|
Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir... Eğer
iman eder ve korunursanız, (Allah) hem ecirlerinizi (indinden,
kendinden) size verir ve hem de sizden mallarınızı istemez(O’nun
bedeli yoktur).
(Muhammed Suresi–36)
Bu ayeti nasıl yorumlarsınız?
Bu
ayet çok açık ve net. Buna göre, yaşam artık bir oyuna
odaklanmış bulunuyor. Sadece bir oyun, ama zahirin ve batının
egemen olduğu bir oyun.
Korunanlara ise müjde var.
Hoşunuza giden kadınları nikâhlayın (Nisa_3)
Bu ayet hakkındaki yorumunuz nasıl olur?
Gücünüz haliniz vaktiniz yerinde ise nikâh yapın, iç geçirip
boşu boşuna düşüncelerinizle günaha girmeyin, denmek
isteniyor. Ama bildiğiniz gibi ‘bu hoşa gitme’ durumu,
tercih haklarında dört kadınla sınırlıdır. Duyarlılığa ve
etkinliğe lütfen dikkat!
“Onun tevilini ancak Allah bilir” (Ayet 3–7)
Bu ayeti nasıl yorumlarsınız?
Bir
şeyin tevilini yapabilmek için özüne muttali olmak, inmek
gerekir, diyor Abdülkerim Ceyli Hazretleri.
Buna göre, Öz’e ulaşan da kendisi oluyor. Kafası İslam’ın özüyle
değil, biçimiyle şartlanmış kimselerin böylesine hassas
noktaları anlayabilmeleri ise oldukça zor görünüyor.
Kim ödemek niyetiyle insanlardan mal alırsa Allahû Teâlâ ona
ödeme imkânlarını ihsan eder, kim de ödememek niyetiyle alırsa
Allah onun malını dünyada telef eder. (Hadis)
Neden acaba?
İnsanın niyeti ne ise yaptığı fiili ona göre olur ve
yaptıklarının neticesi ile karşı karşıya kalır. Artı ile
başlayan bir düşüncenin sonu artı, eksi ile başlayacak bir
tasarımın sonucu da menfi olacaktır.
Bu
ayrıntıyı ‘Müminin niyeti amelinden hayırlıdır’ hadisi
ile karşılaştırmayalım.
‘Tebdili mekânda ferahlık vardır.’ (Hadis)
Allah Resulü bu hadisinde ne demek istemektedir?
Bu
sözün anlamı şudur; Sıkıntı ve efkâr dolu bir kimsenin yaşadığı
yerdeki doğmalıktan, batağa saplanmaktan kurtulup bir başka
kente gitmesi halinde o bölgenin enerjisi ona katkı yapacak ve
ferahlamasına vesile olacaktır. Ancak bu rahatlama süreci gelip
geçicidir. Değişik bölgeye olan uyum sağlandığında eski
arazların yeniden nüksetmesi olasıdır.
Bir
diğer önemli olan husus ise şudur. İnsanın yaşadığı yeri,
çalışma ortamını, evini barkını bırakıp bir süreliğine de olsa
başka yerlere bir vesile ile gitmesinin yararı; gittiği, gezdiği
ve o güne kadar hiç görmediği yerleri gözlemleme, fark edebilme
olanağını bulabilmesidir. Böylesine ortamlar da kendisine değişik
açılımları getirecek kültür açısından katkı sağlayacaktır.
Üç kişinin duası geri çevrilmez:
1. Mazlum
2. Misafir
3. Ana/Babanın evladına yaptığı hayır duası (Hadis)
Neden acaba?
Mazlum
“zulüm görmüş” anlamına geliyor. Kör ve kaba düşüncelere maruz
kalmış ve mağdur olmuş bir insanın yönlenişi de bir hayli yoğun
ve içten olur. Ve haliyle, kabul edilir.
Misafir
yalnızlık içindedir. Belki fark edilemez, ama bu konum onu güçlü
kılar. Bu nedenle duası makbuldür.
Ana/babanın
evladına yaptığı hayır duası ise içtenlik, akıl ve sağduyu
taşıdığı için kabul olur, demek istiyor Allah Resulü.
‘Hafinuy’ bireyin kendini bir beden olarak kabul etmesinden
ötürü, özüne ulaşamamasından, tard edilmişlikten korkmak’ diye
tarif edilmektedir.
Bu hususta ne dersiniz?
Mutlaka doğru bir söz. Ama içler ürpertecek şekilde et kemik
yığınının yörüngesinde kalıp acziyetten, zavallılıktan, düştüğü
gülünç durumlardan, “keşke”lerden, pişmanlıktan kurtulabildikten
sonra bu boyutun geçerli olabileceğini düşünüyorum.
Şartlanmalar, değer yargıları ve buna bağlı yorumlarla ve
özellikle kâğıt üzerinde çözüm üretmekle bir yere varılamayacağı
ortada.
Güneşin batıdan doğması, hakikât güneşinin, arifin hafi sırrının
matla'ından (tan yerinden) doğmasıdır. Bundan dolayı ariflerin
hayvanlarının nalları ters çakılmıştır – (İrfan sofraları 50.
sofra) Bu sözden ne anlıyorsunuz?
Sözün içinde geçen 'Güneşin batıdan doğması' ve 'hayvanların
nallarının ters çakılması' gibi ibareler mecazidir. Çünkü
güneş batmaz. Gerçeği; rububiyet sırrının, ariflerin özünden
zuhura çıkmasıdır. Bu koşullarda yaşayan ariflerin hayvanlarında
dahi alışılagelmişliğin dışında farklı tavırların bulunduğuna
dair işaretler olmaktadır. Tabi bu hal onları yetiştiren
kişilerle alakalıdır.
Vahidiyet tecellisi hangi sıfata işarettir?
Celâl sıfatına
İkiz kuleler yanarken, öleceğini bile bile (yanmaktansa diyerek)
kendini aşağıya atanların durumu nedir?
Bu koşullar altında yaşayan insanlar neler düşünür neler hisseder
dersiniz? İkiz kuleden insanların çok yüksek bir irtifadan
‘yanmaktan kurtulabilirim, belki yaşayabilirim’ umudu ile
atlaması mümkün değil.
Bence bu dehşet anında artık şuur kapalı olduğundan birey böyle bir
eyleme içgüdüleri ile şaşkın bir şekilde karar veriyor.
Sonuç: İntihar sayılmamalı.
Yaratan, her yaratılmışta var ise yaratılan ne
olur?
Gerçekleri göz önünde bulundurursak hayal olur.
Üç günden sonra yapılan başsağlığı ziyaretlerinin
mekruh sayılmasının sebebi nedir?
Cenaze sahibinin ya da yakınlarının acısını tekrar tekrar yaşamamaları
ve bütün burukluklarını bir kenara bırakıp elemlerinin üstüne
çıkmaları için böyle bir uygulama söz konusudur.
Evet, inançlarımız bize bunu söylüyor.
Ahadiyet tecellisinin en kâmil zuhur mahalli neresidir?
SEN’ sin. Ama hiçbir zaman bunun farkında değilsin.
Elif harfi neye işaret eder?
Kesinlikle Ahadiyet’e
Kuran ve sünnetillah nasıl anlaşılmalı?
Şayet Kur’an ve Sünnetullah sürekli olarak kelime-i
tevhidin ruhuna uygun bir şekilde yorumlanabilseydi, yani
temel esas olarak tanrı yok, Allah var şeklinde
değerlendirilseydi, herkes yaptıklarından mesul olacak ve
İslam dünyasında bugün kişilerin ve toplumların yaşadığı
sıkıntılar ortaya çıkmayacaktı demek doğru olur.
İmam-ı Rabbani hangi meşreptendir?
Bildiğiniz gibi İbn-i Arabi, Vahdeti Vücudu sistematize
eden söylemleri ile meşhurdur. İmam-ı Rabbani ise bu görüşün
devamını (Vahdet-i Şuhud) getiriyor gibi görünse de biz ona yine
de Vahdeti Vücutçu olarak bir yaklaşım yapalım.
Nun harfi neye işaret eder?
Nun
isimli meleğe ve bir yönüyle Levh-i mahfuza.
‘Varlıkta Allah’tan başkası yok ise puta tapanlar
da hakikâtte Allah’a ibadet halinde gibi bir söz naklediliyor
İbn-i Arabî’ den. Bunu bizler anlıyoruz, ama bununla küfre
gidenler olabilir mi? Ne dersiniz?
Her
şey varlığını esmadan aldığına göre, sonuç ortada. Küfre yatkın
olan, zaten en ufak bir müdahalede bile bu noktaya girebiliyor.
Kısacası, böylesine derin konulara girmesine gerek yok. Bu
aşamada İnsan-i Kâmil isimli eserin 1. bölümündeki İnniyet
isimli kısımda size bir ayrıntıyı aktarmak istiyorum.
Bakın ne diyor;
“İlah yoktur; ancak ben varım…”
(20/14)
Çünkü:
İbadet edilen ilahlık durumunda ancak ben varım…
Bu putlarda zahir olan benim…
Felekler, tabiatlar hep benim…
Cümle mezhep ve din ehlinin kulluk ettiği her şey benim…
Şu putların tümü, Ben’den başka değildir...
Bundandır ki onlara;
“İlahlar”
Lafzını tespit ettim. Bu lafzı onlara da ad koydum.
Haliyle, onlara verilen bu isim, hakikâtte aldıkları durum
icabıdır.
Ve bu isim mecaz yolu ile değil, hakikât olarak
verilmiştir.
Sevgi ile kalın Allah’a emanet olun.
|