|
"Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” (Hadis)
“Ölülerinizin kefenlerine ihtimam göstererek güzel olmasını
sağlayınız. Çünkü onlar, kabirlerinde birbirlerini ziyaret
edecek yani kefenlerinin güzelliğinden dolayı Allah-u Teala’ya
şükrederler.” (Hadis)
“Takva kelimesi ne ifade eder. Bu kavram ile ilgili hususları
biraz açar mısınız?”
“ Gerçek manada tevhit ne demektir?”
“ Vahiy nedir, çeşitleri nelerdir?”
“ Seyec’alalllahu ba’de usrin yusra.”
Bu iki hadisle üç sorunun, duanın anlamı ve yorumu nasıl
olmaktadır.
Bunları nasıl anlamalıyız?
Şimdi sıra ile ilk hadis-i şeriften başlayalım
ve hemen herkesin anlayabileceği zahir anlamı üzerinde
duralım: Deniz, büyük bir su kütlesidir. Bünyesinde her an
bir sirkülâsyon mevcuttur. Bu bakımdan temiz kalır. Ama bu
suyunun içileceği anlamına gelmez. Çünkü, tuzludur.
Dolayısıyla, deniz ürünleri, üzerine atılan
artıklar/yiyecekler temiz kalır, yenebilir
sağlığı bozmaz. Ayrıca, ganimet, hak iddia edilmeyen
batık hazine, sahile vuran eşyalar, sahipsiz oluşu nedeniyle
(ölü kavramı bunun için kullanılıyor) helaldir.
Alınıp, kullanılmasında mahzur yoktur.
Hadisin batini anlamı ise şöyledir:
Zahir bölümünde ayrıntıları dillendirmek için özellikle
“deniz suyu” ifadesini ele aldık. Ama “deniz” ve “suyu”
kelimelerine takılıp kalmak gerekmiyor. Takdir edersiniz
ki, bu iki kelime birbirinden ayrı değil. Tabi bunun farkını
kavramak da bir ‘zihniyet’, bir ‘anlayış’ işi. Bu
açıdan baktığımızda, sadece “deniz” dememizde bir sakınca
yok. Bu kavram, tasavvufi anlamda ilme işaret eder.
Haliyle arıdır. Helal olan şeyler, bu ilimde mevcut olan
manalardır. İnsanlara hidayet vesilesi/helal olan manalar için
mecazen “ölü” tabiri kullanılmıştır. Çünkü bu manaların varlığı
Allah’a aittir.
İkinci Hadise gelince;
ölülerin kefenlerinin güzel olmasına özen gösterilmesi,
kefenlerin özene bezene, pahalı kumaşlarla yapılması ve
maliyeti yüksek bir tabuta gömülmesi anlamına
gelmez. Burada kast edilen şey, kişinin ebedi yolculuğuna
çıkmadan önce İslâmi kurallara uygun şekilde, dualar ve
hayırla ahirete intikal etmesini temin etmektir.
Nitekim, cenaze namazında hoca “onu nasıl bilirdiniz?”
diye sorduğunda, cemaatin yanıtı ‘iyi bilirdik’ olur.
İmam üç kere ‘hakkınızı helal edin’ der ve cenaze
namazındakiler her seferinde o mevtayı tanısın tanımasın
‘helâl olsun’ diyerek karşılık verir. Bu, Hakk’ın rahmetine
kavuşan kişiye son yolculuğunda yapılan insani bir iyilik,
enerji yüklemesidir. Söz konusu durum, pek tabiî ki onu
güçlendirir ve hoşnutluk yaratır. Bu merasim, iman ehli için
geçerlidir. İnanmayanlara da aynı usul tatbik edilir, ama olumlu
bir hali getirebileceğini söylemek mümkün değildir. Tekrar
ediyorum: Kabir yaşamında enerjetik bedenlerin
rahat olmaları, önceden yapılan enerji yüklemesi ile mümkün
olmaktadır. Ve bu hal, Allah Resulünce (s.a.v) “kefenlerin
güzelliği” şeklinde ifade edilmiştir. Bu şekilde müminler,
gayet memnun bir halde Allah’a şükrederler. Çünkü bu boyutta
son derece kaliteli insanlarla ilişkiye gireceklerdir. Aksi
halde, orada neler mi yaşanır? Bu soruyu ehline sorun.
Detaylarını bilemiyorum, ama herhalde, insanın anasından emdiği
sütü burnundan getirilir.
Takva ile ilgili şunları söyleyebiliriz;
Dinin
esasları üzerinde bulunmayıp sonradan abuk sabuk yollarla bu
konuya sokulan ve bir inançmış gibi gösterilen söz, fiil ve
davranışların aksine, gerçekleri tam olarak ortaya koyan bir
sınıf bulunuyor: Takva ehli.
Lügatte
takva’nın karşılığı şu: Korunmak, sakınmak, himaye etmek, bir
şeyi muhafaza etmek, ıslah edip düzene koymak.
İslam terminolojisinde ise 'takva', kişinin kendisini
Allah'ın korumasına, himayesine alarak ahirette azap ve
cezaya neden olabilecek her türlü durumdan titizlikle
koruması, günahlardan kaçınıp iyi ve faydalı eylemleri yapması
anlamında kullanılıyor.
İttika
kavramı Arapça’ da ‘korunma' manasına gelirken, ‘korunan’
anlamındaki muttaki sözcüğü de takva sahiplerine işaret
ediyor. Bu nedenle, takva sahibi kimseye 'muttaki' de
deniyor. Muttakileri deşifre eden önemli özelliklerin başında
özetle, Kuran’ın onlara hidayet vesilesi olması,
gayb’a kayıtsız şartsız iman etmeleri, namazı ikame edişleri
ve kendilerine verilen rızklardan infak etmeleri sayılır.
Şimdi konuya
felsefi bir yaklaşım yaparak şu soruyu yöneltelim: Bu
değişmez doğrular üzerinde yoğunlaşmalarından ötürü ve bir
an bile gaflette bulunmayan bu İslam sınıfı ‘bütün üstün
özelliklerine rağmen’ neden sistemin ana temasını teşkil
eden evliya zümresinden sayılamıyor?
Kanaatimi
soracak olursanız, onları velâyet kemalâtına eriştirmeye
engel olan en önemli faktör ‘infak’ etmedeki
tutumlarıdır derim. Diğer engelleri de lütfen siz düşünün.
Tevhitle
ilgili sorunun yanıtı da bizce şu şekilde oluyor:
Gerçek anlamda bu sözcük, Tenzih ve Teşbihin eş değer şekilde
yaşanmasıdır. Teşbih tarafı olmayan tevhit görüşü, kişiyi tanrı
anlayışı istikametinde yaşatır.
VAHY’İ “Meleki
boyutun, ilahi hükümleri beşeri boyuta yansıtması” şeklinde
tanımlamak mümkündür.
Çeşitlerini
de şöyle sıralayabiliriz:
1 -
Eşyaya yapılan vahiy: Arza, semaya yapılanı. Örnek
(Zilzal suresi/5)
2 -
Hayvanlara yapılan vahiy: Arıya yapılan vahiy. Örnek
Nahl (Suresi/68)
3 -
Meleklere yapılan vahiy: Örneğin Cebrail’e (a.s)
olanı. Örnek (Enfal/12)
4 -
Nebi ve Resuller dışında diğer insanlara yapılan vahiy.
Örneğin;
a) Hz.
Musa’nın annesine yapılanı. Örnek (Kasas Suresi/7)
b)
Havarilere yapılanı. Örnek (Maide/111)
5 –
Sadece Nebi ve Resullere yapılan vahiy: Örnek
(Nisa/163) ve tümü. Tevrat’tan tutun diğerlerine kadar.
Duanın
orijinal çevirisine gelince:
“Allah zorluktan sonra, kolaylık oluşturur.”
şeklindedir. Yorumu da şöyle yapılabilir: Her zorluğun arkasında
bir kolaylık vardır. Bu bakımdan, yaşadığınız olaylara takılıp
kalmayın. Bu açıklama, zorluk anında bile olsa, insanlara bir
umut ve rahatlık gelecektir anlamındadır. Önemli olan, bu bozuk
zihniyetin devam etmemesini temin etmektir.
Sevgi ile
kalın, Allah’a emanet olun.
İstanbul
- 05.01.2005
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|