|
 
Allah’tan yardım mihnet oranında gelir, sabır da bela oranında (Hadis)
Gam, keder veya musibete uğramış kimseye Allah aynı oranda yardım eder, deniliyor.
Belaya uğrayanların, karşılığında alacağı yardımı sabır olarak işaretliyor Hz. Muhammed (s.a.v).
Burada sabra neden olan şey yani bela, mihnetten daha ağır ve yoğundur. Anladığım
kadarı ile bu noktaya dikkât çekmek isteniyor.
Güzel ifade çok
konuşmakla olmaz. Allah ve Resulü’nün sevdiği hususları ayırt edebilmekle olur. Lisan aczi, acz
sayılmaz; asıl acizlik Hak’kı tanımamaktır. (Hadis)
Bir konuyu naklederken kısa ve öz konuşmanın gereği vurgulanıyor bu uyarı
ile. Önemli olanın, esas temayı net bir şekilde ifade edebilmek olduğunu, uzun ve insanı yorgun düşüren
anlatımların bireye asla bir şey kazandıramayacağını yani değerlendirilemeyeceğini ve meseleyi
anlaşılamaz hale getireceğini söylüyor Efendimiz. Güzel bir ifade, akıllıca bir konuşmayla mümkün olur.
İnsanlar arası ilişkilerde bu hususa dikkât etmek lazım.
Lisan yetersizliğini de acz olarak görmüyor Hz. Muhammed (s.a.v). Ancak bu kavramı Hak’kı
bilmemekle ilişkilendiriyor. Yani lisanı yeterli olanın, Hak’kı tavsiye ederken yapacağı
yanlışlığı acz olarak kabul ediyor. Buradan çıkan sonuç ise şöyle olmalı: “Doğruyu bilme, başarılı
olma nitelikleri ile bütünleşmektedir.”
Bir saat ilim öğrenmek,
bir gece ibadet etmekten; bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan hayırlıdır.
(Hadis)
İlmin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için yapılmış
bir açıklama... Belirtilen oranlama mecazidir. Konuya yaklaşım getirebilmek için söylenmiştir. İlim,
esas ibadet aracıdır. Bu noktayı teyid eden bir başka hadis ise şöyledir:
“ İlim taleb etmek; Allah
katında namaz, oruç, hac ve Allah yolunda savaşmaktan efdaldir. ”
Şükür
ve Hamd kavramı !.. Bu sözcükler nasıl kullanılmalı ?
Din mensupları, bu iki kelimeyi alelade kullanmayı pek de güzel beceriyorlar. Mesela, trafik
kazasında bir ayağı kopmuş olan kişi, haline bakıp “ Ya Rabbi çok şükür! ” dediğinde öbür
ayağının da kopmasına neden olacak duayı ettiğinin farkında bile değil !..
Keza, nimetlerle dolu iftar sofrasında misafirlerini ağırlamakta olan bir ev sahibi, kendini mahcup
etmeyen Mutlak Varlık’a şükranlık duygusunu “ Çok şükür ya Rabbi! ” sözleriyle dile getirmek
yerine, “ Sana, verdiğin nimetlerden ötürü hamd olsun ” derse, bilmeli ki; bu ekonomik şartlarda
nadiren bulduğu o tabloyu belki bir daha göremeyecek, sofradaki nimetlerde artma olmayacak hatta azalma
olacaktır...
Özetlersek; Şükr’ü arttırıcı bir faktör, Hamd’ı ise durdurucu bir unsur olarak düşünmeliyiz.
Tenzih ve Teşbih
konuları hakkında bilgi verir misiniz
?
Avami bir anlayışa göre, Tenzih; Allah’ı bir
tanrı mesabesinde bulup ötelere atmak, Teşbih ise; Allah’ı ötelerden alıp yeryüzüne indirmek anlamına
geliyor...
Tenzih kavramı ile gerçekten anlatılmak istenen mana benlik ile özdeşleşir. Bu bireysel
anlamdaki bir benlik değil, mutlak manadaki bir Benliğin müşahedesidir. Yani; Mutlak Tenzih’te,
ötelerden alıp buralara getirmek söz konusu bile değildir. Zira; Allah ötelere atılmaktan, bir başka
ifadeyle tenzih edilmekten münezzehtir. Her yerde mevcut olan nasıl tenzih edielebilsin ki ?
Özetleyecek olursak bu kavram, Mutlak varlığı kendi özünde bulabilmeye dayanır. Yani
gerçek yönüyle Tenzih’in karşılığı “ Mutlak Benlik ” tir.
Mutlak manadaki Teşbih ise; Allah’ın Esma
boyutunun, yani manaların - soyut boyutun müşahedesidir.
Bu bakımdan, avamın anladığı Tenzih ve Teşbih ile, mekârim-i ahlak sahibi olanın algıladığı
Tenzih ve Teşbih anlayışı arasında çok büyük fark söz konusu.
Ancak böyle bir idrak düzeyine ulaşanlar; tanrısallıktan sıyrılmaya, isim üzerinde durmayarak işaret
edilen manayı algılamaya başlayabilirler...
Birey mi, çoğunluk mu üstündür
?
Çoğunluk bireylerden oluştuğuna göre, bu soruya
güç-kuvvet yönünden bir yanıt aramak doğru olacaktır. Tabiidir ki, bir insan ile fazla sayıda bireyin
(çoğunluğun) yaptığı aktivite aynı şiddette olmayacaktır.
Mistik yönüyle bir örnek vermeye çalışayım:
Bir kişinin tek olarak kıldığı namazda kazanacağı güç, cemaatle kılanan bir namazda elde edilen güç ile
aynı oranda değildir. Bu hususta Hz. Resulullah: “ Cemaat ile kılınan namaz yalnız
olarak kılınan namaza göre yirmi beş misli daha sevaptır. ” demektedir.
Dikkât ederseniz toplumsal olaylarda da durum böyledir. Tek kişiye ait bir fikir ile aynı konuda
çoğunluğa sahip bir toplumun düşüncesi aynı ölçüde ses getiremez. Kabul edersiniz ki, otorite çoğunluğa
aittir. Bu noktadan bakınca, çoğunluğun bireye karşı üstün olduğu neticesine varabiliriz.
İstanbul
- 26.09.2002
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
16.11.2003 Akşam gazetesi
|