Ayetler - Hadisler - Sorular - Yanıtlar - 13


Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir... Eğer iman eder ve korunursanız, (Allah) hem ecirlerinizi (indinden, kendinden) size verir ve hem de sizden mallarınızı istemez(O’nun bedeli yoktur). (Muhammed Suresi–36)

Bu ayeti nasıl yorumlarsınız?

Bu ayet çok açık ve net. Buna göre, yaşam artık bir oyuna odaklanmış bulunuyor. Sadece bir oyun, ama zahirin ve batının egemen olduğu bir oyun.

Korunanlara ise müjde var.

Hoşunuza giden kadınları nikâhlayın (Nisa_3)

Bu ayet hakkındaki yorumunuz nasıl olur?

Gücünüz haliniz vaktiniz yerinde ise nikâh yapın, iç geçirip boşu boşuna düşüncelerinizle günaha girmeyin, denmek isteniyor. Ama bildiğiniz gibi ‘bu hoşa gitme’ durumu, tercih haklarında dört kadınla sınırlıdır. Duyarlılığa ve etkinliğe lütfen dikkat!

“Onun tevilini ancak Allah bilir” (Ayet 3–7)

Bu ayeti nasıl yorumlarsınız?

Bir şeyin tevilini yapabilmek için özüne muttali olmak, inmek gerekir, diyor Abdülkerim Ceyli Hazretleri.

Buna göre, Öz’e ulaşan da kendisi oluyor. Kafası İslam’ın özüyle değil, biçimiyle şartlanmış kimselerin böylesine hassas noktaları anlayabilmeleri ise oldukça zor görünüyor.

Kim ödemek niyetiyle insanlardan mal alırsa Allahû Teâlâ ona ödeme imkânlarını ihsan eder, kim de ödememek niyetiyle alırsa Allah onun malını dünyada telef eder. (Hadis)

Neden acaba?

İnsanın niyeti ne ise yaptığı fiili ona göre olur ve yaptıklarının neticesi ile karşı karşıya kalır. Artı ile başlayan bir düşüncenin sonu artı, eksi ile başlayacak bir tasarımın sonucu da menfi olacaktır.

Bu ayrıntıyı ‘Müminin niyeti amelinden hayırlıdır’ hadisi ile karşılaştırmayalım.

‘Tebdili mekânda ferahlık vardır.’ (Hadis)

Allah Resulü bu hadisinde ne demek istemektedir?

Bu sözün anlamı şudur; Sıkıntı ve efkâr dolu bir kimsenin yaşadığı yerdeki doğmalıktan, batağa saplanmaktan kurtulup bir başka kente gitmesi halinde o bölgenin enerjisi ona katkı yapacak ve ferahlamasına vesile olacaktır. Ancak bu rahatlama süreci gelip geçicidir. Değişik bölgeye olan uyum sağlandığında eski arazların yeniden nüksetmesi olasıdır.

Bir diğer önemli olan husus ise şudur. İnsanın yaşadığı yeri, çalışma ortamını, evini barkını bırakıp bir süreliğine de olsa başka yerlere bir vesile ile gitmesinin yararı; gittiği, gezdiği ve o güne kadar hiç görmediği yerleri gözlemleme, fark edebilme olanağını bulabilmesidir. Böylesine ortamlar da kendisine değişik açılımları getirecek kültür açısından katkı sağlayacaktır.

Üç kişinin duası geri çevrilmez:

1. Mazlum

2. Misafir

3. Ana/Babanın evladına yaptığı hayır duası (Hadis)

Neden acaba?

Mazlum “zulüm görmüş” anlamına geliyor. Kör ve kaba düşüncelere maruz kalmış ve mağdur olmuş bir insanın yönlenişi de bir hayli yoğun ve içten olur. Ve haliyle, kabul edilir.

Misafir yalnızlık içindedir. Belki fark edilemez, ama bu konum onu güçlü kılar. Bu nedenle duası makbuldür.

Ana/babanın evladına yaptığı hayır duası ise içtenlik, akıl ve sağduyu taşıdığı için kabul olur, demek istiyor Allah Resulü.

‘Hafinuy’ bireyin kendini bir beden olarak kabul etmesinden ötürü, özüne ulaşamamasından, tard edilmişlikten korkmak’ diye tarif edilmektedir.

Bu hususta ne dersiniz?

Mutlaka doğru bir söz. Ama içler ürpertecek şekilde et kemik yığınının yörüngesinde kalıp acziyetten, zavallılıktan, düştüğü gülünç durumlardan, “keşke”lerden, pişmanlıktan kurtulabildikten sonra bu boyutun geçerli olabileceğini düşünüyorum. Şartlanmalar, değer yargıları ve buna bağlı yorumlarla ve özellikle kâğıt üzerinde çözüm üretmekle bir yere varılamayacağı ortada.

Güneşin batıdan doğması, hakikât güneşinin, arifin hafi sırrının matla'ından (tan yerinden) doğmasıdır. Bundan dolayı ariflerin hayvanlarının nalları ters çakılmıştır – (İrfan sofraları 50. sofra) Bu sözden ne anlıyorsunuz?

Sözün içinde geçen 'Güneşin batıdan doğması' ve 'hayvanların nallarının ters çakılması' gibi ibareler mecazidir. Çünkü güneş batmaz. Gerçeği; rububiyet sırrının, ariflerin özünden zuhura çıkmasıdır. Bu koşullarda yaşayan ariflerin hayvanlarında dahi alışılagelmişliğin dışında farklı tavırların bulunduğuna dair işaretler olmaktadır. Tabi bu hal onları yetiştiren kişilerle alakalıdır.

Vahidiyet tecellisi hangi sıfata işarettir?

Celâl sıfatına

İkiz kuleler yanarken, öleceğini bile bile (yanmaktansa diyerek) kendini aşağıya atanların durumu nedir?

Bu koşullar altında yaşayan insanlar neler düşünür neler hisseder dersiniz? İkiz kuleden insanların çok yüksek bir irtifadan ‘yanmaktan kurtulabilirim, belki yaşayabilirim’ umudu ile atlaması mümkün değil.

Bence bu dehşet anında artık şuur kapalı olduğundan birey böyle bir eyleme içgüdüleri ile şaşkın bir şekilde karar veriyor.

Sonuç: İntihar sayılmamalı.

Yaratan, her yaratılmışta var ise yaratılan ne olur?

Gerçekleri göz önünde bulundurursak hayal olur.

Üç günden sonra yapılan başsağlığı ziyaretlerinin mekruh sayılmasının sebebi nedir?

Cenaze sahibinin ya da yakınlarının acısını tekrar tekrar yaşamamaları ve bütün burukluklarını bir kenara bırakıp elemlerinin üstüne çıkmaları için böyle bir uygulama söz konusudur.

Evet, inançlarımız bize bunu söylüyor.

Ahadiyet tecellisinin en kâmil zuhur mahalli neresidir?

SEN’ sin. Ama hiçbir zaman bunun farkında değilsin.

Elif harfi neye işaret eder?

Kesinlikle Ahadiyet’e

Kuran ve sünnetillah nasıl anlaşılmalı?

Şayet Kur’an ve Sünnetullah sürekli olarak kelime-i tevhidin ruhuna uygun bir şekilde yorumlanabilseydi, yani temel esas olarak tanrı yok, Allah var şeklinde değerlendirilseydi, herkes yaptıklarından mesul olacak ve İslam dünyasında bugün kişilerin ve toplumların yaşadığı sıkıntılar ortaya çıkmayacaktı demek doğru olur.

İmam-ı Rabbani hangi meşreptendir?

Bildiğiniz gibi İbn-i Arabi, Vahdeti Vücudu sistematize eden söylemleri ile meşhurdur. İmam-ı Rabbani ise bu görüşün devamını (Vahdet-i Şuhud) getiriyor gibi görünse de biz ona yine de Vahdeti Vücutçu olarak bir yaklaşım yapalım.

Nun harfi neye işaret eder?

Nun isimli meleğe ve bir yönüyle Levh-i mahfuza.

‘Varlıkta Allah’tan başkası yok ise puta tapanlar da hakikâtte Allah’a ibadet halinde gibi bir söz naklediliyor İbn-i Arabî’ den. Bunu bizler anlıyoruz, ama bununla küfre gidenler olabilir mi? Ne dersiniz?

Her şey varlığını esmadan aldığına göre, sonuç ortada. Küfre yatkın olan, zaten en ufak bir müdahalede bile bu noktaya girebiliyor. Kısacası, böylesine derin konulara girmesine gerek yok. Bu aşamada İnsan-i Kâmil isimli eserin 1. bölümündeki İnniyet isimli kısımda size bir ayrıntıyı aktarmak istiyorum.

Bakın ne diyor;

“İlah yoktur; ancak ben varım…” (20/14)

Çünkü:

İbadet edilen ilahlık durumunda ancak ben varım…

Bu putlarda zahir olan benim…

Felekler, tabiatlar hep benim…

Cümle mezhep ve din ehlinin kulluk ettiği her şey benim…

Şu putların tümü, Ben’den başka değildir...

Bundandır ki onlara;

“İlahlar”

Lafzını tespit ettim. Bu lafzı onlara da ad koydum.

Haliyle, onlara verilen bu isim, hakikâtte aldıkları durum icabıdır.

Ve bu isim mecaz yolu ile değil, hakikât olarak verilmiştir.

Sevgi ile kalın Allah’a emanet olun.

İstanbul - 02.10.2006
sufizmveinsan@gmail.com
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail