Hadisler - Sorular - Yorumlar - 5


"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ey Ali, namazda (takılırsa) imamı açma!" (Hadis)
Burada, bir imamın arkasında namaz kılan Hz Ali’nin, onun yanlışını düzeltmesi için yapacağı ikazın faydadan çok, zarar getirebileceği ifade edilmektedir. Hz. Ali gibi çok yüksek düzeyde potansiyele sahip birinin yapacağı bir müdahale, imamın kontrolü kaybetmesine neden olabilir ve hatalarının devamını da getirebilir. Cemaat içinde de iyi karşılanmaz.
Bu durum, imam için bir avantaj değil, ciddi diyebileceğimiz bir dezavantaj oluşturur.

"(Ey misafirler) Siz bir kavme misafir gittiğinizde size misafire layık bir şeyi ikram ederlerse kabul edin. Bunu yapmazlarsa (siz de mecbur olursanız) misafirin hakkını onlardan alın." (Hadis)
Bu hadiste odak alınacak nokta, tahmin edebileceğiniz gibi, ev sahibi olmaktadır. O, davet ettiği kimseye her şeyiyle hizmet etmek, ikramda bulunmak durumundadır. Eğer, değer verdiğiniz bir misafiri ağırlamak istiyorsanız, bunu bir görev gibi kabul eder, kapıda karşılar, hatta varsa arabanızı gönderir aldırırsınız. Bu, misafire karşı bir yükümlülük ve saygının bir ifadesidir. Getirisi, hem  maddi hem de ruhsal yönden fazla olur. Ancak, bunlar yapılmıyor, eksik kalan yanlar oluyor, gereken önem verilmiyorsa, misafir edilenin, eden üzerinde hakkı kalır. Efendimiz (s.a.v.), (mecbur kalırsanız) bu hakkı ondan isteyin demektedir. Bu arada, misafirin bu hakkı elde edebilmesi için acele etmemesi, ‘bekle ve gör’ şeklinde bir tutum içinde olması gerekiyor. ‘Mecbur kalma’ nın anlamı kendine iyi misafirlik gösterilmediğinin hissedilmesidir. Bu takdirde gereğini yerine getirebilir
Hacda, vakfe anında Kul hakkı nedeniyle oluşan günahların silinmesi mevzubahis midir?
Kul Hakkının nelere mal olduğu hususu İnsan ve Sırları isimli kitabın ‘Kul Hakkı ve Gıybet olayına gelince’ bölümünde etraflıca incelenmiştir. Dileyen, bu bölümü tetkik edebilir. Şimdi sorunun cevabına geçiyorum:
İslâm tarihinin bazen parlayan, sık sık da unutulan kritik sorunlarından biri ‘kul hakkıdır’ diyebiliriz.
Evet, Hacda vakfe anında bulunulmuş ise üzerinizde kul hakkı olan kimsenin günahları da afolur. Bu kural, çok kesindir. Onca yıllık eğitime rağmen, akıl, fikir ve vicdanın sınırlarını zorlayarak ‘Hayır! Affedilemez’ diyenler, süflilikten öteye geçemezler, burada takılıp kalırlar.

"Her şey çift yaratılmıştır. O çiftin biri, bir UÇ' tadır. Diğeri, öbür UÇ' tadır”.
Tekin Seyri kitabında bahsi geçen bu cümleyi nasıl değerlendirebiliriz?
Bu sözün kulağa biraz garip geldiğinin farkındayım. Konunun biraz daha açılması gerekirdi, dediğinizi duyar gibiyim.

Değerli okurlarım!
Önce, şu hususu belirtmekte yarar var:
Manevi düşünce zenginliğine sahip Allah ehlinin, zıtları benimsemesi, var kabul ediş şekliyle mümkün olur. Dikkât edin, “var kabul etme” ibaresini kullanıyorum. Bu düşüncenin ikilikle uzaktan yakından bir alâkası yoktur. Anlaşılacağı üzere konu, bütünüyle Tekin seyrine dayanıyor. Tasavvufta bu olgu Cem-ül cem makamı olarak tanımlanır. Yani fenadan sonra bekaya dönüş hali. Biz bu noktayı esas alarak, zıtları ve uç noktaları analiz etmek zorundayız.
Hatırlarsanız, evrende her canlının, bir anlamda organik ve inorganik yapının, kendi boyutuna göre bir ruhu var. Bu, onun ikizidir. Esasen, söz konusu enerji yapısı o nesneyi meydana getirmiştir. Ama burada, bu anlamda bir çift yaratılma söz konusu değildir. 
Evrende var olan her şey, zıttı ile mevcuttur. İki uç noktasının birbirine en zıt olan yanları olması gayet tabidir.

Örneğin, Astroloji yönünden olayı incelersek, birbirine farklılık oluşturan ve uç gibi nitelendirilecek yapıdaki burçların varlığına tanık oluruz.
Hasta bir kişinin başında sağlıklı bir insanın bulunması, sabit duran bir nesneye karşı, hareket halinde olan diğeri, güzelin karşısında çirkinin, acının karşısında tatlının bulunuşu da zıtların tipik örneklerinden biridir... Bu olgular, birbirine zıttır. Ve onların en uç noktalarının varlığı da söz konusudur.

Bir başka şekliyle, zıt ve uç kavramına açıklık getirelim: Meselâ ‘sakinlik’ kavramını ele alalım. Sakin kavramına karşı onun tam zıttı olan sert sözcüğü vardır. Burada ortak ve benzer nokta, sakin olma halidir. Az sakin olana göre hiç sakin olmayan “sert” olarak isimlenmiştir. İki ucun oluşmasına neden budur.

Bakın, bu husus Tevrat’ ta nasıl anlatılmış:
Ve kurt ile kuzu beraber oturacak ve kaplan oğlakla beraber yatacak ve buzağı ile genç aslan ve besili sığır da bir arada olacak ve onları küçük bir çocuk güdecek.” (Tevrat İşaya 11/6)
Buradan şu anlam çıkıyor: Kurt ve kuzu, kaplan ve oğlak, esasen bir çift olarak yaratılmıştır. Ne var ki, karakter ve yapılarındaki sakinlik oranı ile iki uçta yer almaktadırlar.
Hz. Musa’ya vahiy yoluyla gelen bu hükme gündelik hayatımızda az da olsa rastlamak olasıdır.
Bundan iki yıl önce, Kenya’nın Samburu Ulusal Park’ında yaşayan yerlilerin taktıkları Kaminiak (kutlu) adıyla tüm
dünyada meşhur olan aslan, altı aylık geyik yavrusunu evlat edinmiş.
Gebe kalmayan bu hayvanın davranışını ‘annelik iç güdüsüne’ bağlayan bilim adamlarına,” Hindistan’ın Antoli köyündeki bir ineğe aşık olan leopara ne diyor acaba?” şeklinde bir soru yöneltiyorlar.
Bu noktada bilim adamlarının paralelinde yer almak mantıklı. Aksini iddia eden ve daha pratik düşünenlerin gerekçelerini anlamakta güçlük çekilebilir. Çünkü istatistikler, özellikle uç noktadaki yırtıcı hayvanlarla olan ilişkilerde ne gibi talihsizliklerin yaşandığını ortaya koyuyor.

Bu yazılanların eksikleri, hataları, hormonlu yanları olabilir, ama bizim var oluş felsefemize göre değerlendirilmesi böyledir.

 

İstanbul - 10.03.2005
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail