|
S. “Kardeşine yardım et. O ister zalim, isterse mazlum olsun.”
(Hadis)
Acaba bu söz ile ne denmek isteniyor?
C.
Bak
dostum!
Birisine iyilik yapma düşüncesindeysen, tefrike girmemen için
bir uyarı var. Muhatabın ister mazlum, ister zalim senin için
bir şey fark etmemeli.
Bu
şekilde bir davranışın tevhide de uygun oluyor.
S. “Bu ümmetimin münafıklarının çoğu Kuran okuyucularıdır.”
(Hadis)
Neden acaba?
C.
Daha
önceleri söylediğimiz gibi, bir işi anlayarak bilerek, anlamı
üstünde durup yeni şeyler ortaya koyarak yapabilmek başka,
‘laf ola beri gele’ şeklinde, sanki vazife imiş gibi yerine
getirmek başka. Demek ki anlamadan yapılan işler- özellikle
Kur’ân-ı Kerim’i bu şekilde okumak- insanı münafık sınıfına
sokmaya yeterli bir neden imiş.
S. “Âlim, ilmi bir cemaate tahsis edip diğerlerini mahrum ettiği
zaman, o ilimden âlim de talebesi de faydalanamaz.” (Hadis)
C.
Yeri
gelmişken belirtelim: Efendimiz (s.a.v)’in bu uyarısı çok
açık ve kapsamlı. Allah ilminin ortaya konmasında, özellikle
kayırmacılığın/küslüğün olmaması gerektiğinden bahsediyor.
Esasen, Âlim olanlarımız da buna uyuyor. Şöyle ki;
yapılan çok yeni bir çalışmayı veya bir dokümanteri bir
şekilde ilgilenenlere ulaştırıyor.
S. “Bela, erkek ve kadın müminin kendinde, çocuğunda ve malında, Allâhû Teâlâ’ya günahsız olarak kavuşana kadar eksik olmaz.”
(Hadis)
Bu hadisi nasıl yorumlarsınız?
C.
Şöyle
düşünelim, bir insanın
veri tabanında sahiplendiği neler
var? Analiz edelim: Önce benliği (izafi benliği
anlamında söylemek istiyorum), sonra çocukları, arkasından da
malı gelir değil
mi?
İşte kendine, yakınlarına ve malına bir bela geldiğinde
sabrederek gereken tepkisizliği gösteremiyorsa, bunların
kendisini etkilemediği, vakur, dingin ve dengeli hale gelene
kadar, içine düştüğü ‘zillet’ yok olmayacak demektir.
S. Hz. Ali buyurdu ki:
“Büyüyüp Rabbimi tanımadan, küçük yaşta ölüp cennete girmek beni
sevindirmezdi. Allahu Teâlâ’yı en iyi tanıyan kimse, haşyeti en
fazla, ibadeti en çok yapan ve Allah rızası için nasihati en
güzel yapandır!”
Bu sözden ne anlam çıkarılmalı?
C.
Haşyetin Vahdet yaşamı olduğunu, korku ile hiçbir alakasının
bulunmadığını bilmem, söylememe gerek var mı? ( Bu hal
olmadan/yaşanmadan cennete girmenin hiçbir esprisi yok gibi.
İster küçük bir çocuk, isterse yetişkin bir insan olsun).Tarihin
görüp göreceği en büyük velilerden biri olan Hz Âli’nin
kastettiği şey bu. Ayrıca O; sistem yaşamına da önem vermiş ve
üzerinde durmuş. Sözlerinde bu ayrıntı da var. Çünkü ikisinin
birbirinden ayrılması mümkün değil.
S. Aymazlık nedir?
C.
Baştan
söyleyeyim. Bir uzman değilim. Gördüğüm kadarı ile “Aymazlık”
dilimize yeni giren, daha doğrusu kullanılmaya başlanan bir
kelime. Bu bakımdan birçok kişiye yabancı gelebilir. Türk Dil
Kurumu lügatinde 'Çevresinde olup bitenlerin farkına varamama
durumu' olarak açıklanmış.
Bu hal,
doğal ya da kapasitesizlik ve beceriksizlikle ilgili olabildiği
gibi, bilinçli/planlı olarak, müsamaha gösterir şekilde
de kullanılmaktadır.
Kısacası, farkına varamama hali var ortada. Bilinçli olanına
gelince; örtülmesi gereken bir pozisyon vardır ki, bu şekil de
pas geçiliyordur.
Sebebi
de işlerin rayında yürümesini temin etmektir. Bu durumda ses
çıkarmak gerekmez. Zira, böyle bir ortamda eleştiriyi hak
edenleri ön plâna çıkarmak, çalkantı yaratılması demektir ve
beraberinde başka riskleri de getirebilecektir. İkinci ve önemli
bir faktör, aymazlığa konu olan kişilerin gerçekten çok
kapasiteli olmalarıdır. Onların ileride faydalı olacakları
bilinir. Bu bakımdan üstünde pek fazla durulmaz. Müsamaha
gösterilir.
S. Beyin mi, kalp mi?
C.
Her ne
kadar toplumsal yaşamda beyinden kasıt mantık, akıl;
kalpten kasıt, duygular ise de tasavvuf felsefesine göre ortak
bir mana mevcuttur: ŞUUR!
Konuya
tıp açısından baktığımızda ise kalbi beyinden ayrı,
istemsiz şekilde hareket edebilen, bedenin tek organı olarak
görüyoruz. Çünkü, beyinde bir travma (sarsıntı)
oluştuğunda onu besleyecektir.
S. Örtücü olmak gerekiyor mu?
C.
Bu
noktada Efendimizin (s.a.v) “İnsanlara akılları
istikametinde konuşun” şeklinde çok ciddi uyarısı var. Bu
sözü uygulayanlar mutlaka yararlarını görüyor. Ne var ki,
örtmenin çözüm yolları üzerinde iyice düşünmek gerekir. Tek
taraflı oluyorsa kısa devre yapabilir ve bunun altından
kalkılması güç olur. Kafa karışıklığı ise bu tabloya tuz biber
eker.
Ben,
geçiciliğin içinde kalıcılığı yakalamaya çalışan biriyim. Bu
nedenle hakkımda ne söylenirse söylensin ‘evet, gerçek
payı vardır” diyebilirim.
Ancak,
yaşamda sus pus olmayacaklar, heyecan duyabilecek olanlar
mutlaka vardır diye de düşünüyorum. Bilmem, ne demek istediğimi
anlatabildim mi?
S.”Sarhoşlarda tadıp şarap bir hoş surete büründü
Sarhoşlarda ayan oldu göründü perdelerinden…” Abdülkerim Ceylî
Hazretlerine ait bu beyit'i ve kullanılan terimleri nasıl
değerlendirmek gerekiyor?
C. Kimi
tasavvuf ehli, bahsi geçen kavramların açıkça gerçek olduğunu
beyan etse de kesinlikle, böyle olumsuz bir şey mevzubahis
olamaz. Burada tümüyle İlahi aşka/mutlak benliğe aracılık
yapanlar kastediliyor. Bu kavramların, imajların hepsi
semboliktir. Sarhoş, “vahdet müşahedesi içinde olan kimse”dir.
Bu mahallin beşeri yaşam biçimini terk edip teklik boyutuna
geçmesi anlatılıyor.
S. Yazılarınızda neden cennet ve cehennemden bahsetmiyor, bu
boyutlarla ilgili mesaj vermiyorsunuz?
C.
Sevgili
dostum! Ben kendimi bildim bileli bu işlerin içindeyim. Bir ekol
değilim, ama gözümü tasavvufla açtım. Yazdıklarım, hep bu
boyutla ve güncel olaylarla bağlantılıdır. Bu şekilde bilinmek
istiyorum. Ara sıra, renk olsun diye film eleştirisi ve spor da
yazıyorum. Ancak, sorduğunuz soru ile ilgili, bugüne kadar
kendimden hiçbir şey yazmadım, yazamazdım da. Hemen gaza gelmem.
Çünkü Cennet ve Cehennem’le ilgili konuşmak her babayiğidin
harcı değildir. Biri, bu boyutlarla ilgili konuşabiliyorsa
mutlaka keşif ve fetih denen özelliklere sahip olması
gerekir. Gerisi lafı güzaf olur.
Sevgi
ile kalın. Allah’a emanet olun.
İstanbul -
27.02.2006
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|