1165
yılında İspanya'nın Murcia kentinde dünyaya gelen büyük islam alimi İbn-i Arabi yazdığı
yüksek düzeyli 500'e yakın eserinde, İslam'da gaye olarak bilinen "TEK"lik konusuna Vahdet-i Vücut
teorisi ile çığır açmıştır.
İbn-i
Arabi'deki Tasavvuf anlayışı genetiktir. Öğrenimini
Sevilla'da tamamlamıştır. Ömrünün büyük bir bölümünü yalnız olarak geçiren Arabi, düşünce yapısını Kuran'ın özü
mahiyetindeki bilgiler üzerinde yoğunlaştırarak Vahdet-i Vücut kuramının temel taşlarından biri
oldu. Şeriatla bağdaşmayan fikirlerinden dolayı başına gelmedik kalmadı. Son nefesinde söylediği bir söz Şam'da
öldürülmesine neden oldu.
Muhiddin-i Arabi'nin söylediği şuydu; "Sizin taptığınız tanrı benim
ayaklarımın altındadır". Koyu bir Arabi hayranı olan Yavuz Sultan Selim,
Mısır seferi dönüşünde Arabi'nin öldürüldüğü yeri kazdırdı, neticede küpler dolusu altın ve
ziynet eşyası bulundu. Sözün hikmeti buydu... Daha sonra Kasiyun dağının eteğinde türbesine gömüldü.
Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinin yanında Hz.Adem ile
Hz.Muhammed arasındaki Nebilerin özelliklerini ve temsil ettikleri görüşlerin anlatıldığı Fususu'l
Hikem isimli eseri ve 7 gün içinde yazıp bitirdiği Tedbirat-ı İlâhiye isimli eseri en
belirginleridir.
Arabi'ye göre
kainat ve özü, Allah'tan başlayıp Allah'ta sona eren bir seyirdir. Ona göre "O"ndan yola
çıkıldıktan sonra, bir yetiştiricinin yol göstericiliğiyle Batın'ı Velayet mertebesi yani Velilik olan Hz.Muhammed
(s.a.s.) efendimizin gerçeğine ulaşılır. Ona göre İnsan belirli bir şekilde programlanmıştır, bu programın
değişikliği ve birimin olgunlaşması neticesinde birimin birimliliği kalkar. Esasen birimselliği izafidir. İzafi
birimsel varlık kabulünün kalkması tasavvufun gerçek amacına ulaşılması demektir. Fenafillah adı ile de
bilinen yaşam türü Vahdet-i Vücud'dur. Vahdet-i Vücud
ile batıl bir görüş perspektifini yansıtan panteizm arasında kesinlikle bir bağlantı
bulunmamaktadır. Şöyle ki; Vahdet-i Vücud görüşüne göre Allah her an kendi ilminde manalarını
seyretmektedir. Bu seyrin tabii sonucu aslı olmayan, aslı hayal olan mevcudat oluşur. Mevcudatın aslı yoktur,
yokluktan gelmiş, tekrar yok olacaktır. Dolayısı ile Kainat Allah'tır görüşü yanlıştır, hayal mahsulü bir
varlık veya 5 duyuya göre varlıklar orjin olamaz, ancak varlığını da Allah'tan alır.
Panteizm bakışı ise dar bir skala ile "mevcudat Allah'tır" kavramını
oluşturur. Birimlerin oluşturduğu tüm veya küll görüşü realiteyi yansıtmaktan oldukça uzaktır.
Vahdet-i Vücud
görüşünü ortaya atan sadece Muhiddin Arabi değildir. İmam-ı Gazali de özellikle Mişkatül Envar
(nurlar feneri) isimli eserinde bu konuya oldukça değinmiştir. Bırakınız Muhiddin Arabi veya İmam-ı
Gazali'yi bugün maalesef zahir ehlinin büyük bir ayıpla inkar ettiği veliler ve tüm
Rasûller Allah'ın "Tek" oluşunu ve Tek'ten başka hiç bir şeyin mevcudiyetinin
olmadığını ifade etmişlerdir.
Vahdet-i Vücud
konusunu belki size tuhaf gelecek ama en iyi şekilde Kuran ve Hadis'lerde bulabilirsiniz. Hz.Muhammed'in,
Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şuhud görüşünün üstünde Şuhud-u Zat
YAŞAMINA sahip olduğunu belirtmekte fayda var.
Muhiddin Arabi nin yazdığı eserleri zevk alarak okumak ve yaşamak için oldukça
geniş kapasiteli Tasavvuf ilmine ihtiyaç vardır. Tasavvuf Kur'anı analiz eden ve birçok sentezler çıkaran bir
bilimdir, Allah ilmidir. Tasavvufi boyutta kullanılan mecazi isimler, Allah'a ulaştıran idrak
basamaklarını yakalamaya vesiledir.
Bir çok alanda
olduğu gibi Kökeni Hz.İdris Nebi'nin ilmine dayanan burçlar konusunda da Muhiddin Arabi'nin
orijinal görüşleri vardır, şöyle ki; " Dünya Yengeç burcunun etkisi altındadır, Berzah alemi ise Başak
burcunun hükmündedir. Ayrıca bir de Dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç burcu olmaktan çıkar ve
Terazi burcunun hükmüne girer... Cehennem ateşine düşenlerin azabı sona erdiğinde ise İkizler burcu Dünyayı
teslim almış olur. Cennet ve Cehennem ehline nezaret hakkı da 12 burca verilmiştir. Cennetteki hükümler hep bu
12 burçtan çıkar "
Enteresanı
olanı bu ilime vakıf olamayanların Arbai hakkında ileri geri konuşmaları ve bu zatı dinden tard etmeleridir. Onlar
Arabi'nin eserlerini yanlış yorumlamak zorunda kalanlardır
İbn-i
Arabi'ye yapılan saldırı - eleştirileri boynu bükük bir şekilde karşılıyoruz Ancak unutulmamalı ki
Galile'yi " Dünya dönüyor" dediği için Engizisyon mahkemelerinde süründüren zihniyet benzer
bir şekilde burada da kendini gösteriyor ve Arabi'yi mahkum ediyor.
Ne
diyebiliriz ki..!
Ahmet Fevzi
Yüksel
İstanbul -
09.08.1998
afy@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
Bu yazı 1998 yılı Eylül ayında aylık Yeni Dünya dergisinde
yayınlanmıştır.

|