Hadisler - Sorular - Yorumlar - 9


S. “Kardeşine yardım et. O ister zalim, isterse mazlum olsun.” (Hadis)

Acaba bu söz ile ne denmek isteniyor?

C. Bak dostum!

Birisine iyilik yapma düşüncesindeysen,  tefrike girmemen için bir uyarı var. Muhatabın ister mazlum, ister zalim senin için bir şey fark etmemeli.

Bu şekilde bir davranışın tevhide de uygun oluyor.

S. “Bu ümmetimin münafıklarının çoğu Kuran okuyucularıdır.” (Hadis)

Neden acaba?

C. Daha önceleri söylediğimiz gibi, bir işi anlayarak bilerek, anlamı üstünde durup yeni şeyler ortaya koyarak yapabilmek başka, ‘laf ola beri gele’ şeklinde, sanki vazife imiş gibi yerine getirmek başka. Demek ki anlamadan yapılan işler- özellikle Kur’ân-ı Kerim’i bu şekilde okumak- insanı münafık sınıfına sokmaya yeterli bir neden imiş.

S. “Âlim, ilmi bir cemaate tahsis edip diğerlerini mahrum ettiği zaman, o ilimden âlim de talebesi de faydalanamaz.” (Hadis)

C. Yeri gelmişken belirtelim: Efendimiz (s.a.v)’in bu uyarısı çok açık ve kapsamlı. Allah ilminin ortaya konmasında, özellikle kayırmacılığın/küslüğün olmaması gerektiğinden bahsediyor. Esasen, Âlim olanlarımız da buna uyuyor. Şöyle ki; yapılan çok yeni bir çalışmayı veya bir dokümanteri bir şekilde ilgilenenlere ulaştırıyor.

S. “Bela, erkek ve kadın müminin kendinde, çocuğunda ve malında, Allâhû Teâlâ’ya günahsız olarak kavuşana kadar eksik olmaz.” (Hadis)

Bu hadisi nasıl yorumlarsınız?

C. Şöyle düşünelim, bir insanın veri tabanında sahiplendiği neler var? Analiz edelim: Önce benliği (izafi benliği anlamında söylemek istiyorum), sonra çocukları, arkasından da malı gelir değil mi?

İşte kendine, yakınlarına ve malına bir bela geldiğinde sabrederek gereken tepkisizliği gösteremiyorsa, bunların kendisini etkilemediği, vakur, dingin ve dengeli hale gelene kadar, içine düştüğü ‘zillet’ yok olmayacak demektir.

S. Hz. Ali buyurdu ki:
“Büyüyüp Rabbimi tanımadan, küçük yaşta ölüp cennete girmek beni sevindirmezdi. Allahu Teâlâ’yı en iyi tanıyan kimse, haşyeti en fazla, ibadeti en çok yapan ve Allah rızası için nasihati en güzel yapandır!”

Bu sözden ne anlam çıkarılmalı?

C. Haşyetin Vahdet yaşamı olduğunu, korku ile hiçbir alakasının bulunmadığını bilmem, söylememe gerek var mı? ( Bu hal olmadan/yaşanmadan cennete girmenin hiçbir esprisi yok gibi. İster küçük bir çocuk, isterse yetişkin bir insan olsun).Tarihin görüp göreceği en büyük velilerden biri olan Hz Âli’nin kastettiği şey bu. Ayrıca O; sistem yaşamına da önem vermiş ve üzerinde durmuş. Sözlerinde bu ayrıntı da var. Çünkü ikisinin birbirinden ayrılması mümkün değil.

S. Aymazlık nedir?

C. Baştan söyleyeyim. Bir uzman değilim. Gördüğüm kadarı ile “Aymazlık” dilimize yeni giren, daha doğrusu kullanılmaya başlanan bir kelime. Bu bakımdan birçok kişiye yabancı gelebilir. Türk Dil Kurumu lügatinde 'Çevresinde olup bitenlerin farkına varamama durumu' olarak açıklanmış.

Bu hal, doğal ya da kapasitesizlik ve beceriksizlikle ilgili olabildiği gibi, bilinçli/planlı olarak, müsamaha gösterir şekilde de kullanılmaktadır.

Kısacası, farkına varamama hali var ortada. Bilinçli olanına gelince; örtülmesi gereken bir pozisyon vardır ki, bu şekil de pas geçiliyordur.

Sebebi de işlerin rayında yürümesini temin etmektir. Bu durumda ses çıkarmak gerekmez. Zira, böyle bir ortamda eleştiriyi hak edenleri ön plâna çıkarmak, çalkantı yaratılması demektir ve beraberinde başka riskleri de getirebilecektir. İkinci ve önemli bir faktör, aymazlığa konu olan kişilerin gerçekten çok kapasiteli olmalarıdır. Onların ileride faydalı olacakları bilinir. Bu bakımdan üstünde pek fazla durulmaz. Müsamaha gösterilir.

S. Beyin mi, kalp mi?

C. Her ne kadar toplumsal yaşamda beyinden kasıt mantık, akıl; kalpten kasıt, duygular ise de tasavvuf felsefesine göre ortak bir mana mevcuttur: ŞUUR!

Konuya tıp açısından baktığımızda ise kalbi beyinden ayrı, istemsiz şekilde hareket edebilen, bedenin tek organı olarak görüyoruz. Çünkü, beyinde bir travma (sarsıntı) oluştuğunda onu besleyecektir.

S. Örtücü olmak gerekiyor mu?

C. Bu noktada Efendimizin (s.a.v)  “İnsanlara akılları istikametinde konuşun” şeklinde çok ciddi uyarısı var. Bu sözü uygulayanlar mutlaka yararlarını görüyor. Ne var ki, örtmenin çözüm yolları üzerinde iyice düşünmek gerekir. Tek taraflı oluyorsa kısa devre yapabilir ve bunun altından kalkılması güç olur. Kafa karışıklığı ise bu tabloya tuz biber eker.

Ben, geçiciliğin içinde kalıcılığı yakalamaya çalışan biriyim. Bu nedenle hakkımda ne söylenirse söylensin ‘evet, gerçek payı vardır” diyebilirim.

Ancak, yaşamda sus pus olmayacaklar, heyecan duyabilecek olanlar mutlaka vardır diye de düşünüyorum. Bilmem, ne demek istediğimi anlatabildim mi?

S.”Sarhoşlarda tadıp şarap bir hoş surete büründü

Sarhoşlarda ayan oldu göründü perdelerinden…” Abdülkerim Ceylî Hazretlerine ait bu beyit'i ve kullanılan terimleri nasıl değerlendirmek gerekiyor?

C. Kimi tasavvuf ehli, bahsi geçen kavramların açıkça gerçek olduğunu beyan etse de kesinlikle, böyle olumsuz bir şey mevzubahis olamaz. Burada tümüyle İlahi aşka/mutlak benliğe aracılık yapanlar kastediliyor. Bu kavramların, imajların hepsi semboliktir. Sarhoş, “vahdet müşahedesi içinde olan kimse”dir. Bu mahallin beşeri yaşam biçimini terk edip teklik boyutuna geçmesi anlatılıyor.

S. Yazılarınızda neden cennet ve cehennemden bahsetmiyor, bu boyutlarla ilgili mesaj vermiyorsunuz?

C. Sevgili dostum! Ben kendimi bildim bileli bu işlerin içindeyim. Bir ekol değilim, ama gözümü tasavvufla açtım. Yazdıklarım, hep bu boyutla ve güncel olaylarla bağlantılıdır. Bu şekilde bilinmek istiyorum. Ara sıra, renk olsun diye film eleştirisi ve spor da yazıyorum. Ancak, sorduğunuz soru ile ilgili, bugüne kadar kendimden hiçbir şey yazmadım, yazamazdım da. Hemen gaza gelmem. Çünkü Cennet ve Cehennem’le ilgili konuşmak her babayiğidin harcı değildir. Biri, bu boyutlarla ilgili konuşabiliyorsa mutlaka keşif ve fetih denen özelliklere sahip olması gerekir. Gerisi lafı güzaf olur.

Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun.

İstanbul - 27.02.2006
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail