- 2 -

Hz. Enes (radyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "İnsanlara ne oluyor da namaz kılarken gözlerini semaya kaldırıyorlar? '' dedi ve bu hususta sert sözler söyledi. Sonra konuşmasını şöyle tamamladı:
"Ya bundan vazgeçerler ya da gözleri çıkarılır."
( Hadis )

Öncelikle bilinmesi gereken husus, namazın bir erkânının olması. En basit hali,

“Sen Allah’ı görmüyorsan da O seni görüyor ” denerek “ihsan hali” olarak ifade edilen ve kılınan bir namazdır.
Anlaşılacağı gibi, burada fiziki bir edep-adap söz konusudur.
Nitekim, Enes (b. Mâlik radyallahu anh) şöyle demiştir: (Bir def'a) Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, "Namaz saflarınızı doğrultunuz ve sımsıkı birbirinize yapışıp aranızda boşluk bırakmayınız. Zira, ben sizi arkamdan (da) görüyorum." buyurdu.
Namazı kılanın -şayet cemaatle kılıyorsa- kulağının  imamda olması, onun okuduklarını değerlendirmesi  şarttır. Ayrıca, hareketlerde de  kesinlikle imama uyulması gerekir...
Kıyamda olan kişi; imama tabi olduğunda veya yalnız olarak namaz kıldığında, şayet boş gözlerle semaya bakıyorsa, bu hareketi bir kısır döngü içinde olduğunu, namazla ilgisi olmayacak şekilde hayal kurduğunu gösterir ki; bu, namazın bahsettiğimiz adabına uymadığı anlamına gelir. O kişi, imamı dinlemiyordur. Aklı başka yerlerdedir..Şayet tek başına kılıyorsa okuduklarının farkında değildir. Bu halde olan birine Allah Resulü’nün ikazı, kendisini toplamasıdır. Bu arada şunu söyleyebilirim:  Gözlerini semaya, tanrıya dikerek ibadet etmenin mahsurlu olacağını ve bu nedenle bireyin böylesine katı bir uyarı aldığını düşünenlere  verilecek yanıtımız şöyle: Allah yerlerde ve göklerde, kısaca her yerdedir !  Bu düşünce sistemi yanlıştır. Akılcı yaklaşımların değerlendirmelere daha yakın olacağı şüphesizdir.

Hz. Muhammed, bir başka olayda, bedene alelade yapılan bir girdiye de aynı sertlikle müdahale etmekte ve “ Sol elle yemek yiyenin eli kırılsın ” demektedir... Onun çok şefkâtli, rahmet dolu bir Nebi-Resul olduğunu kabul edenler veya öyle hayal edenler; yeri geldiğinde onun belli kalıplar içinde hareket etmediğini, çok acımasız olduğunu, bir anlamda, beşeri değer yargıları ile değil, sadece sistem doğrultusunda davranışlarda bulunabileceğini de düşünmelidirler.

********

 “Allah önce nurumu yarattı
 “Allah önce aklı yarattı”
 “Allah önce kalemi yarattı( Hadis )

Burada üç ayrı yaratılıştan bahsedilmiş gibi görülse de, kastedilen, tek bir şeydir. Nispet edildikleri makama göre ayrı ayrı sayılmıştır; fakat tek bir manâdır. Dolayısıyla “nur”, “kalem” veya “akıl” diye kastedilen, aynı şeydir.

********

“ Nalınınızın tasmasından, koyununuzun otuna
kadar her şeyi Allah’tan isteyiniz. Allah'ın fazl-ı kereminden isteyiniz, çünkü istenilmesinden hoşlanır ve şüphesiz ki, Allah, ısrarla DUA eden kullarını çok sever. ” ( Hadis )

Bu hadisi şerifte özellikle duanın, insan yaşamında öncelik taşıması gerektiği vurgulanıyor. Hz.Muhammed (s.a.v), zorluklarla geçen insan yaşamında, bireyi huzura kavuşturacak nedeni dua olarak görmüş. Bir insanın düşünce boyutunda, dua etmek gibi bir niyeti varsa, bu ilham ona Mutlak Varlık tarafından verilmiştir. Bu düşünce tarzı, evrende her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve birbirini etkilediğini gösterir. Söylediğimiz her söz, aklımızdan geçen her düşünce, ihtimal ki, bir dua niteliğindedir.
Dua, insanların yaşamını çok etkileyebiliyor ve yön veriyor.

********

İbrahim Edhem' in:
“ Borçlu olan kimse, borcunu ödemedikçe yağlı ve sirkeli taam yememelidir.”
Akşemseddin Hazretleri’nin  ise:
“Ayakta pantolon giymekten sakın, elbiseni üzerinde dikmekten sakın, cünup kimse ile yemek yeme, gam verir. Çıplak yatmak, fakirliğe sebep olur.”
şeklinde tavsiyeleri mevcut. Burada İbrahim Edhem ve Akşemseddin Hazretleri sistemde vukuf oldukları gerçekleri mi açıklıyorlar, yoksa söz konusu şartlar tavsiye niteliği mi taşıyor?

İslâm alemi, her iki insanı da “ Büyük Veli ” şeklinde tanımlar. Ve onlar insanlara fikirleri, dehası ile ışık tutan ve onların önünü açan zatlar olarak bilinir. Varlıklarından haberdar olmadıklarımız, ismini bile onca zorlukları aşarak öğrendiklerimiz ya da fikirlerini hiç bilmediklerimiz arasında, kendi cemalini gösterenlerdendir ikisi...
Bugün, insan yaşamını olumlu biçimde etkileyen bu tür insanları tanımak şart. Onlar " İnsan " gibi karmaşık ve " Ne yapacağı belli olmayan " bir varlığa rehber olmuş mahallerdir..

İbrahim Edhem’ in zamanın padişahı olduğunu, Allah yolu için tahtını terk ettiğini ve bunun sonucunda göklerin krallığına ulaştığını biliyoruz. Akşemseddin Hazretleri ise İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in akıl hocasıdır. Onun tavsiyelerine uyan Sultan Mehmet,  fetih gibi tarihi bir başarıya imzasını atmıştır.

Bu kısa bilgileri verdikten sonra, öz deyişlerin yanıtlarına geçelim:
Borcunu ödemeyen kimse, önce bunu düşünmeli ve yiyeceklere kadar her şeyiyle bu durumunu göz ardı etmemeli diyor, İbrahim Edhem Hazretleri.

Ayakta pantolon giymenin adaba uygun olmayacağı ve edep yerlerinin görünmesi için bir neden teşkil edeceği, elbiseyi üzerinde diken kimsenin ise bedenine zarar verme ihtimalinin yüksek olduğu, bunun yanı sıra bu önerinin mecazen, bir olaya çok yakın konumda bulunanın, o hadise hakkında objektif davranmasının zor olabileceği ” şeklinde dile getirilirken, cünup kimsenin pis bir koku yaydığı, bu haliyle sahip olduğu negatif enerji potansiyelinin, onunla yemek yiyeni rahatsız edebileceği, çıplak olarak yatmanın  bedensel rahatsızlıklar getirebileceği, ayrıca etrafında bulunan insan, melek ve cin gibi varlıkları rahatsız edeceği, kısaca toplum içinde bir uyumsuzluğa yol açabileceği ifade ediliyor Akşemsettin Hazretlerince.
Bu arada yeri gelmişken, Hz. Musa’nın asla çıplak olarak yıkanmadığını ve altına mutlaka birşey giydiğini veya peştamal bağladığını hatırlatmakta yarar var diye düşünüyorum.

Bilgime, birikimime göre konuları yorumladım. Tekrar görüşmek  üzere, hoşçakalın...

İstanbul - 12.09.2002
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail