Hadisler - Sorular - Yorumlar - 11


“Onların hepsi KIYAMET günü ferd olarak ona gelir.” (19/95). Bu ayeti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayette bahsi geçen ferdler, Ferdiyyet sahibi olan ve “Müferridun” ismiyle anılan kimselerdir.

Hatırla ki Rabbin melaikeye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİFE meydana getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ hamdinle tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da buyurdu):
“BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim”.
(Bakara/30) Bu ayet hangi gerçeklere değinir?

İnsanın halife oluşuna, bazı meleklerin hakikate vâkıf olamadıklarına, sadece belirli isimlerin manalarını kuvveden fiile çıkarabildiklerine ve bu gerçekler ışığında İnsan’ın halife oluşu dolayısıyla, tüm isimlerin manalarını kuvveden fiile çıkarabileceğine işaret etmektedir.

Müferridun Neden Gavs’ın Tasarruf alanı dışında kalır?

Ferdiyet sahibi olan on bir kişilik zevata “müferridun” adı veriliyor. Gavs’ın tasarruf alanı dışında kalmalarının nedenini aynı özelliklere sahip olmalarına bağlayabiliriz. Kısacası, onlar var oluş gayelerini yerine getirirken dilediklerini yapmakta muhtardırlar. Kimse bu mahallere ‘dur, ne yapıyorsun?’ diyemez.

Siret, hangi şuur seviyesinde değişir?
Kimlerin sireti domuz olur?

İnsan olmak; karşındaki kişiyi kendinden fazla düşünmek, hatta hayatının akışını buna göre ayarlamak, şüphelenmemek, teslim olmak, hırs ve kini ortadan kaldırmak, nefret duygularından kurtulmaktır ve bu da kolay bir iş değildir. Bu şartlara erişenin sireti yoktur diyebiliriz. Yüksek düzeydeki Evliya, Nebi ve Rasuller siretsizdirler.
Beşeri bir yaşam seviyesinde bulunan, ama kıskanç olmayan insanın sireti domuzdur.

Aslını bilmeyen Melâike için ‘Robot’ yapılar tabirini kullanmak sizce yerinde midir?

Evet. Makul olan da budur. Esasen, bu nurani yapılar, bulundukları pozisyonların dışına çıkamadıkları için ‘mutlak kulluk’ hali ile nitelendirilirler.

Arş ve Kürsi kavramları hakkında değerlendirmemiz nasıl olmalı?

“Arş” bildiğiniz gibi, madde ile mana arasındaki (muhayyel tahayyül olmuş) bir sınırdır. Kürsi ise tek kelime ile Rububiyet’in tahakküm ve tahakkuk mertebesi olarak bilinir. Böyle olunca Rububiyet, Rahmaniyet’in Arşı, Melikiyet de onun Kürsi’si durumunda bulunmaktadır.

Sizce soru nasıl sorulmalı?

Değerli dostum, aklına gelen her şeyi sormanın doğru ve gerekli olduğunu ve bunu hiç unutmamanı sana önereceğim. Soru sormak, bir kişinin o konuya olan ilgisini, merakını gösterir ki, bunlar da aklın ve zekânın belirtileridir. Soru sorabilmek, özgür bir ortamın varlığına kanıttır. Şayet bir yerde soru sorulamıyorsa o sohbette şartlanmalar ve tabular var demektir. Haliyle, böylesi bir tablo özgür düşüncenin yaşanmasına uygun bir ortam teşkil edemez.

Ahlak, şartlanma, değer yargıları ve buna bağlı yorumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Önce şu noktaya değinmem gerekiyor. Ben ahlâk uzmanı değilim. İnsanları da ahlâki değerlerinden ötürü yargılamam. Öze ulaşmak için bu kavramların artık az da olsa yerinden kıpırdaması gerektiğine inanıyorum. Ancak toplumun değer yargılarıyla yaşamaya mecbur olmayan birinin sonradan bir örtü altına baskı zoruyla da olsa girmesi söz konusudur.

Adım K. Ben Adana’da Üniversitede okuyan edebiyat öğrencisiyim. Türkçeyi güzel konuşmam lazım. Ama ne yazık ki ( r ) harfini çıkartamıyorum ne yapmam lazım? Tedavisi mümkün mü? Çünkü bu durum beni çok etkiliyor. Toplulukta rahatça hitap edemiyorum. Heyecanlanıyorum, ne yapmalıyım?

Bunun düzeltilmesi çok zor sevgili dostum. Ama illa ki başaracağım diyorsanız, bir psikiyatriste danışabilirsiniz. O da sizi konuşma terapistlerine yönlendirebilir.
Ayrıca, çok iyi ve meşhur diksiyon kursları var. Örneğin, Can-Arsen Gürzap’ınki gibi.
O bürolara telefon edip bilgi alabilirsiniz.
Ancak, bütün bunlara karşın, gırtlak yapınız müsait değilse, düzelmesi mümkün olamıyorsa yapacağınız şey, üzerinde durmamak, onu unutmaktır. Bu durum sizde aşağılık kompleksi yaratmasın.
Çünkü şükürle yaşamamız gerekiyor. Malûm, Allah nankör olanı sevmez… Bu nedenle; üstünüzde olanları değil, kendinizden aşağıda olanları gözlemeniz gerekir… Ya kör, sağır veya sakat olsaydınız, daha mı iyi olurdu?
Size kişiliksiz insan tavrına düşmeyi bir an önce bırakmanızı tavsiye ediyorum…

Allah gibi nasıl düşünürüz? Kudretle mi bakmak gerekiyor olaylara?

İlk etapta, duygusal bir yaşamdan kopmak gerekiyor… İkinci aşama ise ilim sahibi olmak. Benim annem, babam, arkadaşım, sevgilim falan yok gerçek âlemde…  Doğru ne ise onu söylemek, hiç kimseden çekinmemek, Allah gibi düşünmek anlamına gelir…

İnsanlığın atası  ‘Âdem’dir sözünü biraz açar mısınız?

Bütün insanlığın atası ‘Âdem’dir. Bu sözcük “yoktan var olmuş” anlamına gelir. Ve ilk nebi olan Âdem’le alakası yoktur. Âdem nebi, diğer Âdemler içinde kendini ve gerçeğin ne olduğunu bilen ilk insandır. Bu olayın karıştırılmaması, doğru anlaşılması ve toplumumuz içinde bu noktanın takıntı haline getirilmemesi için son kez yazıyorum.

Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun.

Londra - 22.05.2006
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail