|
“Onlarla
savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, rezil
etsin onları, yardımıyla sizi onlara karşı zafere erdirsin,
mümin bir topluluğun yüreklerine su serpsin.” (Tevbe / 14)
Bu ayeti
nasıl yorumlarsınız?
Savaşılması gerekenler; İslâm
Dinini inkâr eden, inançsız, bildiğini okuyan, en küçük
eleştiriye frensiz öfke, hararetle yanıt verme hakkını kendinde
gören toplumlar, yani kâfirler. Ayeti Kerime’ de geçen
‘Allah onları sizin elinizle cezalandırsın’
ibaresi, “şuurunuzla ve layıkıyla bu görevi ifa edin”
anlamına geliyor.
Sonuçta zafere ulaşacak, münafıklara mutlak bir üstünlük
sağlayacak olan sizlersiniz. Ve bundan da büyük mutluluk
duyacaksınız, deniyor.
“Rabbinize
yalvara yalvara ve için için dua edin! Gerçek şu ki, Allah
sınırı aşanları sevmez.” (Araf / 55)
Bu ayet neyi
anlatmak istiyor?
Gösterişe kaçarak, samimiyetsizlikle, kaygan ve değişken şekilde
yönlenmek, herhalde kurumsallaşmış bir kişiselliğin göstergesi.
Kur’an, bizi duadaki adap hususunda uyarıyor. Geriye
İhlâs ve hazım sahibi olarak Allah’a odaklanmak kalıyor.
“Yalvara, yalvara” dan kasıt bu. Bizlerin sahte ikilikten
fazlasına ihtiyacımız var.
Aşağıda
yazılan hadis-i şerif'ten (yanılmıyorsam Kudsi Hadis) ne
anlamalıyız?
« Allah
buyurdu: Benim arif ve kendilerine ilham ettiğim kullarımı,
aralarında hükmümü verinceye kadar, ne cennetlik ne de
cehennemlik kılmayın. »
Bu
söz Ramuzul Ehadis’ten alınan bir hadistir.
Kutsi
Hadis
değildir.
Yorumu ise şöyle: O kimseler, öyle şeyler ortaya koyar,
ağırlığını hissettirirler ki sonuçta, siz beşeri değer
yargılarınız istikametinde bir hüküm vermek zorunda
kalabilirsiniz. Ama böyle davranmamalı, yakınmamalısınız. Susma
hakkının kullanılması daha doğru olur, denmek isteniyor.
Duyduğumuz hoşnutsuzluğu hemen dillendirmenin bir anlamı yok.
Allahu
Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki; Allah’a yemin etseler, Allah
onların yeminini doğru çıkarır. ( Hadis )
Diyelim ki gözümüzün içine ‘baka baka yalan söyleyen’ ve
üstelik iddiasını yemin ederek teyit eden birinin sözünü
Allah doğru çıkarır mı?
Elbette ki hayır!
Esasen, böylesinin lafları kimseye inandırıcı gelmez. Ve onun
balonu çabuk patlar.
Ancak, doğru bir insanın hali ortadadır. Söylediği bir sözü ya
da yaptığı bir işi yeminle kanıtlaması, güvenilirliğinin daha da
yoğunlaşmasına neden olur. Allah da onun yeminini doğru çıkarır.
Çünkü o kimsenin yaptığı fiil, Mutlak yaratıcının dilemesi
ile meydana gelmiştir. Herhalde, O da kendi kendini tekzip
etmez.
Muhakkak
Allahu Teâlâ benim için yeryüzünü dürdü de ben onun doğusunu ve
batısını gördüm. Muhakkak ki ümmetimin mülkü benim için dürülen
yerlere ulaşacaktır. (Hadis)
Yeryüzünün dürülmesi; Yaratıcının dünya üzerinde yaşayan tüm
toplumların istek ve arzularını, şartlanma ve değer yargılarını,
bununla ilgili tüm detayları mümin kullarına bildirmesi anlamına
gelir.
Böyle olunca işler daha da kolaylaşır değil mi?
Çeşitli
ayeti kerimelerde Kıyamet gününde hiçbir gölgenin olmadığı günde
Allah’ın gölgesinde gölgelenecek bir kısım insanlardan söz
edilir. Allah bir tanrı olmadığına göre buradaki “gölge” ve
“gölgelenme” olayını nasıl anlayabiliriz?
Bu
soruya geçmeden önce, başka bir soruya cevap vermek gerekiyor:
Işınsal bir boyutta gölgenin olması mümkün mü? Elbette ki hayır!
Haliyle, böyle bir şeyin düşünülmesi muhal olur. Burada bahsi
geçen “gölge” mecazidir. Bu saptamada; Allah’ın sevdiği
kullarının onun himayesinde oluşu ve dolayısıyla ortamdaki
rahatlığı kastedilmektedir.
Düşünce ile
tefekkür arasında ne fark vardır?
Benzer şeyler gibi görünmesine karşın, düşünce ile tefekkürü
aynı düzeyde tutmak doğru olmaz. Aslında herkes düşünebilir, ama
tefekkür edemez. Daha açık anlatımla, her düşünülen, bir taban
yaratmamaktadır. Anlamlı düşünce “tefekkür” adını alır. Akla
daha yakın bir önermedir. Tefekkür, sonuçta doğru yorumu
getirir. Bunun için ‘kişisel hırsları törpülemekte’ yarar
vardır. İnsanların gündelik yaşamlarındaki dönüşümlere ve
nelerin bu dönüşümlere yol açtığına bakmaları yerinde olur.
İsmi "ALLAH"
olan, varlığı dışından yöneten değil; varlığın iç dinamiğinin
adıdır!. (A.H.)
Bu cümle ne
kadar doğrudur?
Bu
soruya iki yönlü yanıt verebiliriz.
a) Burada
hemen satır başında kendini belli etmeye başlayan çok ciddi bir
ibare var: ‘Varlığı yönetenin dışardan değil, iç
dinamikten kaynaklanması.’ Bu ifade, ismi Allah
olanla kavramsal olarak hiç de çakışık değil.
Çünkü ismi “Allah” olan için; “Dış veya iç” ayrıca
“yöneten” gibi tanımlamalar geçersiz olur. Onun için
ancak ‘öz’ ve ‘dileme’ gibi sözcükler bir şey
ifade eder. Bu ve benzer metinlerin tahlilinin yapılabilmesi
için tek şart budur.
Bir
yandan var olanın ‘Allah’ olduğunu vurgularken, bir
yandan da aslında bir ‘dönüm noktasında olduğumuzu’,
‘somut bir tanrı anlayışından’ geçtiğimizi ve bu geçişe
tanıklık yapmak için böyle bir sorunun tarafımıza yöneltildiğini
düşünmekteyim.
Evet, buna göre, sözün yorumu şöyle olmaktadır; Tanrı anlayışı
ile hareket etme prensibi söz konusu değildir. Çünkü varlık tek
bir bütündür ve sistem hareket prensiplerini özünden alır.
b) Şayet
isimler üzerinde durulmuyorsa, cümle doğrudur. Varlık
dışarıda/ötelerdeki bir tanrıdan değil, içten yönetilmektedir.
Beyninize
hükmedemediğiniz sürece KADERE tâbisiniz. (A.H.) Bu söz ile ne
denmek isteniyor?
Bu
sözde şu mesaj var: ‘Hükmedebilirseniz’ , ‘pekâlâ
yapabilirsiniz’ denmek isteniyor. Kısaca, beynine/şuuruna
tam anlamıyla sahip, terkibiyetten kurtulmuş olan, bozulan
dengeleri düzeltmiştir. Ancak, bu şekilde insan, özüne vasıl
olur. Bu takdirde, kaderi meydana getiren de kendisidir.
Kavramlar arasında çelişki çözümlenebildiği takdirde, mesele
açığa çıkmış olur. Burada çelişkili gibi görünen şey, aslında
tanımlanabilir bir bütünlüğe işaret ediyor.
Siteniz
oldukça revaçta görünüyor? Siz belli bir yoğunlukta mail alıyor
musunuz? (E.Y- Kütahya)
Evet dostum. Eminim,
sufizmveinsan.com’ da yazan
diğer yazarlar da alıyordur. Beni seven, yaşamımı
benimseyen, kişiliğime iltifat eden çok kimse var. Özellikle,
yurt dışında büyük bir okuyucu kitlesinin yazılarımı takip
ettiğini biliyorum. Onların sorduğu soruları yanıtlamaya gayret
ediyorum.
Ancaaak! Aleyhimde olanlar da hiç eksik değil. Hani fırsatını
bulsalar bir kaşık suda boğacaklar. “Allah’ın
belası şey nasıl oluyor da bu kadar eleştiriye rağmen ayakta
kalıyor? Hangi hakla? Hangi yetenekle?” Diyenler de
çok. Şunu bilmelerini isterim. Kimseyle hiçbir alıp veremediğim
yok. Önce yoktu şu anda da. Düşündüğümü söylüyorum ve yazıyorum.
En sert eleştiriler karşısında bile cevap vermem. Bu benim hayat
tarzım. Benim için önemli olan ilimdir.
« Hz. İsa
“Rahman; dünya ve ahirette fazla esirgeyici, Rahim ise yalnızca
ahirette esirgeyici anlamınadır” demiştir. Bu sözü nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bu
soruya verilecek yanıtım şöyle: Dünyada yaptıklarınızı telafi
etme şansına sahipsiniz, ama ahirette bu özelliğinizi kullanma
imkânınız kalmıyor. Hayaller kurmaya ve başka türlü bir
‘ahiret boyutu tasarlayabilmeye’ olanak yok
gibi
Kolonoskopi
hakkında kısa bir bilgi verir misiniz?
(G.D.-İzmit)
Dışkıda kan veya tuvalete çıkma itiyatlarında beklenmedik
değişiklikler olursa, kalın bağırsağın başta kanser gibi
hastalıklarının mevcudiyetini taramak için özel bir âletle bu
bölgeyi incelemeye kolonoskopi denir. Kolon kalın
bağırsak, skopi görmek incelemek demektir.
Beş vakit
namaz beş duyu ile alakalı mıdır?
Namazın günde beş kez kılınması tahmin edeceğiniz gibi, direkt
güneşin hareketleri ile bağlantılıdır. Beş duyu ise uyku bölümü
hariç, her an için devrededir. Haliyle, beş duyunun namaz ile
alakası olamaz. Kaldı ki, oruç dahi bilindiği gibi ayın
hareketleri ile ilgilidir.
Kimi
insanlar hangi hayvanın siretinde olur?
Örneklemek gerekirse; kadınların namahremlerle karışmasına göz
yuman sıfat galipse domuz, hırs ve emel galipse fare
ve karınca, kibir galip gelirse kaplan, haset galip
gelirse kurt, şehvet ve hamiyetsizlik yoğunlaşırsa
Hımar (eşek) ve domuz sireti oluşur.
Hangileri
‘Haram aylar’ olarak bilinir. Haram kelimesinin bildiğimiz
anlamın dışında bir tanımı var mıdır?
1)
Muharrem ayı
2)
Zilkaide
3)
Zülhicce
4)
Recep
ayı.
“Haram” bir manada saygıya layık olma demektir. Örneğin Mescidi
haram “sevgiye, saygıya layık olan yer” anlamına gelir.
Aşure günü
olaylarını açıklayabilir misiniz?
1)
Nuh
tufanı
2)
Hz
Adem’in affı
3)
Hz.
Yunus’un balığın karnından kurtulması
4)
Hz
Musa’nın Firavun’u boğuşu
5)
Kerbela
6)
Hicret.
‘İnzar’
kelimesi ne anlama gelir?
İnzar uyarmak
manasına gelir. (Bkz. Fetih suresi 8. ayet)
Namazda öne
konan eşyaya ne isim verilir?
Bu
eşyaya ‘sütre’ adı verilir. Zahirde senin ile Rabbin
arasına kimse girmesin diye yapılan bir harekettir.
Sevgi ile kalın Allah’a emanet olun.
İstanbul -
07.07.2006
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|