Evrimleşen İnsan


Danimarka Aarhus Üniversitesi Politik Bilimler Bölümü, İstatistik Profesörü Bjorn Lomborg, yaptığı hesaplamalar sonucunda dünyamızın başlangıcından bugüne kadar 60-100 milyar insanın yaşamış olabileceğini hesaplamış. Hz.İsa’dan önce 34 milyar insan gelip geçmiş, Hz. İsa’dan sonra bu rakam 31.5 milyara ulaşmıştır. Bugünkü dünya nüfusu ise bu toplamın % 10 ‘u kadardır.
Evrim teorisi, insanla maymunun aynı türden geldiğini ileri sürer. Ancak “insan” sözcüğü, bir anlamda, maymundan ayrılan bir niteliği vurgulamaktadır.
Beden yapısı itibariyle, büyük kafatası, dik alın, çıkıntılı burun, on iki çift kaburga kemiği, diş kemerleri, tam kapanabilen üst ve alt kesici dişler, pek uzun olmayan köpek dişleri, belirgin çift tümsekli küçük azılar, geç çıkan ya da hiç çıkmayan üçüncü büyük azı, hazır ol duruşunda uyluğun ortasına ulaşabilen kısa kollar, çukur tabanlı ayak, elde başparmağı, öteki parmaklarla karşılaştırma yetisi, kısa ayak parmaklarının oluşu gibi...           Geçirdiği aşamalar incelendiğinde de örneğin, “ Homo erectus (dik yürüyen), Homo faber (alet yapan), Homo lingua (konuşan, dili olan), Homo symbolicus (soyutlayabilen), Homo Curiosus (araştıran) ve nihayet bir Homo Sapiens (akıl sahibi) “olması nedeniyle yine maymuna fark atan özelliklere sahip bulunduğu görülecektir. İnsanın hayvandan farklı biçimde, güdülerle yaşamayı kabul etmediği, öğrenme ve öğretmeye çaba gösterdiği, kendi çıkarlarını korurken başkalarının da çıkarlarına saygı duyduğu, kendi düşüncelerini önce yakınlarına sonra topluma yansıtarak belirli bir kültür birikimi oluşturduğu görülüyor.                                                     Yaptıklarının ne kadarını kalıtımsal özellikler, ne kadarını da toplumdaki eğitim -şartlanmalar, değer yargıları ve buna bağlı yorumlar- belirliyor.                                                                                               Bunu hiç düşündünüz mü?                                                                 Yapılan araştırmalar, iki baskın güç arasında bir dengenin varlığını kabul ediyor.
Dikkâtle incelendiğinde; insan, attığı her adımda hırs ve kâbus dolu, hazımsız geçen günlerini geri bırakmakta, bilinçli bir şekilde kendine sahip çıkmaktadır.                                                                           Dolayısıyla onda saygı, uzlaşma, nezaket, bulunduğu kültüre ve konuma uygun davranış biçimi, yasaklar ve özgürlük gibi kurallar geçerlilik kazanır. Artık insan intikam, kıskançlık gibi içgüdü şeklinde ortaya çıkan davranışlarını yasaklama noktasına getirirken, kendisi için yepyeni bir alan, tanrı-insan, insan-evren, tanrı-evren ilişkili bir boyut ile karşı karşıya kalmaktadır.                                                          Bu aşamalar onu, muhakeme eden, düşünebilen, yargılayabilme yetisine sahip, tez, antitez ve sentez oluşturabilir bir yapı haline getirmiştir. İnsan, evrenin mükemmel bir sistemle var edildiğini, sistemi var eden salt gücün de kendi özünde olduğunu anlamıştır.
Artık onun için hayal edilebilecek ve sınırlar çizebilecek bir öteki varlık, yani tanrı yoktur. Çok katı tutumlardan zirveye doğru emin adımlarla yol alan, tekâmül ederek, zamanı daraltmasını bilen, kalbini Allah sevgisi ve korkusu ile donatan insanın kısa tarihi işte böyle gerçekleşiyor…
 

İstanbul- 11.09.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail