|
Bizler,
birey olarak kozamızda yaşamayı çok severiz. Kozayı
delmek, başımızı dışarı çıkararak evreni gözlemlemek pek
aklımıza gelmez. Sevgi ile kozada yaşamak,
hayallerimizin biricik ürünüdür.
Ancak, evrenselliğin büyüsü, kozamızdaki tüm değerleri alt üst
eder.
Dünün gerçekleri
olarak kabullenilen kravat takmak, dans etmek, smokin
giymek, aşağılık gavuru küçümsemek, hamburger yemek, cep
telefonu kullanmak, sanal dostluklar edinmek, otomobil
kullanmak, makyaj kültürüyle yoğunlaşmış kimlikler edinmek gibi
haller, kozanın içinde kalan versiyonlardır.
Bu mantığın sonunun olmadığını, gerçeklerden kopuk, anlamsız,
insanlığa negatif bir anlam yükleyen bu çoğulcu ortamdan
kurtulabilmenin, daha fazla söz sahibi olabilmenin,
inanırlığının ve saygınlığının artması gerektiğini idrak eden
Ademoğlu, bunun kozayı delmekle mümkün olabileceğine de kendini
inandırmıştır...
Bireycilik taslamak, evrenselliğin yanında oldukça sakil kalır.
Okumakta olduğunuz bir yazıda veya olaylara bakış açınızda sözü
edilen bu durumun hemen farkına varabilirsiniz.
Örneğin; bir yabancıya
yansıtılan davranışı,
yakınınıza yapılan hareket ile eşdeğer düzeyde tutabiliyor ve
tarafsızlığınızı kaybetmiyorsanız, veya sahip olduğunuz bir
şeyin kaybı sizi meşgul etmiyorsa, bilincinizde evrensel ışıklar
parlamaya başlamış demektir.
Kozadan dışarı adım, önce böyle başlar. Bilincin belirli bir
seviyeye geldiğinin işaretidir.
Tabii
bu anlattığım,
risk almadan yakalanabilen bir durum değildir ve asla rasgele
bir şekilde olamaz."
"İnsanı kozanın içinde tutmayı başarabilen şeyler
nelerdir?.." sorusunun yanıtını; duygular,
şartlanma, değer yargıları ve buna bağlı yorumlardır
şeklinde vermek gerekir.
En mühimi de, kozayı delme sırasında akla gelmeyen ve o güne
kadar yaşanmayan, birbirinden güçlü zorlukların olması. Yıllar
boyu edindiğimiz ve pençesinden bir türlü kurtulma cesaretini
gösteremediğimiz şeylerdir bunlar.
Kökeninde; başta alınganlık olmak üzere, kızgınlık, öfke, kin,
intikam denen duygular yatar. Neticede, “Vehim”
denen en azgın his de devreye girdiğinde birey,
kendini bir et-kemik yığını kabul ederek yaşamaya devam
eder.
Bu karmaşada insan, evrensel değerlere uzanmak yerine,
yatay bir geçişle, birimsel anlamdaki özlemlerini, inançlarını,
değerlerini, kanaatlerini, kaybetmeme çabasına giriyor.
Bunları bir kenara bırakın,
düşüncelerini özgürce ifade etme yeteneğinden bile mahrum
kalıyor. Dolayısı ile, kaybeden insan oluyor.
Ve giderek içine kapanıyor, durmaksızın bireysellik adına üretim
yapıyor. Mana ile bütünleşemiyor. Ne yazık
ki,asli durumunun
yani varoluş gayesinin ne olduğunu unutup, kendi kendisini içine
hapsettiği duvarı delemiyor.
Sözüm ona, üzerinden bir türlü atamadığı şaşkınlıkla mutlu bir
yaşam sürüyor.
Çünkü o, KOZASINI seviyor...
İstanbul - 06.06.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|