6. Bölüm


Kur'an-ı Kerimde sûre-i Meryem'de (Meryem Cibrilin üflemesinden hamile oldu. O hamilelik sebebile uzak bir yere gidüb halkdan gizlendi.) mealindeki âyeti kerimede buyurulur. Cenâb-ı Meryemin hamilelik müddetinde ve doyurması hususunda müfessirler. ihtilâf'etmişlerdir. Bazıları hamilelik ve doğurması bir anda oldu. Bazıları da di ğer kadınların hamilelik ve doğumu gibi tabiî müddette ta biî bir doğum yapmıştır derler. Fakat yukarıki âyet-i keri meden anlaşılan doğumun aynı saatta olmayışıdır, Zira Cenâb-ı Meryemin hâmile olduktan sonra, uzlet için çok uzak bir mekâna gitmesi az veya çok bir vakte muhtaçtır. Yeterki Belkıs'm tahtının Hazret-i Süleyman aleyhisselâ-mın huzurunda bir anda oluvermesi gibi icad ve îdâm sû retile olmuş olsun. Fakat böyle olduğu hususta âyet-i keri mede bir remizi bir işaret yoktur. Bilâkis uzak bir mekâna gittiği bildirildikten sonra yine Kur'ân'da (ağrısının tutma sı cenâb-i Meryemi hurma ağacına tutunmağa mecbur etti) mealindeki âyet-i kerimede buyurulması hamilelikten son ra diğer kadınlar gibi tabiî olarak âdet üzere doğum yaptı ğına delâlet etmektedir. Çünkü doğuracak bir kadının ağrı sı tutmak tabiî âdettir. Nitekim hâmile olurken de âdet üze re vücudunda şehvet hissetmiş idi.

Şimdi o iffet ve ismet sahibi Cenâb-ı Meryem Allah ta rafından düşdüğü bu hal üzerine, bu hususu idrakdan âciz câhillerin iftira ve sû-i zanlarmdan korku ve haya ederek, zahirde garib olub beraberlerinde bir ebe dahî bulunmamış idi. Hatta çok üzüntülerinden dolayı (Ne olaydı bu halin vukuundan evvel ölüb yok olaydım ve nâmım, sânım unu tulmuş bir halde olaydı) buyurdu. Onların bu sözleri Alla hın kazasına itiraz değildir. Belki sallallahü aleyhi vesel lem efendimizin velayetleri cihetile buyurdukları (Mu hammedin Rabbı Muhammedi yaratmasa idi ne olurdu) kabilinden olub kesret ve kesafet âlemi olan bu âlemin ah kâmından vahdet âlemine olan tehassürdürki bu her velî nin halinden ibarettir. Cenâb-ı Meryem'in hüzün dölayısile söylediği bu sözden sonra Kur'an-ı kerimin (Henüz doğ muş olan Cenâb-ı İsa, validesi olan Meryem'e onun altın dan nida ettiki; "Ey anacığım mahzun olma, Rabbın mu hakkak senin altından bir ırmak akıttı ve hurmanın gövde sini sallaki sana taze hurma düşsün hurmadan ye, altında akan ırmakdan iç ve gözü aydın ol. Eğer beşerden bir kimseyi görürsen Rahman içûn bir oruç nezr ettim, bugün hiç bir insana söz söylemeyeceğim de.) mealindeki âyeti kerimesinde beyân buyurmuştur.

Yukarıdaki âyet-i kerime'ye nazaran İsa aleyhisselâmın doğumu esnasında annesinin altından yani kadınlık uzvun dan validesine hitab ederek, onu teselli etmesi, sonra cena bı Meryem'in basdığı yerden su çıkıb akması, daha sonra da kuru hurma ağacından vakitsiz taze hurma düşmesi gi bi fevkalâde şeyler zuhur etmiştir.

Bu fevkalâdelikler üzerine teselli bulan Cenâb-i Mer yem'in hüznü ve kabzı yani üzüntü ve sıkıntısı sevinç ve ferahlığa dönmüş olub, insanlardan pervası kalmamış ve kendi hal ve işlerini artık gassal elindeki meyyit gibi kami len Hakk'a teslim buyurmuş ve aslı nesli pak aşıl yavrusu ile beraber akrabası yanma gelmiştir. Kuran'da beyân bu yurulduğu gibi kavmi dedilerki: (Ya Meryem,, sen hiç gö rülmedik bir çirkinlikle geldin. Ey Harun'un hemşiresi, baban fena adam değildi ve anan da fahişe değildi) keza (Cenâb-ı Meryem, Hazret-i İsa'ya işaret etti. Kavmi beşik deki sabi nasıl söz söyler dediler.) validesini teselli eden Hazret-i İsa bunları duymuştu. Memeyi ağzından bıraka rak, onlara: (Ben Allahm kuluyum, bana kitab verdi ve beni peygamber yaptı. Ve ben nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Ve hayatta oldukça bana salât ve-zekât ile emretti ve beni valideme muhsin ve rahim kıldı. Ve beni cebbar ve şâkî yapmadı) buyurdu.

Şimdi Kur'âm Kerimin bu âyetlerinden anlaşılıyor ki, İsa aleyhisselâm sabi olarak doğdu ve validesinin altından nida ettiğine göre şâir sabiler gibi kadınlık uzvundan çıkdı, Bazı müfessirlerin zan ettiği gibi "kehl" halinde yâni kahil olmuş saçına sakalına kır düşmüş bir yaşda doğmadı. Çünkü kâhil halde doğurduğu zannı Kur 'ânın beyanına muhalifdir. Zira Kur'.ânda (Meryem İsa'yı yüklenüb kav mine gitti) buyuruluyor. Kehl, otuz otuz beş yaşındaki bir insana derler.

Cenâb-ı Meryem'in otubzeş yaşındaki bir adamı yük lenüb kavmine gelmesi gülünç bir şey olur. Ve böyle bir adamın Cenâb-ı Meryem'den doğduğuna hiç bir kimse inanmazki, kavmi tarafından onun kocası olmadan hami leliği ve doğurması mevzu bahs.edilerek ayıblansın ve ifti ra edilsin. Zira Cenâb-ı Meryem, gizli bir yerde doğumunu yapmış ve ondan sonra çocuğu ile beraber kavminin yanı na gelmiştir. Eğer çocuğu keh.1 halde doğurmuş olsa bu sır rını halka niçin duyur&un. Velhâsıl Cenab-ı Meryem, sabi olduğu halde kucağına alıb şehirdeki ikâmetgâhına döndü, ve beşiğe yatırdı. Zira kavmi geldiği vakit Cenâb-ı İsa'yı beşik içinde gördükleri için (Beşikdeki sab'; nasıl söz söy ler) dediler. Eğer kehl halde olsa idi beşiğe girmezdi hiç otuzbeş yaşındaki kimse beşikde yatar mı? (Nâsın beşikde kelâm etmesi mır cize, gençlikde kelâm elnıcsi ise da'vettir.) mealindeki Sûre-i Al-i Imrâırın 46, âyet-i kerimesin den kehl yani genç halinde doğduğu anlaşılmaz. Kehl yâni genç hâlinde nfıs ile tekellümü asaSıda izah edilecektir.

Bundan sonra Hak Tealâ buyurur (Meryemin oğlu İsa'nın bu söyledikleri kelâmlar hakdır, doğmdur. Yehûdî ve nasa-râ ondan şüphe ve ihtilâf ettiler. Kimi sihirbaz, kimi o Al lah'dır kimi de Allah'ın oğludur dediler.) İşte hak sözü söyleyen İsa bin Meryem ki onun hakkında imtira', yani şek ve şüphe ederler. (İmtira') kelimesi bu âyet-i kerimede İsa bin Meryem aleyhisselâmın oluşu yani tekvini hakkın da kavl-i Hak ile kavli imtira' yani kavl-i şek (şüphe) mevcûd olduğu beyân buyuruluyor. Bu da yukarıda izah olunduğu üzere nıâ-i muhakkak ile mâ-i mütevehhimden oluşmuş olmasından meydana gelir. Kavl-i Hak mâ-i mu hakkakın ve kavl-i imtima ve şek ise mâ-i mütevehhimin eseridir. Binâenaleyh İsa aleyhisselâmın bütüa ahvalinde onun tekevvününün başlangıcı olan mâ-i muhakkak ile mâ-i mütevehhimin tesiri mevcuddur.

<devam edecek>

Ahmed Avni Konuk
İstanbul - 22.10.2002
 http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail