7. Bölüm


FASIL III
İSA ALEYHİSSELAMIN MUCİZELERİ

Hak Tealâ sûre-i Al-i Imran'da meâlen (Hazret-i Isa bin Meryem size Rabbınız canibinden âyet ve alâmet ile geldim, ben size çamurdan kuş hey'etine'mümasil şey ya parım ve ona üfürürüm, o'Allahın izni ile kuş olur. Ve ben anadan doğma körleri ve baras illetine mübtelâ olanları iyi ederim. Ve Allahın izni ile ölüyü diriltirim ve yediğiniz ve evlerinizde biriktirip sakladığınız şeyi haber veririm.) dediğini beyan buyurmuştur. Cenâb-ı İsa Ruhullah yani Ruh-u ilâhîden olduğu için ölüyü diriltir bir hal ve istidatta zahir oldu. Ve onun bu diriltme keyfiyetinde, diriltmek Al lahın, nefti yani üfürmek ise İsa aleyhisselâmın idi. Nasıl ki Hazret-i Meryem'e vâkî olan nefh, Cibrilin ve kelime olan ruh-u musavver-i İsevî ise (... ve kün kelimesi ile Meryeme ilkâ olunmuş mahlukudur ve Allahü .Tealâdan sair ruh gibi bir ruhdur...) mealindeki âyet-i kerimede mucebince Allahın idi, Şu halde İsa aleyhisselâmın ölüleri di riltmesi onun nefhinden cesedde hayat eseri zuhuru dola yısile dirilme muhakkak idi. Ve yine bu dirilme Allahdan olduğu halde, İsa aleyhisselâmın kendisinden sanılırdı. Zi ra hakikatte vücûd ve hefh Hakkındır. Yukarıda izah edil diği gibi işte Cenab-ı İsa, kendisinin mâ-i muhakkak (ha kikî su) ile mâ-i mütevehhim (tevehhüm edilen su) den oluşundan dolayı, bu mu'cizesinde de ihyâ-yı muhakkak (hakikî hayat) ile ihyayı mütevehhim (vehmedilen hayat)ı cem' etti. Çamurdan yaptığı kuşa liflemek sûretile hayat bulması ve amayı ve abraşa şifâ vermesi dahi, ölüyü dirilt mesi gibi tahakkuk ve tevehhümü câmi'dir. Bu ise neşet-i İsevîye yani Hazret-i İsa'nın oluşunun iktizasındandır. Bu husustaki açıklama'. Füsus-ül Hikem adlı eserde fassı îsevî-de daha mufassal izah buyurulmuştur. Keza nâslâ beraber olduğu halde nâsın yedikleri ve evlerinde depo ettikleri şe yi haber vermesine gelince; İsa aleyhisselâmın hüviyet, her şeyin hüviyeti gibi Hâ'kdır. Ve sûret-i beşeriyesi ki ru hu musavverdir, yani ruhun şekillenmişidir. Bu suret itiba-rile hâlis âbiddir. Nitekim beşikde iken (Ben Allahın kulu yum) buyurmuştur. Beşerî suretine ruhunun galebesi hase bile, kendisinde hakayık-ı ahvali anlamağa manî olacak kesafet yokdur. Binâenaleyh onun bu gibi ahvâle olan ilmi, Ruhullah olması hasebile Hakkın ilmidir. Velsâ:âleyh.isse lâmm bu gibi haberlerini işittikleri zaman halk İseviyet su reli hasebile bildiğini zan ve tevehhüm ettiler. Halbuki bu ilm-i ilâhî s û re t-i iseviyede.tahakk.uk etmiş idi. Böyle olunca, Hazret-i İsa aleyhişselam bu hususta da tahakkuk ve teve-lıhümü cem' etti. Havârîyun 'un isteği üzerine gök den inen ve adına nıâide denilen sofra dahî Hazret-i İsa aleyhisselâmın nıûcizelerindendir. Nitekim sûre-i Mâide 'de buyurulur: (İsa bin Meryem buyurduki; Ey Allahım bi ze semâdan sofra indirki bizim evvelimiz ve âhirimiz için bayram olsun ve taraf-ı ulûhiyetinden dahî bir alâmet ol sun ve bizi rızklandır. Sen rezzakların hayırlısısın.) Bunun üzerine biri altında biri üzerinde olmak üzere iki bulut ara sında sofra indirildi. Sofranın üstünde kırmızı bir örtü var dı örtüyü kaldırdıklarında pullarıvve kılçıkları çıkarılmış ve yağlan akmakda olan pişmiş balık olub, baş tarafında tuz ve kuyruk tarafında sirke ve etrafında tere ve mayda noz gibi türlü yeşillikler var idi. Ondan başka da beş adet pide var idi. Birinin üzerinde zeytin birinde bal birinde te reyağı birinde peynir ve birinde pasdırma var idi. Ehli islâ mın ramazan şerifde sofrada bulundurdukları iftarlık teber rüken bu mâideye temsilen hazırlanır.

Malum olsunki enbiyâ aleyhisselâmın her birerleri bir insan-ı kâmildir. Ve yukarıda izah olunduğu üzere İnsan-ı kâmil, (ALLAH) ismi câmiinin mazharı olub, kâffe-i es mâ-i ilâhiye ve sıfat-ı ilâhiye kendisinde tahakkuk etmiştir. Binâenaleyh onlarda halk etmek kudreti de mevcûddur.

Onlar hayal aleminde icad ettikleri sureti bu kesif alemde icap ettikleri sureti bu kesif alemde de meydana getirebilirler. İşte bu .hakikate binaendirki nıâide denilen sofra da hi Hazret-i İsa aleyhisselâmm hayalinde; halk ettiği suretin, şehâdet âlemi dediğimiz bu alemde de halk oluşundan başka bir şey değildir.. Cenâb-ı İsa'nın (Ey Allahim) hitabı kendisinin -mazhar olduğu ism-i câmi'e, yani kendi hakika tine hitâbdır. Ve lâkin görünüşü ve beşerî sureti hasebile sair insan-ı kâmiller gibi, Cenâb-ı İsa dahî kuldur. Ve bu hususta bütün enbiya aleyhisselâm birdir. Yalınız Rabb-ı hasları yani kendilerinde gâlib olan esma' itibarile arala rında tefâdul, fazilet ve meziyyet farkı vardır. Ve herbiri nin mu'cizeleri kendi gâlib esması olan Rabb-ı hassın ah kâm-ı dairesinde vâki olur. Meselâ Salih aleyhisselâm Fet tah isminin mazharı olduğundan yüce mu'cizeleri de.Fjü tûh (açılma, ferahlama) suretinde zahir oldu. Ve İsa aley hisselâm Bâtın isminin mazharı olduğundan, mu'cizeleri ve şeriatı ve da'veti dahî bu ismin ahkâmı dairesinde vaki oldu.

Hâtçmü'l- enbiyâ sallallahü aleyhi vesellem efendimiz cem-i' esmâ-i ilâhiyenin ahkâmı kendilerinde i'tidâl üzere zahir olduğu için, kâffe-i enbiyânın mu'cizelerini câmi'dir. Böyle olduğu halde ümmetinden hiç bir ferd sallallahü aleyhi vesellem efendimize bihasebbütteayyün yani oluşu hasebile ulûhiyet isnâd etmediler. Ve onlar yani itidal üze re zahir olan bütün esmâ-i ilâhiyenin ahkâmı hakkında asla böyle tevehhüme düşmediler. Zira anların neş'et-i Mu hammediyeleri bu tevehhümü iktiza etmez idi. Velâkin neş'et-i İseviye yukarıda tekrar izah olunduğu üzere üm metinin kendisine, ulûhiyet ve isnadiyeti icab ettirdi. Binâ enaleyh onun ümmetinde teşbih ve tevehhüm gâlib oldu. Musa aleyhisselâmın ise Rabb-ı hassı Zahir ismi olduğun dan onun da'veli tenzih üzerine olmalıdır, Ümmeti suver-i kevniye ahkâmında müstağrak oldular. Ve lâkin Hatemül enbiya sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, tenzihde teş bihe ve teşbihde tenzihe da'vet buyurduklarından ümme tinde her iki ismin ahkâmı i'tidal üzere vaki' oldu.

<devam edecek>

Ahmed Avni Konuk
İstanbul - 29.10.2002
 http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail