|
Önce
şunu açıklayalım :
Ayrı ayrı anlamlar ifade etse bile, yazı başlığında geçen iki
sözcüğü sadece bu makale için, tek bir manâ gibi kabul ederek
kullanıyorum.
Çukura düşerseniz ne olur?
Yaralanır, üstünüz başınız kan revan içinde kalır, öyle değil mi
?
Ama ben fiziki anlamdaki bir düşüşten bahsetmiyorum. Bunu
mecazen “çukura düşmek” şeklinde kullandım. Kısacası,
akıl yerine, his ve alışkanlıklarla karar verme durumunun
yarattığı bir boşluk benim söylemek istediğim.
Alternatif tedbirleri önceden hazırlamada yetersizliğin, ileriye
dönük plânlamadaki eksikliklerin getirdiği bir nevi yanılgı
bu. Hz. Muhammed’in “İnsanoğlunun yanı başında doksan
dokuz kaza vardır. Bunları atlatırsa yaşlanarak ölür “ sözü,
esas anlamda kader kapsamında değerlendirilmelidir.
Ancak, bu sözün sadece bu kadarla kalmayıp farklı bazı
yönlerinin de olabileceğini düşünmekteyim.
Aklıma gelen bir yorumu şöyle; “ Hayatın büyük bölümünde
boşluklar ve çukurlar vardır. Şayet onlara düşmeyi
önleyebilirseniz, mutlu ve umutlu bir yaşama sahip olabilirsiniz.”...
Boşluğa veya çukura düşmenin en kolay yollarından biri, hatta
başta geleni benlik/güvenlik/sahiplik duygularıyla yaşamaktır.
“ Güvendiğiniz şeyler kızgın güneşin altında eriyen karlar
gibi eriyip gider de haberiniz olmaz.” düsturundan habersiz
bir şekilde, evreni, sistemin getirilerini bilmeden sırf kişilik
mantığıyla hayatını devam ettirmek zorunda kalanların
karşılaşacakları hazin bir sonuç bu
görülecekler.
Bazen sürprizler veya normal seviyedeki basit olaylar bile
insanı çukura/boşluğa düşürmeye yeterli oluyor.
Dedikodu, hayale kapılma ve zanna dayalı bir düşünce yapısı da
boşluğu yaratan önemli etkenler.
Yaşanan herhangi bir hadise, normalin dışında bir davranışa
muhatap kalmak, bir anlamsızlık, kişinin dengesini bozmaya ve
çirkinliğin başlamasına yetip
artacaktır. Davranış veya
algılama bozukluğunun akabinde, beyin datasında yer etmiş
takıntılar, kuşku ve vesveselerle bütünleşince bu duruma düşmek
zorunlu hale gelebilir. Diyalog, iletişim, dayanışma ve
paylaşım, boşluğa düşmemeye neden olabilecek en önemli
etmenleridir...
Güçlü olanın, zayıf olanı ayaklar altına aldığı bir dünyada
yaşıyoruz.
Onurlu, kimseye muhtaç olmadan boşluk ya da çukura düşmeden
sorunlarımızı hallederek var olabiliriz.
‘Ölsek de kurtulsak’
diyemeyeceğimize göre, acemilikler furyası içinde savrulup
gitmeden, aşırı dikkatli olmak zorunda olacağımızı bir kez daha
hatırlatmak isterim.
İstanbul-
17.07.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|