Hadisler - Sorular - Yorumlar - 7


"Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” (Hadis)

Ölülerinizin kefenlerine ihtimam göstererek güzel olmasını sağlayınız. Çünkü onlar, kabirlerinde birbirlerini ziyaret edecek yani kefenlerinin güzelliğinden dolayı Allah-u Teala’ya şükrederler.” (Hadis)

“Takva kelimesi ne ifade eder. Bu kavram ile ilgili hususları biraz açar mısınız?”

“ Gerçek manada tevhit ne demektir?”

“ Vahiy nedir, çeşitleri nelerdir?”

“ Seyec’alalllahu ba’de usrin yusra.”

Bu iki hadisle üç sorunun, duanın anlamı ve yorumu nasıl olmaktadır.

Bunları nasıl anlamalıyız?

Şimdi sıra ile ilk hadis-i şeriften başlayalım ve hemen herkesin anlayabileceği zahir anlamı üzerinde duralım: Deniz, büyük bir su kütlesidir. Bünyesinde her an bir sirkülâsyon mevcuttur. Bu bakımdan temiz kalır. Ama bu suyunun içileceği anlamına gelmez. Çünkü, tuzludur.

Dolayısıyla, deniz ürünleri, üzerine atılan artıklar/yiyecekler temiz kalır, yenebilir sağlığı bozmaz. Ayrıca, ganimet, hak iddia edilmeyen batık hazine, sahile vuran eşyalar, sahipsiz oluşu nedeniyle (ölü kavramı bunun için kullanılıyor)  helaldir. Alınıp, kullanılmasında mahzur yoktur.

Hadisin batini anlamı ise şöyledir: Zahir bölümünde ayrıntıları dillendirmek için özellikle “deniz suyu” ifadesini ele aldık. Ama “deniz” ve “suyu”  kelimelerine takılıp kalmak gerekmiyor. Takdir edersiniz ki, bu iki kelime birbirinden ayrı değil. Tabi bunun farkını kavramak da bir ‘zihniyet’, bir ‘anlayış’ işi. Bu açıdan baktığımızda, sadece “deniz” dememizde bir sakınca yok. Bu kavram, tasavvufi anlamda ilme işaret eder. Haliyle arıdır. Helal olan şeyler, bu ilimde mevcut olan manalardır. İnsanlara hidayet vesilesi/helal olan manalar için mecazen “ölü” tabiri kullanılmıştır. Çünkü bu manaların varlığı Allah’a aittir.

İkinci Hadise gelince; ölülerin kefenlerinin güzel olmasına özen gösterilmesi, kefenlerin özene bezene, pahalı kumaşlarla yapılması ve maliyeti yüksek bir tabuta gömülmesi anlamına gelmez. Burada kast edilen şey, kişinin ebedi yolculuğuna çıkmadan önce İslâmi kurallara uygun şekilde, dualar ve hayırla ahirete intikal etmesini temin etmektir.

Nitekim, cenaze namazında hoca “onu nasıl bilirdiniz?” diye sorduğunda, cemaatin yanıtı ‘iyi bilirdik’ olur. İmam üç kere ‘hakkınızı helal edin’ der ve cenaze namazındakiler her seferinde o mevtayı tanısın tanımasın ‘helâl olsun’  diyerek karşılık verir. Bu, Hakk’ın rahmetine kavuşan kişiye son yolculuğunda yapılan insani bir iyilik, enerji yüklemesidir. Söz konusu durum, pek tabiî ki onu güçlendirir ve hoşnutluk yaratır. Bu merasim, iman ehli için geçerlidir. İnanmayanlara da aynı usul tatbik edilir, ama olumlu bir hali getirebileceğini söylemek mümkün değildir. Tekrar ediyorum: Kabir yaşamında enerjetik bedenlerin rahat olmaları, önceden yapılan enerji yüklemesi ile mümkün olmaktadır. Ve bu hal, Allah Resulünce (s.a.v) “kefenlerin güzelliği” şeklinde ifade edilmiştir. Bu şekilde müminler, gayet  memnun bir halde Allah’a şükrederler. Çünkü bu boyutta son derece kaliteli insanlarla ilişkiye gireceklerdir. Aksi halde, orada neler mi yaşanır? Bu soruyu ehline sorun. Detaylarını bilemiyorum, ama herhalde, insanın anasından emdiği sütü burnundan getirilir.

Takva ile ilgili şunları söyleyebiliriz;

Dinin esasları üzerinde bulunmayıp sonradan abuk sabuk yollarla bu konuya sokulan ve bir inançmış gibi gösterilen söz, fiil ve davranışların aksine, gerçekleri tam olarak ortaya koyan bir sınıf bulunuyor: Takva ehli.

Lügatte takva’nın karşılığı şu: Korunmak, sakınmak, himaye etmek, bir şeyi muhafaza etmek, ıslah edip düzene koymak. İslam terminolojisinde ise 'takva', kişinin kendisini Allah'ın korumasına, himayesine alarak ahirette azap ve cezaya neden olabilecek her türlü durumdan titizlikle koruması, günahlardan kaçınıp iyi ve faydalı eylemleri yapması anlamında kullanılıyor.

İttika kavramı Arapça’ da ‘korunma' manasına gelirken, ‘korunan’ anlamındaki muttaki sözcüğü de takva sahiplerine işaret ediyor. Bu nedenle, takva sahibi kimseye 'muttaki' de deniyor. Muttakileri deşifre eden önemli özelliklerin başında özetle, Kuran’ın onlara hidayet vesilesi olması, gayb’a kayıtsız şartsız iman etmeleri, namazı ikame edişleri ve kendilerine verilen rızklardan infak etmeleri sayılır.

Şimdi konuya felsefi bir yaklaşım yaparak şu soruyu yöneltelim: Bu değişmez doğrular üzerinde yoğunlaşmalarından ötürü ve bir an bile gaflette bulunmayan bu İslam sınıfı ‘bütün üstün özelliklerine rağmen’ neden sistemin ana temasını teşkil eden evliya zümresinden sayılamıyor?

Kanaatimi soracak olursanız, onları velâyet kemalâtına eriştirmeye engel olan en önemli faktör ‘infak’ etmedeki tutumlarıdır derim. Diğer engelleri de lütfen siz düşünün.

Tevhitle ilgili sorunun yanıtı da bizce şu şekilde oluyor: Gerçek anlamda bu sözcük, Tenzih ve Teşbihin eş değer şekilde yaşanmasıdır. Teşbih tarafı olmayan tevhit görüşü, kişiyi tanrı anlayışı istikametinde yaşatır.

VAHY’İ  “Meleki boyutun, ilahi hükümleri beşeri boyuta yansıtması”   şeklinde tanımlamak mümkündür. Çeşitlerini de şöyle sıralayabiliriz:

1 - Eşyaya yapılan vahiy: Arza, semaya yapılanı. Örnek (Zilzal suresi/5)

2 - Hayvanlara yapılan vahiy: Arıya yapılan vahiy. Örnek Nahl (Suresi/68)

3 - Meleklere yapılan vahiy: Örneğin Cebrail’e (a.s) olanı. Örnek (Enfal/12)

4 - Nebi ve Resuller dışında diğer insanlara yapılan vahiy. Örneğin;

a) Hz. Musa’nın annesine yapılanı. Örnek (Kasas Suresi/7)

b) Havarilere yapılanı. Örnek (Maide/111)

5 – Sadece Nebi ve Resullere yapılan vahiy: Örnek (Nisa/163) ve tümü. Tevrat’tan tutun diğerlerine kadar.

Duanın orijinal çevirisine gelince:Allah zorluktan sonra, kolaylık oluşturur.” şeklindedir. Yorumu da şöyle yapılabilir: Her zorluğun arkasında bir kolaylık vardır. Bu bakımdan, yaşadığınız olaylara takılıp kalmayın. Bu açıklama, zorluk anında bile olsa, insanlara bir umut ve rahatlık gelecektir anlamındadır. Önemli olan, bu bozuk zihniyetin devam etmemesini temin etmektir.

Sevgi ile kalın, Allah’a emanet olun.

İstanbul - 05.01.2005
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail