Doğru Karar..


Barika-yı hakikât, müsademe-yi efkârdan çıkar.” (Gerçeğin ışığı, fikirlerin çatışmasından çıkar)sözü, toplumu ilgilendiren hususlarda tartışmanın yararlı olacağını gösterir.
Ancak, toplumsal yaşantıda, fikir serd etme yerine, genellikle her kafadan bir ses çıkması nedeniyle gerçeğe, doğruya varabilmek mümkün olamıyor. Her düşüncenin yanlış olduğu anlamına gelmiyor bu söylediklerim. Ama objektif bir değerlendirme yapıldığında, böylesine bir sanrı (hastalık) bildiğiniz gibi bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.

Şayet, bir konuda doğru karar verilemiyor, çeşitli yönleri tesbit edilemiyorsa, sonunun sansasyon-skandal olması muhtemel... Böylesi durumlar da, ister istemez yanlış eleştirilere sebep olabiliyor. İşin kilit noktası, kararların çoğunun, abartılı görüşlere, korkulara, şartlanmalara ve tabulara dayanması. Oysa, bu karmaşık konuya çok yönlü bakılması gerektiğini düşünüyorum. Yanlışlıkların olmaması, bireyin ilk etapta doğru düşünüp karar verebilmeye kendisini inandırması için, önemli bir sorumluluk taşıması ve başından geçen hadiseleri unutmaması gerekir.  Doğru kararların olgunlaşmamasında kafa kurcalayan gerekçe, dinleme yeteneğimizin bulunmayışıdır. Bizler dışarıdan gelen uyarılar daha beynimize ulaşmadan, refleks halinde, yani düşünmeden karar verip cevaplıyoruz. Esasen, buna karar verme değil,  ‘tepki’ demek daha mantıklı olur.
Bir insanın henüz sözünü bitirmeden, yoruma girmek istenmesinin başkaca izahı olamaz. Örnekleri görsel basında, konuşmacılar arasında görülüyor ve  çok da ayıplanıyor. İşin garip yanı, eli kalem tutan, yazar- çizer takımından şusu busu olan insanlar bunlar.
Bu acaip alışkanlık bizlerde dinleme gibi bir niteliğin olmadığını kanıtlıyor.
Dinlemesini bilmeyen bir insanın doğru  karar verebilmesi   beklenebilir mi?.Elbetteki hayır. Benim de içinde bulunduğum kuşak tek bir boyuta saplanmadan önce dinlemesini bilip sonra kararını verebiliyordu.                                                                        Heyhat şimdilerde durum çok farklı.!

Diğer yandan, öyle sıra dışı insanlar var ki; doğru karar vermek bir yana, insanın düşüncelerini bile okuyabiliyorlar. Bunları bahsettiklerimizle karıştırmamak lâzım. Evet, onlar keşif, fetih gibi olağanüstü niteliklerle donatılmış kimseler… Ağızlarından çıkan her söz ya da karar, hem çabuk hem de doğru olarak yerine  ulaşıyor.
Bu isimlerden zirvede olan Zat’ı, Kur’an şöyle tanımlamaktadır: “Vemâ yentıgu anil hevâ: (O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.)” (Necm/Ayet:3)                                                            Kısa süre içinde doğru karar verebilme yetisini bir kenara bırakalım, uzun sürede alınan kararların dahi yanlış olduğu gün gibi ortada. Sebebi, bütün düşüncelerin kısa ve uzun dönemlerde öze çekilmeden, panikleyerek, saçma sapan ve önyargılı olarak oluşması... 
Bir konunun başlangıcının düşünülmemesi ve “başlangıçtan önce ne oldu?” sorusunun akla getirilmemesi, o konunun pek somut biçimde irdelenmediğini gösteriyor. Mantıksal tutarlılığın sağlanabilmesi ve objektif kararın çıkabilmesi, bu duyarlılığın sağlanması ile ilgili. Ben kendi hesabıma, böyle olduğuna inanıyorum.
Subjektif yaklaşımlarla alınan kararlar, insanı her zaman olumsuz neticelerle baş başa bıraktığı gibi, telafisi mümkün olmayan sonuçları da beraberinde getirecektir.

İstanbul - 24.04.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail