|
ir
derin hastalığın adıdır dedikodu. Bardağın dolu yanını değil boş
yanını görmekle start alır. Her nasıl bir neden ve gerekçe
olursa olsun, gayet laubali bir şekilde, hedef alındığı kişinin
arkasından, onun istemediği veya tasvip etmediği şeylerin
söylenilmesi halini yansıtır bu kavram. Tez ve antitez düşünce
yetersizliğinin bir sonucudur. Yapanı feci halde kündeye
getirir.
Hepimiz biliyoruz
ki; sıradışı olmanın en üstün özelliği, toplumsal yaşamda çok
olumsuz bir vasıf olarak kabul edilen bu olgudan uzak durmaktır.
Bazı menfi işlerin
içine dalanlar, bir noktadan sonra, ne yazık ki bu güçlü
duygunun rehavetine kapılıp, kendilerini tutamaz hale
gelebiliyor. Olayı bu gerçeğin ışığında düşünürsek, dedikodunun
kendiliğinden ortaya çıktığını kabul edebiliriz.
Kendine hakim olamayan bir kısım insanların bu değersiz kavramı
topluma kabul ettirmeye, şekillendirmeye çalışmaları anlaşılır
gibi değildir. Ne var ki, sağduyu sahipleri zaman zaman
düşüncelerini bir çember içine almak isteyen bu amansız
hastalığın dışında kalarak, yaşamlarında yepyeni bir sayfa
açabilir. Onun tuzaklarına düşen birey ise helak olup gider.
Kendine sahip olabilen insanların asla düşünmek istemedikleri
bir koşuldur, dedikodu eylemi!..
İnsanların asla
anlamamakta ısrar ettiği bu boyut, tarih boyunca insanın
yakasını bırakmamış ve pek farklılık göstermemiştir...
Bu nitelik
Hz Resullûllah
tarafından belirgin bir şekilde şöyle tarif edilmiştir:
“Kardeşinin etini yemek !..”
Dedikodu, kapsamlı
bir olay... O, işin mantıklı bulunduğuna işaret etmez. Olsa olsa
abuk sabuk bir iş olduğuna işaret eder. Kısacası, dedikodu
homojenleşmeyi önler diyebiliriz. Paylaşımcıların, konulara
derinlemesine bakmadan ve analiz etmeden yaptıkları yaklaşım
bunu göstermektedir. Olumsuzluğu paylaşan insanların dostluğu
ise gerçek değil sahtedir. Onlar bir şeyler üretmek imkânı
bulamamakta ve fasit bir daire içinde dönüp durmaktadır.
Bu yöndeki mistik hassasiyeti ağızlarına almamaları, ilkelere ve
kurallara uymamaları bunun göstergesidir.
Dedikoduyu yapanların en büyük şanssızlığı, büyük hatalarından
ötürü kaybettiklerinin ve ileride hesap vereceklerinin farkında
olmamalarıdır. Bu şekilde davranmayı kimse önermez. Dedikodunun
nelere mal olacağı açıkça belli iken, bu olumsuz etmene yine de
devam etmek akıl almaz bir iştir. Toplum içinde onlara sıcak bir
yaklaşım yapılamaz.
Dedikodu bireyler
arasında diyalog kopukluğuna neden olduğu gibi, bir takım
faaliyetler sonucu yoğunlaşarak toplumu etkileyebilir hale de
gelir. Dedikoduya meyli olan, bu imkânı kendi yaratır veya imkân
bulunca çok geçmeden aktif duruma geçer. Ancak, dedikoduyu
meziyet gibi düşünenlerin de sorunları asla bitmez. Dedikodu
yapan bir bireyin geldiği sınır bellidir.
Bütünüyle bakıldığında, dünyanın bir çok yerinde insanlar, bu
olumsuz koşuldan nasibini almış durumda görülüyor.
Bazı insanlar ise
dedikodunun değil, ilmin peşindedir. Onlar, kesinlikle
kendilerindeki mevcut eksikliğin giderilmesinde zaman kaybına
uğramayı göze alamayan geçmişle uğraş vermeyenlerdir. İstikrar
denen kavram ancak toplumun bu kesimi için geçerli olur..
İnanan bir insan,
bilir ki; asıl hedef dedikodusuz bir ortamda yaşamak ve
kendisiyle barışık olmaktır. Toplumsal kesimleri fazlaca geren
ve toplumu neredeyse ikiye bölen, yapılanı gündemden düşürmeyen,
bu tiksinti verici durumdan kurtulmak şarttır.
Mantıklı düşünen ve
sorumluluk taşıyan bir İnsan bu tür yaşamı görmezlikten gelmesi
mümkün değildir..
İstanbul
- 26.12.2002
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|