etsin.
Benlik ile ‘hidayeti’ ve ‘dalâleti’
oluştururken, sen yönüyle birey, yaptıklarından sorumlu
tutuluyor. Yani bir bakıma Allah dilediğini yapıyor, kul sorumlu
oluyor.
Burada alt boyutun üst boyutu suçlama gibi bir lüksü yok. Kulda
serbest irade ( cüz-i irade ) gibi bir anlamı da kabul etmek
çok yersiz. Zira, varlık bir bütün. Kısacası bölünme,
parçalanma gibi bir durumun olması da mevzubahis değil.
Bu takdirde Külli bir hakikâtten başka hiçbir şey olmadığına
göre, sorumlu olan kim?
Bu sorunun yanıtını şöyle verebiliriz:
Sorumlu olanı Uluhiyyet kemâlatı ile birimden görmek
gerekir ki, birimliliğin hakkı verilmiş olsun.
Değerli dostlarım. Allah cennet ve cehennemi yarattığına göre,
dilemesi de elbette hidayet ve delâlet üzerine olacaktır. Bir
başka ayeti kerimede “ Hayır ve şer Allah’tandır ”demiyor
muydu?
Nitekim, benzer durum, başka ayeti kerimelerde de göze
çarpıyor:
“ Sen sevdiğini Hidayete erdiremezsin. Lâkin, Allah dilediğini
hidayete erdirir ”
28/56
“ Gerçekten sen doğru yola hidayet edersin ”
( 42/52 ) .
Allah ehline göre
burada bahsi geçen ve Efendimizin elinde olmadığı belirtilen,
Allah’ın Zâtına olan hidayettir. Allah’ın Zâtında – hiçlik
boyutunda-hidayet veya benzer vasıflarının varlığı mümkün
olamayacağına göre, Allah’ın bu noktaya olan hidayeti kendi
isminin manasının karşılığı olmaktadır.
Bu boyut, “ HİÇ ” olarak ifade edilebilir. Anlam
kalmayıp Hiç olunca, hidayet olmaktan çıkar
Resulûllah
Efendimizin elinde olan hidayet ise, bireyi İlahi yola, Hakk’a
ulaştıran hidayettir.
Bu anlamda “ Sen dilediğine hidayet verirsin “
demektedir.
Gerçekten seçici olabilirsek bu ayrıntılar oldukça fazla olur,
‘Körlüğümüz’ biter.
Londra-
02.10.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|