Değerler..


Toplumsal boyutta yaşanan karmaşayı saptamak, onları analiz edebilmek,  sistemin içinde yaşayan her birimin en tabi hakkıdır. Gerçekten bir koşuşturma, didişme şeklinde yaşama fırsatına sahip olduğumuz bu evrende, hangi değerlere göre hayatımızı düzenleyebiliyoruz acaba ?
Bunlar nasıl ortaya çıkıyor, algılanabilip, nasıl kabul görüyor ve uygulanarak etkili hale geliyor?
İçlerinde ‘değer olmaya değenleri’  var mı?
Bu sorulara yanıt bulunamazsa bir ucundan tutup sarıldığımız  özelliklerin hiçbir anlamı kalmaz.                                                        Dolayısıyla bazı şeyler eni konu incelenebilirse  derinliği hissedilir, fark edilir. Bunu algılamak pekalâ mümkün. Belirsizlik ne denli artarsa o denli bir paradoks yaşanır.
Değerler genelde toplumda sivrilen, beğenilen kişilerin hissettikleri, duydukları şeyler olarak huzurumuza gelir. Eskiye nispetle, bugün bazı kesimlerin, düşünüş ve davranışını, kalıplar içinde yaşama durumunu kabullenmesi imkân dışı.
Onlar artık mazide kalmış masal/fosil olgular olarak anılıyor.
Bu saptama değerlerin, yerine ve zamanına göre değişebildiğini gösteriyor.
Örneğin; kazanma hırsı, azmi insanı teskin eden bir davranış, örf, adet, töre, zenginlik gibi kavramlar evrenselliğin yanında  saygınlığını yitirirken, bunun yanısıra, haliyle tevazu, çekicilik, yenilgiyi kabullenme, fakirlilik, utangaçlık gibi beşeri yapıya uygun olan veriler de pek rağbet görmüyor...
Ancak değersiz gibi görünenlerin de aslında değerlinin anlaşılması bakımından önemi olduğu bir gerçek. 
Bazı değerler vardır geneldir, kimileri ise istisnadır. İnsan geneli bırakıp özellik arz eden yolu araştırmalıdır.
Neyin ne olduğunu anlamadan oluşan şeylerin değer gibi kabullenilmesi şartlanmadan, mukallitlikten yada rastlantıdan başka bir şey değil. Bir iki kişinin sahip olduğu anlayışın da değerler bareminde yer alması ise beklenilmemeli. Söz konusu bu görüşler bireyi yeniden yapılanma dönemine ulaştıramadığı gibi hantallıktan da kurtaramaz.
Kabullenilen bazı şeylerin beşeri yaşam ilkelerine endeksleşmesi, dolayısıyla değişimi oldukça zor. Bu duruma hassasiyetle dikkat etmek şart. Duyarlılıkların, beklentilerin bizleri uyutan şeylerin değer gibi kabullenilmesi bir hayli sakıncalı.
Sistemle barışık olmayan adetlerin de değer kapsamında mütealâ edilmesi düşünülmemeli. Geniş ve kapsamlı bir değişim ile bunları sıkı bir şekilde takibe almak, işe yaramayanlarını silkeleyip yaşamın dışına atabilmek pekala mümkün.
Bu bakışa göre evrenselliğe dayanmayan tüm kıymetli veriler maalesef izafi bir değer olmaktan öteye gidemez. Bu olgular birimi, sınırlar içinde kalmaya mahkum edebilir. Varlığın bütünlüğü/tekliği bilincine  asla ulaştıramadığı gibi, İnatla sahiplenen kişiyi ise harabiyetten, eskilikten kurtaramaz.
Böyle olduğu da esasen görülüyor.
Zira sıkı sıkıya bağlandığımız koşullar yeni kuşaklarca adeta parçalanıp yok ediliyor.

İstanbul - 15.05.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail