|
Düşünebilen,
tefekkür yeteneği olan, olaylara ferasetle bakmasını bilen,
araştıran, “neden- niçin?” gibi soruların
karşılığını bulabilen bir varlıktır insan.
Onu farklı kılan niteliklerinden biri de hiç şüphesiz, dengesini
koruyabilmesi, hazımlı olabilmesidir. Söz
konusu nitelik, insanın hangi halde olduğunu yansıtan önemli bir
duygu, bir işarettir. Hazımlı olabilmenin kültür birikimi ve
yetişme ile doğrudan ilgisi var.
Kabul edelim ki; biçimsel aksaklıkların temelinde, endişe
edilecek seviyede, dışa vurum yani “Dengesizlik”
hakimdir. Dolayısıyla, insan bu olumsuz konum ile asla başarılı
olamaz. Bunun ne kadar kötü vasıflı bir yaşam tarzı olduğundan
kimsenin şüphesi olmasın.
Hele, hayatını “N’olmuş, ne bitmiş? Kim kime ne demiş?
Ne yapmış?” edebiyatı ile geçirenlerin bu özellikten
nasiplendiğini söylemek yerinde olmaz.
Yakın
dostlardan dinlediğim konuyla ilgili bir hikâyeyi sizlere
aktarmak isterim:
Allah rahmet eylesin; yaklaşık kırk yıl evvel, çok az tanıma
fırsatını bulduğum, “Erzincanlı Dede Paşa” lakabı
ile anılan, yaşlı, muhterem bir Zat vardı. Tam bir sufi
ve gönül adamı olduğunu her halinden belli eder, büyük tevazu
içinde yaşar, kendinden yaşça küçük insanlara hoşgörülü, müşfik
bir şekilde davranır, gerekli saygıyı göstermeyi ihmal etmezdi.
Zor durumda bulunana her halükârda yardımcı olur ya da yardım
edilmesini sağlardı. İlerlemiş yaşına rağmen, yapılması gereken
bir şeyi önce o yerine getirir ve bunu bir görev edinirdi. Arada
bir, hiciv dolu sözler sarf eder; etrafındakiler bundan pay
çıkarıp kendilerine çeki düzen verir ve ona müteşekkir
kalırlardı.
Bir gün, benim bulunmadığım bir dost meclisinde yemekten sonra;
“Allah hazmını versin” demiş. Davetliler bu kelâmı,
önceleri yemeğin hazmedilmesi hususunda bir temenni sanmış;
ancak daha sonra bu sözlerinden “rastgele akıl
yürütülmemesi, bilmezliğe bürünmenin daha faydalı olacağı,
bireyin ulaşacağı sonuçları önceden hesap edebilmesi için
belirli ve kesin bir tavır alması ve bu nedenle de mutlaka
hazımlı olunması gerektiği” gibi bir mana çıkartmışlar...
Gerçekten, Dedepaşa bunu kastetmek
istiyormuş!..
O gün bugündür, bu yaşlı Dedenin imalı yaklaşımı aklımdan hiç
çıkmadı.
İnsanların toplum içinde başarısız ve hatırı sayılı şekilde
bencil olmalarının en önemli nedenlerinden biri hiç şüphesiz,
bilgi ve görgülerini, yaşadıklarını, etrafına aldırış etmeksizin
ortaya koymalarıdır.
Bu, halk deyimiyle hazımsızlık anlamına gelen
“Patavatsızlık” kelimesi ile de ifade ediliyor.
Her an bir kargaşaya sebep olabilecek, gönülleri yıkıma
uğratıp, aynı zamanda kişinin kendi bünyesinde de kimlik
zedelenmesine yol açabilecek, söz konusu bu halin frenlenmesi
yerinde ve uygun kabul edilen bir davranış biçimidir.
En güzeli insanın ağır başlı davranabilmesi ve her aklına
geleni söylemeyi beceri gibi kabul etmemesidir. Yersiz ve
taşkın hareketler, toplumsal yaşantıda davranış bozukluğu olarak
kabul edilir ve bu fiiller haklı eleştirilere yol açabilir.
Ancak, bireyler hazımlı olmak kaydıyla, içine düştükleri
çıkışsızlık konumunu aşmalarını sağlayabilecek özgüven ve
yaratıcılığı yeniden kazanır.
İnsan üzerinde çok etkili olan bu etmen, kuşkusuz akıllardan
uzak tutulmamalı...
İstanbul - 09.05.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|