|
FASIL
III
İSA ALEYHİSSELAMIN MUCİZELERİ
Hak
Tealâ sûre-i Al-i Imran'da meâlen (Hazret-i Isa bin Meryem size
Rabbınız canibinden âyet ve alâmet ile geldim, ben size çamurdan
kuş hey'etine'mümasil şey ya parım ve ona üfürürüm, o'Allahın
izni ile kuş olur. Ve ben anadan doğma körleri ve baras illetine mübtelâ
olanları iyi ederim. Ve Allahın izni ile ölüyü diriltirim ve yediğiniz
ve evlerinizde biriktirip sakladığınız şeyi haber veririm.) dediğini
beyan buyurmuştur. Cenâb-ı İsa Ruhullah yani Ruh-u ilâhîden olduğu
için ölüyü diriltir bir hal ve istidatta zahir oldu. Ve onun bu
diriltme keyfiyetinde, diriltmek Al lahın, nefti yani üfürmek ise
İsa aleyhisselâmın idi. Nasıl ki Hazret-i Meryem'e vâkî olan
nefh, Cibrilin ve kelime olan ruh-u musavver-i İsevî ise (... ve kün
kelimesi ile Meryeme ilkâ olunmuş mahlukudur ve Allahü .Tealâdan
sair ruh gibi bir ruhdur...) mealindeki âyet-i kerimede mucebince
Allahın idi, Şu halde İsa aleyhisselâmın ölüleri di riltmesi
onun nefhinden cesedde hayat eseri zuhuru dola yısile dirilme
muhakkak idi. Ve yine bu dirilme Allahdan olduğu halde, İsa
aleyhisselâmın kendisinden sanılırdı. Zi ra hakikatte vücûd ve
hefh Hakkındır. Yukarıda izah edil diği gibi işte Cenab-ı İsa,
kendisinin mâ-i muhakkak (ha kikî su) ile mâ-i mütevehhim (tevehhüm
edilen su) den oluşundan dolayı, bu mu'cizesinde de ihyâ-yı
muhakkak (hakikî hayat) ile ihyayı mütevehhim (vehmedilen hayat)ı
cem' etti. Çamurdan yaptığı kuşa liflemek sûretile hayat bulması
ve amayı ve abraşa şifâ vermesi dahi, ölüyü dirilt mesi gibi
tahakkuk ve tevehhümü câmi'dir. Bu ise neşet-i İsevîye yani
Hazret-i İsa'nın oluşunun iktizasındandır. Bu husustaki açıklama'.
Füsus-ül Hikem adlı eserde fassı îsevî-de daha mufassal izah
buyurulmuştur. Keza nâslâ beraber olduğu halde nâsın yedikleri
ve evlerinde depo ettikleri şe yi haber vermesine gelince; İsa
aleyhisselâmın hüviyet, her şeyin hüviyeti gibi Hâ'kdır. Ve sûret-i
beşeriyesi ki ru hu musavverdir, yani ruhun şekillenmişidir. Bu
suret itiba-rile hâlis âbiddir. Nitekim beşikde iken (Ben Allahın
kulu yum) buyurmuştur. Beşerî suretine ruhunun galebesi hase bile,
kendisinde hakayık-ı ahvali anlamağa manî olacak kesafet yokdur.
Binâenaleyh onun bu gibi ahvâle olan ilmi, Ruhullah olması hasebile
Hakkın ilmidir. Velsâ:âleyh.isse lâmm bu gibi haberlerini işittikleri
zaman halk İseviyet su reli hasebile bildiğini zan ve tevehhüm
ettiler. Halbuki bu ilm-i ilâhî s û re t-i iseviyede.tahakk.uk etmiş
idi. Böyle olunca, Hazret-i İsa aleyhişselam bu hususta da tahakkuk
ve teve-lıhümü cem' etti. Havârîyun 'un isteği üzerine gök den
inen ve adına nıâide denilen sofra dahî Hazret-i İsa aleyhisselâmın
nıûcizelerindendir. Nitekim sûre-i Mâide 'de buyurulur: (İsa bin
Meryem buyurduki; Ey Allahım bi ze semâdan sofra indirki bizim
evvelimiz ve âhirimiz için bayram olsun ve taraf-ı ulûhiyetinden
dahî bir alâmet ol sun ve bizi rızklandır. Sen rezzakların hayırlısısın.)
Bunun üzerine biri altında biri üzerinde olmak üzere iki bulut ara
sında sofra indirildi. Sofranın üstünde kırmızı bir örtü
var dı örtüyü kaldırdıklarında pullarıvve
kılçıkları çıkarılmış ve yağlan akmakda olan pişmiş balık
olub, baş tarafında tuz ve kuyruk tarafında sirke ve etrafında
tere ve mayda noz gibi türlü yeşillikler var idi. Ondan başka da
beş adet pide var idi. Birinin üzerinde zeytin birinde bal birinde
te reyağı birinde peynir ve birinde pasdırma var idi. Ehli islâ mın
ramazan şerifde sofrada bulundurdukları iftarlık teber rüken bu mâideye
temsilen hazırlanır.
Malum
olsunki enbiyâ aleyhisselâmın her birerleri bir insan-ı kâmildir.
Ve yukarıda izah olunduğu üzere İnsan-ı kâmil, (ALLAH) ismi câmiinin
mazharı olub, kâffe-i es mâ-i ilâhiye ve sıfat-ı ilâhiye
kendisinde tahakkuk etmiştir. Binâenaleyh onlarda halk etmek kudreti
de mevcûddur.
Onlar
hayal aleminde icad ettikleri sureti bu kesif alemde icap ettikleri
sureti bu kesif alemde de meydana getirebilirler. İşte bu .hakikate
binaendirki nıâide denilen sofra da hi Hazret-i İsa aleyhisselâmm
hayalinde; halk ettiği suretin, şehâdet âlemi dediğimiz bu alemde
de halk oluşundan başka
bir şey değildir.. Cenâb-ı İsa'nın (Ey Allahim) hitabı
kendisinin -mazhar olduğu ism-i câmi'e, yani kendi hakika tine hitâbdır.
Ve lâkin görünüşü ve beşerî sureti hasebile sair insan-ı kâmiller
gibi, Cenâb-ı İsa dahî kuldur. Ve bu hususta bütün enbiya
aleyhisselâm birdir. Yalınız Rabb-ı hasları yani kendilerinde gâlib
olan esma' itibarile arala rında tefâdul, fazilet ve meziyyet farkı
vardır. Ve herbiri nin mu'cizeleri kendi gâlib esması olan Rabb-ı
hassın ah kâm-ı dairesinde vâki olur. Meselâ Salih aleyhisselâm
Fet tah isminin mazharı olduğundan yüce mu'cizeleri de.Fjü tûh (açılma,
ferahlama) suretinde zahir oldu. Ve İsa aley hisselâm Bâtın
isminin mazharı olduğundan, mu'cizeleri ve şeriatı ve da'veti dahî
bu ismin ahkâmı dairesinde vaki oldu.
Hâtçmü'l-
enbiyâ sallallahü aleyhi vesellem efendimiz cem-i' esmâ-i ilâhiyenin
ahkâmı kendilerinde i'tidâl üzere zahir
olduğu için, kâffe-i enbiyânın mu'cizelerini câmi'dir. Böyle
olduğu halde ümmetinden hiç bir ferd sallallahü aleyhi vesellem
efendimize bihasebbütteayyün yani oluşu hasebile ulûhiyet isnâd
etmediler. Ve onlar yani itidal üze re zahir olan bütün esmâ-i ilâhiyenin
ahkâmı hakkında asla böyle tevehhüme düşmediler. Zira anların
neş'et-i Mu hammediyeleri bu tevehhümü iktiza etmez idi. Velâkin
neş'et-i İseviye yukarıda tekrar izah olunduğu üzere üm metinin
kendisine, ulûhiyet ve isnadiyeti icab ettirdi. Binâ enaleyh onun ümmetinde
teşbih ve tevehhüm gâlib oldu. Musa aleyhisselâmın ise Rabb-ı
hassı Zahir ismi olduğun dan onun da'veli tenzih üzerine olmalıdır,
Ümmeti suver-i kevniye ahkâmında müstağrak oldular. Ve lâkin
Hatemül enbiya sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, tenzihde teş
bihe ve teşbihde tenzihe da'vet buyurduklarından ümme tinde her iki
ismin ahkâmı i'tidal üzere vaki' oldu.
<devam
edecek>
Ahmed
Avni Konuk
İstanbul
- 29.10.2002
http://sufizmveinsan.com
|