 aşılacak kadar çok
aklım olmalı, bazen haftada bir kez aklımı başıma toplamam gerekiyor" diyen
Mark Twain gerçekten çok haklı. Akıl fonksiyonunu iyi değerlendirebilmek için, beyni
iyi tanımak gerekiyor. Korteksi oluşmuş 1450 gram
ağırlığındaki bir insan beyni, on beş milyar sinir hücresine sahip iken, bu
sayının bin katı, yaklaşık on beş trilyon snaps (beyin hücresi bağlantısı)
içerir. Bu milyonlarca hücre birbiri ile ilişkilidir ve elektrik alışverişi
yapmaktadır. Araştırmacılar tarafından, beynin elektriksel faaliyetleri özel bir
yöntemle görüntülenerek, ilk defa görülen bir simgenin oluşturduğu beyin
dalgaları ve gözlerin görebildiği basit resimler belirlenebilmiştir.
Beyinde aktif çalışan kapasite yüzde 6-7 civarında iken yüzde
90'lık bir kısım atıl vaziyette kalır. Önemli olan, bu pasif kısımları devreye
sokabilmektir. Bilimadamları, kadın beynini, erkeğe göre oldukça geniş kapsamlı
kullanıldığını; işitme duyguları tanımlama, yabancı bir dili öğrenme yeteneği
ile hafızasının gelişmiş olduğunu ve daha yavaş küçüldüğünü öne
sürmekteler.
Beyin, bedenden elde ettiği bioelektrik enerji ile çalışırken,
bu tür enerjiyi, mikrodalga cinsine çevirmekte ve ruha kaydetmektedir. Ölüm
sonrasında insan, çeşitli evrelerde dönüşüme uğrayacak "ilk ve son"
kitabında yani ruhunda, dünyada ürettikleriyle yaşamına sonsuza kadar devam
edecektir. Dünya hayatı uykuya benzer. Sabah uyanınca, gece rüyanızda gördüğünüz
her güzel şey nasıl son buluyorsa, ölümle birlikte, dünya yaşamınızdaki tüm
gerçekler de nihayete erecek, yerini ışınsal bedenlerle aynı şuurda devam eden,
ancak değişik boyut ve frekanstaki yapılarla baş başa yaşanacak bir ortama
bırakacaktır.
İyi ya da kötü...
Incernation (tekrar dönüşü) tutku haline getirenler, Deja Vu
anlayışını ruhun dünyaya dönmesine kanıt olarak gösteriyorlar. Nostaljik bir
görüntü, bir ses, kişiyi anında geriye döndürünce, kafalardaki karmaşa da akla
şunu getiriyor: "Ben bunu daha önce yaşamıştım..."
Araştırmacılar bu duygunun sırlarını çözmeye çalışıyor.
Psikanalizin babası sayılan Freud, çaresizlikten, Deja Vu'yu mucize kategorisine
sokmuş. Hologram modelini (1) esas alan görüşe göre ise; en ufak bir oluşun, tüm
ayrıntılarıyla hafızaya kaydedilmesi, bu hissin uyanışına bir neden!...
Ne var ki, beynin radar dalgalarını rüya aleminde belirli mekana
teksif edip görmesi ve bu dekorda yaşadığı olayların, otomasyonla Ruh'a kaydı,
hafızada bir model girişimini oluşturmaktadır. Bu tesbitin geçmişle ilgisi yoktur.
Hatırlama; Ruh'tan beyne yansımadır ve geçmişte yaşanmış gibi algılanmaktadır.
Hafıza ile tekrar gündeme gelen Deja Vu'nun deşifre edilebilmesi
Ruh-Beyin ilişkisinin çözümüyle mümkündür...
Shakespeare, bir eserinde;
"Bana söyle, güçlü hayal gücü nerede,
Kalbin içinde mi yoksa beyinde mi?" diyor...
Bendeniz de size soruyorum!...
"Vücudunuzda, beyninizden daha başka karar verecek ikinci bir
organ var mı?..."
Yanıt; "tüm kararlarımı aklımla, beynimle alıyorum böyle
bir şey tabi ki olamaz" şeklinde olacaktır. Yerden göğe kadar da haklısınız.
Biyolojik yapıda istemsiz görev yapan kalbin dışında, bütün azaları yöneten bir
tek beyin vardır. Beyinde, tad alma, görme, koklama, renk ayrımı vs. özellikler
yoktur. Dıştan gelen etkiler deşifre edilip lokal bölgelerde mana olarak algılanır.
Artı ve eksiye dayanan bir çalışma sistemiyle de ruha kayıt yapılır.
Her beyin kendi frekansına uygun yapılarla sürekli iletişim içindedir.
Bu frekans uyumunu enerji alışverişi olarak kabul etmeliyiz. Diyelim ki, bir kimse
hakkında onun istemeyeceği şekilde konuştunuz. Bu eylemin mistik alanda adı
dedikodudur. Ağızdan çıkan ve dedikodu hüviyetini alan sözle, beyinde belli
işlevler başlar; ruhtaki artılar, başka bir deyişle sevaplar, dedikodusu yapılan
kişiye aktarılır. Eğer dedikodu edende (+) (sevap) yoksa, otomatikman, hakkında
konuştuğu kişinin eksilerini alır. Yani günahlarını!..
Eğer pişmanlık olursa, beyinmatik işlemin çalışma
şartlarına göre:
Ruhtaki artılar gönderilir, buna mani olmak mümkün değildir.
Ancak, karşı tarafın ulaştıracağı eksiler devreye girmez. Allah Elçisi'nin;
"Dedikodu edenin bağışlanması, dedikodusu yapılan kişinin affı olmadan
mümkün değildir" sözünü bu şekilde algılamak gerekir. Görünüşte olmasa
da, dedikodusu edilen kişinin affetmesi (beyinsel işlevlerde eksilerin durdurulması)
sizde "pişman olma" idraki ile yerini bulacaktır. Pişmanlık, kişinin
yanlış düşündüğünü algılayıp, bundan vazgeçmesi halinin adıdır. Ancak,
yanlışta devam ederken, farkına varabilmek çok güçtür...
Düşüncedeki iyilik beş duyu boyutuna çıkmasa bile, (+)
oluşturur. Kötülük ise, sadece fiil boyutunda algılanır hale geldiğinde (-) olarak
kabul edilir. Bu "artı sisteminin düşünceye, eksinin ise beyindeki fiile
dönük" çalışmasıyla ilgilidir. Şayet, hücre grupları belli yoğunluğun
üstüne çıkarsa, düşünce, fiile dönüşür. İnsan düşüncelerinden mesul
değildir. Yalnız, bu düşünceler devamlı olursa sistemde yerini bulur ve
karşılıksız kalmaz!..
Sistemin çalışma şartlarına vakıf olan büyüklerimiz, iki
yüzlülük kokan alçak gönüllülüğün en azından gurur kadar kötü bir tabiatı
olduğunu bilirler, yine de alçak gönüllülüğü elden bırakmazlar. Davranış
biçiminde "Ben" demek söz konusu olduğunda beyindeki hücre gruplarında
lokalize bir çalışma oluşacak ve üretim faaliyetleriniz sıfıra yaklaşacaktır.
Aksi davranış ise, geniş bir bakış açısı temin edecektir. Siz de onların
yaptığını yapın...
"Ben" demeyin, "Sen" deyin!..
"Sen" derseniz, sistemde, sizden ona doğru bir akış, geniş bir
değerlendirme, "Ben" derseniz aksine, ondan size bir geliş olur.
"Ben" demek, beyindeki hücrelerin aktivitesinde bir kısıtlılık
doğuracaktır. Bu halde, herhangi bir fikrin size ulaşımı mümkün olmaz.
"Sen" dediğinizde, alıcılarınız devreye girmiştir...
Bu başlıkta incelenebilecek bir konu da genetik. Yaşam tarzının
kazandırdığı alışkanlık, gen denilen DNA bilgi yüklerinin, kromozomlar
vasıtasıyla nesillere taşınması ve uygun astrolojik etkiler istikametinde oluşan
açılımlarla, çocuğun kısmen anne ya da babaya benzemesi gerekir. Şöhretli anne
babanın çocuğu olduğu için, kendini şöhretin içinde bulan Kerem Alışık,
Yeşilçam'ın tanınmış artistlerinden Eşref Kolçak'ın Pop müziğinde ünlü olan
oğlu Harun Kolçak, Öztürk Serengil'in küçük yaşta sanat dünyasına giren,
çeşitli gruplarca paylaşılamayan kızı Seren Serengil, yılların deneyimli kalemi
Çetin Altan'ın kendi gibi gazeteci-yazar olan çocukları. Yurt dışında da bu listeye
girecek pek çok ünlü var: Kirk Dougles-Michael Dougles, Tony Curtis-Jame Lee Curtis,
Alain Delon-Antony Delon ve bilmediğimiz diğerleri. İşin ilginç yönü, yapılan
araştırmalar ve tespitler, ilk çocuğun (kız-erkek ayırt edilmeksizin) babaya
benzediğini ortaya koymuştur. Ve bütün bu oluşlar beyin genetiği ile alakalıdır...
"İnsanlar ister iman sahibi olup Allah'a inansınlar, ister
ateist bir görüş içinde olsunlar. Evrenin yasalarına uymak zorundadırlar.."
"Su içmeden, (beden susuzluğa ancak kırk gün dayanabilir.) yemek yemeden (kırk
günden uzun bir süre yemeyebilir) ve uyumadan yaşayamazlar. Uyku dahi genetik bir
özelliktir.
Korunmadan seviştikleri zaman çocukları olur,
Bir süre sonra ölürler. Uçamazlar,
On metre yükseklikten atlayamazlar, (yerçekimi kanununa tabidirler, azami Dünyada 60
cm., Ay'da 6 m., güneşte ise 6 cm. sıçrayabilirler...)
Bunları aşmak için inançlı olmak yeterli değildir. Kişinin biyolojik yapıyı
ilgilendiren kısmı, mutlaka fizik kuralları ile karşı karşıya kalmaktadır.
Ahmet F.Yüksel
(1) Ayrıntılı bilgi için bakınız: Ahmet F.Yüksel; Bilim Dini
Etkiliyor Popüler Bilim, Mayıs 98.

|