|
 
Hz. Enes (radyallahu anh) anlatıyor:
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "İnsanlara ne oluyor da
namaz kılarken gözlerini semaya kaldırıyorlar? '' dedi ve bu
hususta sert sözler söyledi. Sonra konuşmasını şöyle tamamladı:
"Ya
bundan vazgeçerler ya da gözleri çıkarılır."
( Hadis )
Öncelikle bilinmesi gereken husus, namazın bir
erkânının olması. En basit hali,
“Sen Allah’ı görmüyorsan da O seni görüyor ”
denerek “ihsan hali”
olarak ifade edilen ve kılınan bir namazdır.
Anlaşılacağı gibi, burada fiziki bir edep-adap söz konusudur.
Nitekim, Enes (b. Mâlik radyallahu anh) şöyle demiştir: (Bir
def'a) Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, "Namaz
saflarınızı doğrultunuz ve sımsıkı birbirinize yapışıp aranızda
boşluk bırakmayınız. Zira, ben sizi arkamdan (da) görüyorum."
buyurdu.
Namazı kılanın -şayet cemaatle kılıyorsa- kulağının imamda
olması, onun okuduklarını değerlendirmesi şarttır. Ayrıca,
hareketlerde de kesinlikle imama uyulması gerekir...
Kıyamda olan kişi; imama tabi olduğunda veya yalnız olarak namaz
kıldığında, şayet boş gözlerle semaya bakıyorsa, bu hareketi
bir kısır döngü içinde olduğunu, namazla ilgisi olmayacak
şekilde hayal kurduğunu gösterir ki; bu, namazın bahsettiğimiz
adabına uymadığı anlamına gelir. O kişi, imamı
dinlemiyordur. Aklı başka yerlerdedir..Şayet tek başına
kılıyorsa okuduklarının farkında değildir. Bu halde olan birine
Allah Resulü’nün ikazı, kendisini toplamasıdır. Bu arada
şunu söyleyebilirim: Gözlerini semaya, tanrıya
dikerek ibadet etmenin mahsurlu olacağını ve bu nedenle bireyin
böylesine katı bir uyarı aldığını düşünenlere
verilecek yanıtımız şöyle: Allah yerlerde ve göklerde,
kısaca her yerdedir ! Bu düşünce sistemi
yanlıştır. Akılcı yaklaşımların değerlendirmelere daha yakın
olacağı şüphesizdir.
Hz. Muhammed, bir başka olayda, bedene alelade yapılan
bir girdiye de aynı sertlikle müdahale etmekte ve “ Sol elle
yemek yiyenin eli kırılsın ” demektedir... Onun çok
şefkâtli, rahmet dolu bir Nebi-Resul olduğunu kabul edenler veya
öyle hayal edenler; yeri geldiğinde onun belli kalıplar içinde
hareket etmediğini, çok acımasız olduğunu, bir anlamda, beşeri
değer yargıları ile değil, sadece sistem doğrultusunda
davranışlarda bulunabileceğini de düşünmelidirler.
********
“Allah
önce nurumu yarattı
“Allah önce aklı yarattı”
“Allah önce kalemi yarattı” ( Hadis )
Burada üç ayrı yaratılıştan bahsedilmiş gibi
görülse de, kastedilen, tek bir şeydir. Nispet edildikleri
makama göre ayrı ayrı sayılmıştır; fakat tek bir manâdır.
Dolayısıyla “nur”, “kalem” veya “akıl” diye kastedilen,
aynı şeydir.
********
“ Nalınınızın
tasmasından, koyununuzun otuna
kadar her şeyi Allah’tan isteyiniz. Allah'ın fazl-ı kereminden
isteyiniz, çünkü istenilmesinden hoşlanır ve şüphesiz ki, Allah,
ısrarla DUA eden kullarını çok sever. ” ( Hadis )
Bu hadisi şerifte özellikle duanın, insan yaşamında öncelik
taşıması gerektiği vurgulanıyor. Hz.Muhammed
(s.a.v), zorluklarla geçen insan yaşamında, bireyi huzura
kavuşturacak nedeni dua
olarak görmüş. Bir insanın düşünce boyutunda, dua etmek gibi bir
niyeti varsa, bu ilham ona Mutlak Varlık tarafından verilmiştir.
Bu düşünce tarzı, evrende her şeyin birbiriyle bağlantılı
olduğunu ve birbirini etkilediğini gösterir. Söylediğimiz
her söz, aklımızdan geçen her düşünce, ihtimal ki, bir dua
niteliğindedir.
Dua, insanların yaşamını çok etkileyebiliyor ve yön veriyor.
********
İbrahim Edhem' in:
“ Borçlu olan kimse, borcunu ödemedikçe yağlı ve sirkeli taam
yememelidir.”
Akşemseddin Hazretleri’nin ise:
“Ayakta pantolon giymekten sakın, elbiseni üzerinde dikmekten
sakın, cünup kimse ile yemek yeme, gam verir. Çıplak yatmak,
fakirliğe sebep olur.”
şeklinde tavsiyeleri mevcut.
Burada İbrahim Edhem ve Akşemseddin Hazretleri
sistemde vukuf oldukları gerçekleri mi açıklıyorlar, yoksa söz
konusu şartlar tavsiye niteliği mi taşıyor?
İslâm alemi, her iki
insanı da “ Büyük Veli
” şeklinde tanımlar. Ve onlar insanlara fikirleri, dehası ile
ışık tutan ve onların önünü açan zatlar olarak bilinir.
Varlıklarından haberdar olmadıklarımız, ismini bile onca
zorlukları aşarak öğrendiklerimiz ya da fikirlerini hiç
bilmediklerimiz arasında, kendi cemalini gösterenlerdendir
ikisi...
Bugün,
insan yaşamını olumlu biçimde etkileyen bu tür insanları tanımak
şart. Onlar " İnsan " gibi karmaşık ve "
Ne yapacağı belli olmayan " bir varlığa rehber olmuş
mahallerdir..
İbrahim Edhem’ in
zamanın padişahı olduğunu, Allah yolu için tahtını terk
ettiğini ve bunun sonucunda göklerin krallığına ulaştığını
biliyoruz. Akşemseddin Hazretleri ise İstanbul’u
fetheden Fatih Sultan Mehmet’in akıl hocasıdır. Onun
tavsiyelerine uyan Sultan Mehmet, fetih gibi tarihi
bir başarıya imzasını atmıştır.
Bu kısa bilgileri verdikten sonra, öz deyişlerin
yanıtlarına geçelim:
Borcunu ödemeyen kimse, önce bunu düşünmeli ve yiyeceklere
kadar her şeyiyle bu durumunu göz ardı etmemeli diyor,
İbrahim Edhem Hazretleri.
Ayakta pantolon giymenin adaba uygun olmayacağı
ve edep yerlerinin görünmesi için bir neden teşkil edeceği,
elbiseyi üzerinde diken kimsenin ise bedenine zarar verme
ihtimalinin yüksek olduğu, bunun yanı sıra bu önerinin mecazen,
“ bir olaya çok yakın konumda bulunanın, o hadise
hakkında objektif davranmasının zor olabileceği ” şeklinde
dile getirilirken, cünup kimsenin pis bir koku yaydığı, bu
haliyle sahip olduğu negatif enerji potansiyelinin, onunla yemek
yiyeni rahatsız edebileceği, çıplak olarak yatmanın
bedensel rahatsızlıklar getirebileceği, ayrıca etrafında bulunan
insan, melek ve cin gibi varlıkları rahatsız edeceği, kısaca
toplum içinde bir uyumsuzluğa yol açabileceği ifade ediliyor
Akşemsettin Hazretlerince.
Bu arada yeri gelmişken, Hz. Musa’nın asla çıplak olarak
yıkanmadığını ve altına mutlaka birşey giydiğini veya peştamal
bağladığını hatırlatmakta yarar var diye düşünüyorum.
Bilgime, birikimime göre konuları yorumladım. Tekrar görüşmek
üzere, hoşçakalın...
İstanbul
- 12.09.2002
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|