|
Her insanın öncelikle yapması gereken,
elinden geldiğince bu yüce ikiliyi değerlendirmek, ilim sahibi
olmaya çalışmak, böbürlenmeden ya da karşısındaki için
tasalanmadan elindekileri başkasıyla paylaşabilmek olmalı.
Sizce de doğru, makul olan bu değil mi?
Ancak ne gezer!..
Sanki bu mukaddes hazine tamamen birilerinin elinde, uhdesinde.
Sanırsınız ki, karşınızda ilmi korumak için birbirine sıkı
sıkıya kenetlenmiş bir muhafız ordusu var. Allah ilmini size
layık bulmamakta kararlılar. ‘Bırakın dağınık kalsınlar’
gibi bir hissiyat içinde midirler? Pek anlayamadım.
Sadece kendilerine ait görüp kabullendikleri ilmi, öylesine
sahiplenmişler ki, ellerinden alabilene aşk olsun!..
Gerekçesi anlaşılır gibi değil.
Ayrıca öyleleri var ki, bu konuda
kendilerini, eski can düşmanlarıyla, kol kola; kadim dostlarıyla
ise sanki düşman cephelerinde savaşır halde buluyorlar. Siz
de hissetmişinizdir.
İşin ilginç yanı, bunu “birlik/tevhit/vahdet”
teraneleriyle karışık yapıyorlar. Bu rüzgârın esintileri her
noktaya ulaşmış durumda. Bildiğimiz, basit, klişeleşmiş,
iyiden iyiye belirginleşen taraf olma halleri, oyunun tipik
özellikleri arasında sayılıyor.
Ne var ki, sorun burada bitmiyor. Çünkü açık bir düşünce ile
karşı karşıya değilsiniz. Kontrol mekanizması gibi işleyen bir
tarz var ve yansımaları da o derecede olumsuz oluyor. Bunların
başında, kişisel tercihler geliyor.
Her toplumda farklı akımların, karşıt görüşlerin olması doğal.
Esasen bu hal, mükemmeliyetin bir eseri. Başka türlü de izah
edilemez. Ama haddi aşıp ” mutlaka böyle olmalı” deniyor
ve bu istek dur durak bilmiyor, sınır tanımıyorsa, oldukça
düşündürücü. Hani nerede kaldı ‘insan sıcaklığı, ruh
cömertliği, iyilikseverliği!’...
Unutulmaması gereken bir şey var: Allah ve Resulü’ne bir
misyon, kariyer sahibi olmadan da hizmet edebilmek
mümkün. Sadece Evliya zümresi Allah’a hizmet edebilir
diye bir kural olsaydı, Evrensel Kitapta geçen
“ Hakk’ı tavsiye edin“
hükmünün hiçbir değeri olamayacaktı. Dikkât ederseniz bu
tavsiye, sadece Evliyaya ya da belirli bir zümreye bağlı değil.
Böyle bir sınırlama yok ki!..
Bir tanışınız, arkadaşınız, eski bir dostunuz, komşunuz, okul
arkadaşınızla bildiklerinizi paylaşmanız mümkün değil mi?
Esasen, Evliya/Aziz dediğimiz insanların yaşamı bambaşka;
algılayabilene aşk olsun!... Onlar kimseye karışmıyor,
kimsenin de kendi işlerine karışmasını istemiyorlar.
Yaptıkları şey, bazı küçük müdahalelerde bulunmak ve seyretmek,
hepsi bu...
Eylemleri izafi benliğe dayanmadığı içindir ki, onlara yan gözle
bakan, karşı olan da Allah’ a savaş açmış oluyor.
Hakk’ı tavsiye hususunda ilk sırada Allah’ ı en iyi bilen olarak
Evliyanın bulunması gayet normal, ancak baklava börek
bulunmadığında insan peynir ekmek de yiyebilmeli değil mi?
Bu açıdan bakıldığı zaman,
Cenabı Hakk’ın Salih kullarının ve
avam düzeyindeki insanların hizmet sınıfına dahil olması gayet
normal karşılanmalı. Onların nakilci şekilde bile olsa, bu ilmi
bilmesi ve paylaşması mantıklı.
Değerli dostlarım!..
Yukarıda bahsettiğim bu karışık hal ne yazık ki sistemin
debelenmesini daha da arttırmaktan başka bir şey getirmiyor.
Böylesine ters bir durumun değerlendirilmesi şart.
Önemli olan bu farkı algılamak,
sonrasında kaygılanmadan, Allah ve Resulü’ne hizmet
edebilmektir.
İstanbul
- 04.12.2003
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|