|
Kur'an-ı
Kerimde sûre-i Meryem'de (Meryem Cibrilin üflemesinden hamile oldu.
O hamilelik sebebile uzak bir yere gidüb halkdan gizlendi.)
mealindeki âyeti kerimede buyurulur. Cenâb-ı Meryemin hamilelik müddetinde
ve doyurması hususunda müfessirler. ihtilâf'etmişlerdir. Bazıları
hamilelik ve doğurması bir anda oldu. Bazıları da di ğer kadınların
hamilelik ve doğumu gibi tabiî müddette ta biî bir doğum yapmıştır
derler. Fakat yukarıki âyet-i keri meden anlaşılan doğumun aynı
saatta olmayışıdır, Zira Cenâb-ı Meryemin hâmile olduktan
sonra, uzlet için çok uzak bir mekâna gitmesi az veya çok bir
vakte muhtaçtır. Yeterki Belkıs'm tahtının Hazret-i Süleyman
aleyhisselâ-mın huzurunda bir anda oluvermesi gibi icad ve îdâm sû
retile olmuş olsun. Fakat böyle olduğu hususta âyet-i keri mede
bir remizi bir işaret yoktur. Bilâkis uzak bir mekâna gittiği
bildirildikten sonra yine Kur'ân'da (ağrısının tutma sı cenâb-i
Meryemi hurma ağacına tutunmağa mecbur etti) mealindeki âyet-i
kerimede buyurulması hamilelikten son ra diğer kadınlar gibi tabiî
olarak âdet üzere doğum yaptı ğına delâlet etmektedir. Çünkü
doğuracak bir kadının ağrı sı tutmak tabiî âdettir. Nitekim hâmile
olurken de âdet üze re vücudunda şehvet hissetmiş idi.
Şimdi
o iffet ve ismet sahibi Cenâb-ı Meryem Allah ta rafından düşdüğü
bu hal üzerine, bu hususu idrakdan âciz câhillerin iftira ve sû-i
zanlarmdan korku ve haya ederek, zahirde garib olub beraberlerinde bir
ebe dahî bulunmamış idi. Hatta çok üzüntülerinden dolayı (Ne
olaydı bu halin vukuundan evvel ölüb yok olaydım ve nâmım, sânım
unu tulmuş bir halde olaydı) buyurdu. Onların bu sözleri Alla hın
kazasına itiraz değildir. Belki sallallahü aleyhi vesel lem
efendimizin velayetleri cihetile buyurdukları (Mu hammedin Rabbı
Muhammedi yaratmasa idi ne olurdu) kabilinden olub kesret ve kesafet
âlemi olan bu âlemin ah kâmından vahdet âlemine olan tehassürdürki
bu her velî nin halinden ibarettir. Cenâb-ı Meryem'in hüzün dölayısile
söylediği bu sözden sonra Kur'an-ı kerimin (Henüz doğ muş olan
Cenâb-ı İsa, validesi olan Meryem'e onun altın dan nida ettiki;
"Ey anacığım mahzun olma, Rabbın mu hakkak senin altından
bir ırmak akıttı ve hurmanın gövde sini sallaki sana taze hurma düşsün
hurmadan ye, altında akan ırmakdan iç ve gözü aydın ol. Eğer beşerden
bir kimseyi görürsen Rahman içûn bir oruç nezr ettim, bugün hiç
bir insana söz söylemeyeceğim de.) mealindeki âyeti kerimesinde
beyân buyurmuştur.
Yukarıdaki
âyet-i kerime'ye nazaran İsa aleyhisselâmın doğumu esnasında
annesinin altından yani kadınlık uzvun dan validesine hitab ederek,
onu teselli etmesi, sonra cena bı Meryem'in basdığı yerden su çıkıb
akması, daha sonra da kuru hurma ağacından vakitsiz taze hurma düşmesi
gi bi fevkalâde şeyler zuhur etmiştir.
Bu
fevkalâdelikler üzerine teselli bulan Cenâb-i Mer yem'in hüznü ve
kabzı yani üzüntü ve sıkıntısı sevinç ve ferahlığa dönmüş
olub, insanlardan pervası kalmamış ve kendi hal ve işlerini artık
gassal elindeki meyyit gibi kami len Hakk'a teslim buyurmuş ve aslı
nesli pak aşıl yavrusu ile beraber akrabası yanma gelmiştir.
Kuran'da beyân bu yurulduğu gibi kavmi dedilerki: (Ya Meryem,, sen
hiç gö rülmedik bir çirkinlikle geldin. Ey Harun'un hemşiresi,
baban fena adam değildi ve anan da fahişe değildi) keza (Cenâb-ı
Meryem, Hazret-i İsa'ya işaret etti. Kavmi beşik deki sabi nasıl söz
söyler dediler.) validesini teselli eden Hazret-i İsa bunları duymuştu.
Memeyi ağzından bıraka rak, onlara: (Ben Allahm kuluyum, bana kitab
verdi ve beni peygamber yaptı. Ve ben nerede olursam olayım beni mübarek
kıldı. Ve hayatta oldukça bana salât ve-zekât ile emretti ve beni
valideme muhsin ve rahim kıldı. Ve beni cebbar ve şâkî yapmadı)
buyurdu.
Şimdi
Kur'âm Kerimin bu âyetlerinden anlaşılıyor ki, İsa
aleyhisselâm sabi olarak doğdu ve validesinin altından nida ettiğine
göre şâir sabiler gibi kadınlık uzvundan çıkdı, Bazı müfessirlerin
zan ettiği gibi "kehl" halinde yâni kahil olmuş saçına
sakalına kır düşmüş bir yaşda doğmadı. Çünkü kâhil halde
doğurduğu zannı Kur 'ânın beyanına muhalifdir. Zira Kur'.ânda
(Meryem İsa'yı yüklenüb kav mine gitti) buyuruluyor. Kehl, otuz
otuz beş yaşındaki bir insana derler.
Cenâb-ı
Meryem'in otubzeş yaşındaki bir adamı yük lenüb kavmine gelmesi
gülünç bir şey olur. Ve böyle bir adamın Cenâb-ı Meryem'den doğduğuna
hiç bir kimse inanmazki, kavmi tarafından onun kocası olmadan hami
leliği ve doğurması mevzu bahs.edilerek ayıblansın ve ifti ra
edilsin. Zira Cenâb-ı Meryem, gizli bir yerde doğumunu yapmış ve
ondan sonra çocuğu ile beraber kavminin yanı na gelmiştir. Eğer
çocuğu keh.1 halde doğurmuş olsa bu sır rını halka niçin
duyur&un. Velhâsıl Cenab-ı Meryem, sabi olduğu halde kucağına
alıb şehirdeki ikâmetgâhına döndü, ve beşiğe yatırdı. Zira
kavmi geldiği vakit Cenâb-ı İsa'yı beşik içinde gördükleri için
(Beşikdeki sab'; nasıl söz söy ler) dediler. Eğer kehl halde olsa
idi beşiğe girmezdi hiç otuzbeş yaşındaki kimse beşikde yatar mı?
(Nâsın beşikde kelâm etmesi mır cize, gençlikde kelâm elnıcsi
ise da'vettir.) mealindeki Sûre-i Al-i Imrâırın 46, âyet-i
kerimesin den kehl yani genç halinde doğduğu anlaşılmaz. Kehl yâni
genç hâlinde nfıs ile tekellümü asaSıda izah edilecektir.
Bundan
sonra Hak Tealâ buyurur (Meryemin oğlu İsa'nın bu söyledikleri
kelâmlar hakdır, doğmdur. Yehûdî ve nasa-râ ondan şüphe ve
ihtilâf ettiler. Kimi sihirbaz, kimi o Al lah'dır kimi de Allah'ın
oğludur dediler.) İşte hak sözü söyleyen İsa bin Meryem ki onun
hakkında imtira', yani şek ve şüphe ederler. (İmtira') kelimesi
bu âyet-i kerimede İsa bin Meryem aleyhisselâmın oluşu yani
tekvini hakkın da kavl-i Hak ile kavli imtira' yani kavl-i şek (şüphe)
mevcûd olduğu beyân buyuruluyor. Bu da yukarıda izah olunduğu üzere
nıâ-i muhakkak ile mâ-i mütevehhimden oluşmuş
olmasından meydana gelir. Kavl-i Hak mâ-i mu hakkakın ve kavl-i
imtima ve şek ise mâ-i mütevehhimin
eseridir. Binâenaleyh İsa aleyhisselâmın bütüa ahvalinde onun
tekevvününün başlangıcı olan mâ-i muhakkak ile mâ-i mütevehhimin
tesiri mevcuddur.
<devam
edecek>
Ahmed
Avni Konuk
İstanbul
- 22.10.2002
http://sufizmveinsan.com
|