|
“Onların hepsi KIYAMET
günü ferd olarak ona gelir.” (19/95). Bu ayeti nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Ayette bahsi geçen ferdler,
Ferdiyyet sahibi olan ve “Müferridun” ismiyle
anılan kimselerdir.
Hatırla ki Rabbin
melaikeye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİFE meydana
getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan
döken kimseyi mi (halife)
kılacaksın, BİZ hamdinle tesbih ve seni takdis edip dururken”,
dediler... (Allah da buyurdu):
“BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim”.
(Bakara/30) Bu ayet
hangi gerçeklere değinir?
İnsanın halife oluşuna, bazı
meleklerin hakikate vâkıf olamadıklarına, sadece belirli isimlerin
manalarını kuvveden fiile çıkarabildiklerine ve bu gerçekler
ışığında İnsan’ın halife oluşu dolayısıyla, tüm isimlerin
manalarını kuvveden fiile çıkarabileceğine işaret etmektedir.
Müferridun Neden
Gavs’ın Tasarruf alanı dışında kalır?
Ferdiyet sahibi olan on bir
kişilik zevata “müferridun” adı veriliyor. Gavs’ın
tasarruf alanı dışında kalmalarının nedenini aynı özelliklere
sahip olmalarına bağlayabiliriz. Kısacası, onlar var oluş
gayelerini yerine getirirken dilediklerini yapmakta muhtardırlar.
Kimse bu mahallere ‘dur, ne yapıyorsun?’ diyemez.
Siret, hangi şuur
seviyesinde değişir?
Kimlerin sireti domuz
olur?
İnsan olmak; karşındaki kişiyi
kendinden fazla düşünmek, hatta hayatının akışını buna göre
ayarlamak, şüphelenmemek, teslim olmak, hırs ve kini ortadan
kaldırmak, nefret duygularından kurtulmaktır ve bu da kolay bir
iş değildir. Bu şartlara erişenin sireti yoktur diyebiliriz.
Yüksek düzeydeki Evliya, Nebi ve Rasuller siretsizdirler.
Beşeri bir yaşam seviyesinde
bulunan, ama kıskanç olmayan insanın sireti domuzdur.
Aslını bilmeyen
Melâike için ‘Robot’ yapılar tabirini kullanmak sizce yerinde
midir?
Evet. Makul olan da budur.
Esasen, bu nurani yapılar, bulundukları pozisyonların dışına
çıkamadıkları için ‘mutlak kulluk’ hali ile
nitelendirilirler.
Arş ve Kürsi
kavramları hakkında değerlendirmemiz nasıl olmalı?
“Arş”
bildiğiniz gibi, madde ile mana arasındaki (muhayyel tahayyül
olmuş) bir sınırdır. Kürsi ise tek kelime ile Rububiyet’in
tahakküm ve tahakkuk mertebesi olarak bilinir. Böyle olunca
Rububiyet, Rahmaniyet’in Arşı, Melikiyet de onun
Kürsi’si durumunda bulunmaktadır.
Sizce soru nasıl
sorulmalı?
Değerli dostum, aklına gelen her
şeyi sormanın doğru ve gerekli olduğunu ve bunu hiç unutmamanı
sana önereceğim. Soru sormak, bir kişinin o konuya olan
ilgisini, merakını gösterir ki, bunlar da aklın ve zekânın
belirtileridir. Soru sorabilmek, özgür bir ortamın varlığına
kanıttır. Şayet bir yerde soru sorulamıyorsa o sohbette
şartlanmalar ve tabular var demektir. Haliyle, böylesi bir tablo
özgür düşüncenin yaşanmasına uygun bir ortam teşkil edemez.
Ahlak, şartlanma,
değer yargıları ve buna bağlı yorumlar hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Önce şu noktaya değinmem gerekiyor.
Ben ahlâk uzmanı değilim. İnsanları da ahlâki değerlerinden
ötürü yargılamam. Öze ulaşmak için bu kavramların artık az da
olsa yerinden kıpırdaması gerektiğine inanıyorum.
Ancak toplumun
değer yargılarıyla yaşamaya mecbur olmayan birinin sonradan bir
örtü altına baskı zoruyla da olsa girmesi
söz konusudur.
Adım K. Ben
Adana’da Üniversitede okuyan edebiyat öğrencisiyim. Türkçeyi
güzel konuşmam lazım. Ama ne yazık ki ( r ) harfini
çıkartamıyorum ne yapmam lazım? Tedavisi mümkün mü? Çünkü bu
durum beni çok etkiliyor. Toplulukta rahatça hitap edemiyorum.
Heyecanlanıyorum, ne yapmalıyım?
Bunun düzeltilmesi çok zor
sevgili dostum. Ama illa ki başaracağım diyorsanız, bir
psikiyatriste danışabilirsiniz. O da sizi konuşma
terapistlerine yönlendirebilir.
Ayrıca, çok iyi ve meşhur
diksiyon kursları var. Örneğin, Can-Arsen Gürzap’ınki
gibi.
O bürolara telefon edip bilgi
alabilirsiniz.
Ancak, bütün bunlara karşın,
gırtlak yapınız müsait
değilse, düzelmesi mümkün olamıyorsa yapacağınız şey,
üzerinde durmamak, onu unutmaktır. Bu durum sizde aşağılık
kompleksi yaratmasın.
Çünkü şükürle yaşamamız
gerekiyor. Malûm, Allah nankör olanı sevmez… Bu nedenle;
üstünüzde olanları değil, kendinizden aşağıda olanları
gözlemeniz gerekir… Ya kör, sağır veya sakat olsaydınız, daha mı
iyi olurdu?
Size kişiliksiz insan tavrına
düşmeyi bir an önce bırakmanızı tavsiye ediyorum…
Allah gibi nasıl
düşünürüz? Kudretle mi bakmak gerekiyor olaylara?
İlk etapta, duygusal bir yaşamdan
kopmak gerekiyor… İkinci aşama ise ilim sahibi olmak. Benim
annem, babam, arkadaşım, sevgilim falan yok gerçek âlemde…
Doğru ne ise onu söylemek, hiç kimseden çekinmemek, Allah gibi
düşünmek anlamına gelir…
İnsanlığın atası
‘Âdem’dir sözünü biraz açar mısınız?
Bütün insanlığın atası ‘Âdem’dir.
Bu sözcük “yoktan var olmuş” anlamına gelir. Ve ilk nebi olan
Âdem’le alakası yoktur. Âdem nebi, diğer Âdemler içinde
kendini ve gerçeğin ne olduğunu bilen ilk insandır. Bu
olayın karıştırılmaması, doğru anlaşılması ve toplumumuz içinde
bu noktanın takıntı haline getirilmemesi için son kez yazıyorum.
Sevgi ile
kalın. Allah’a emanet olun.
Londra -
22.05.2006
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|