|
FASIL
I
HAZRETİ
MERYEM'İN SURETİ HAMLİ
Hak
tealâ hazretleri Kur'ân-ı Kerim'de (Vaktaki melâ ike dediki ya
Meryem, muhakkak Allahütealâ seni kendi sinden sadır olan bir
kelime ile tebşir ederki dünyada nü büvvet ve ahirette şefaat
derecelerile mükemmel ve Alla hın yakınlarından olub ismi İsa bin
Meryemdir. Ve nâsa beşikde, ve yaşlılıkda mucize ve hikmetler söyler
ve söyle diklerile güzel amel eden salihlerdendir.) buyurulur. Ve yi
ne Hazret-i Meryem'den naklen kuranda Cenâb-ı hak (Hazret-i Meryem
dedi, Yarabbi bana beşer temas etmedi ği halde benim oğlum nasıl
olur) buyurulur. Keza aynı âyet-in devamında Allahü tealâ
Meryemin batınından hi tab edüb buyurduki (Allahü tealâ bir emri
kaza ettikde böylece dilediği şeyi yaratır. İmdi ol şeye ol der;
olur) bu âyet-i kerimede İsa aleyhisselâmın zuhuru, hamile olma
dan önce Hazret-i Meryeme tebşir buyurulduğu ve Hazreti Meryemin
bunu acaib görerek şaşması üzerine Hak Tealâ hazretleri tarafından
(hazerati hamsi bahsında beyan edil diği gibi Hak Tealâ cemi' eşyanın
olduğu gibi Hazret-i Meryem'in de hüviyeti olması itibarile) harf
siz ve sessiz olarak onun batınına hitab buyurulub Hakkın ilminde
sabit olan şeyin kendi istitadı lisanile zuhuru istemesi üzerine,
o' şey'in zuhuruna hakkın iradesi ve isteği alakası oldukta Hakk
Te'âlâ ona KÜN yani OL emrile hitab edib o şeyin vücüd
mertebesinde zuhura geleceği beyan buyurulmuş tur. Bu mesele kader sırrına
tealluk eder.
Hazret-i
Meryem "in insanı kâmil olmasına rağmen (Benim oğlum nasıl
olur) sözü ile şaşkınlığa düşmesi kud reti ilâhiyeden şübhe
ettiğinden olmayub İbrahim aleyhs selâmın (ya rabbi sen ölüyü
nasıl dirilttiğini ban göster) ve Hazret-i Üzeyr'in (Allahü tealâ
onları öldükten sonra nasıl diriltir) keza Zekerriya aleyhisselâmın
(zevcem kısır oldu ğu halde benim oğlum nasıl olur) mealindeki âyet-i
keri melerin bildirdiği sözlerin benzerinin ve bu kudretin zuhu ra
gelmelerini temaşa zevkini taleb etmektedir. Zira mü minlerin avam kısmı
iman ile iktifa ederlerse de kâmil olan kısım hakikatini taleb
ederler.
Âyanı
sabiteden herbir ayn'nın vücûdda zat, sıfat ve fiil itibarile aslî
kabiliyetinin ve zatî istidadının hususiyet miktarınca zuhuru
keyfiyetinden ibarettir. Sırr-ı kaderin sırrı
ise; Ayan-ı sabite Zâtı ulûhiyetten gayrı olarak hâricde zahir
olan umurdan değildir. Belki Haktealâ hazretlerinin nesb ve şuûnâtı
zâtiyesi'nin suretleridir.
Haktealânın
nesb ve şuûnât-ı Zâtiyesi ise; Ezelen ve ebeden tağyir ve tebeddülden
münezzeh ve mukaddestir. Yani Cenab-ı Hakkın nesb şuûnat-ı Zâtiyesi
dediğimiz zâ tının muktezası hiçbir suretle değişmek ve
bozulmak gibi hallerden münezzeh ve mukaddestir. Zira bu haller mahlûka
aid hallerdir. Öyle ise âyân-ı sabite değişmek ve bozul maktan münezzehtir.
Ayanı
sabite, nihayetsiz derecede çok olan esmâ-i ilâ hiye 'nin
herbirerlerinin ilm-i ilâhîdeki suretlerinden ibarettir. Bu suretler
istidatları icâbı hariçde vücûd taleb eder ler. Yani görünmek
istek ve ısrarında bulunurlar.
İşte
Hazret-i Meryem'in mazhar olduğu ismi 'ilâhî ve onun
zıllî olan âyân-ı sabitesi de bu şekildeki hamileliği iktizâ
etmiştir. Bunun gibi İsâ aleyhisselâmda Bâtın ism-i ilâhîsinin
mazharı olduğundan hariçde vücûdla zuhur edib, görünmek ve
sonrada gâib olmak bu bâtın isminin hükmü dâiresinde vuku bulmak
icâb etmiştir: Bu icab onun ayanı sabitesinin zatî iktizasıdır.
Melâike
tarafından müjdelenen çocuğun, bir salih er kek ile kendisinin
evlenmesi suretile hasıl olamıyacağını Kur'ân-ı Kerim'de (ismi
Mesih isa İbni Meryem,..) me alindeki âyet-i kerimeden anlamıştı,
Çünkü çocuk babası na izafe olunmak icab ettiği halde âyet-i
kerimede annesi ne izafe edilmişti. Onun için Hazret-i Meryem (Yâ
rabbi çocuk benim için nasıl olur, bir erkek bana temas etmedi)
mealindeki âyeti kerimede bildirilen kelâmı söylemiş oldu ve Cenâb-ı
Hakkın, âyân-ı sabite'nin zâtı kabiliyet ve isti datlarında
mevcut şeye murâd-ı ilâhîsinin alâkası kat'i ol duğunu ve o şeyin
hariçde zuhur etmesinin mümkün olmadığını beyân buyurmasına
karşı, cenab-ı Meryem meşiyye tin yani Hakk'ın bu isteğinin,
zuhura gelmesini kat'i ümid le bekledi. Allâhm bütün hükümlerinin
icmalinden ibaret olan kazayı ilâhînin tafsilinin zuhuru vakti
geldiki bu da kaderden ibarettir. Ve Hak Tealâ Kurân-ı kerimde (cümlenin
muhtaç olduğu eşyanın cemi bizim kudret ve emrimiz
hazinelerindedir biz onu ancak malum olan mikdar üzere inzal ederiz.)
mealindeki âyeti kerimesinde işaret buyur muştur. Ve kaderin zuhura
gelme mahalli ise ancak âlem-i süflî denilen şehâdet nıertebesiki
bu âlemdir. İşte bu kazanin, tafsilen zuhuru vakti geldiğinde Kur'ân-i
kerimde Meryem suresinde bildirilen (Biz ona ruhumuzu 'gönderdik",
ona beşer suretinde göründü) mealindeki âyet-i kerimesin de beyan
buyurduğu üzere, âlem-i kevn denilen bu âleme mânâyı getirmeğe
memur olan Hazret-i Cibril tesir cihe tinden yalınız bir cihetle mânâ-yı
İsevîyi hamilen hazret-i
Meryem'e
zahir olduki buda onun beşer suretinde hazret-i Meryem'e görünmüş
olmasından ibarettir. Şimdi rûhûl emîn. olan Cebrail aleyhisselâm,
ırmakta gusl etmek üzere üryan olan Hazret-i Meryem'e bir delikanlı
suretinde gö ründüğü vakit, evelce melâikenin müjdesini ve
Cenab-ı Hakkın ona olan hitabım hatırlayamayıp karşılaşdığı
hal den çok ezildi ve üzüldü. Çünkü beşeriyet mertebesinde oluşu
o dakikada evvelki müjde ve hitâb-ı ilâhîyi hatırla mağa mâni
oldu. Zira cenab-ı Meryem, maddî cesed sahibi bir delikanlının
kendisine tecavüz kasdile geldiğini tahay yül etti. Çünkü gizli
bir yerde üryan olan bir kadının, o ha lini gören bir delikanlının
pervasızca o kadına yönelmesi, bu alemde bir lekedir. Binâenaleyh
Allâhın sevgili veli yyesi iffet ve ismet sahibi olan
hazret-i-Meryem, şer'î ni kâh olmaksızın vaki olacak yaklaşmanın
aklerî ve şer'an caiz olmadığını bildiği için Allahü Teâlânm
kendisini bu delikanlının elinden kurtarması için maddî ve manevî
bü tün kuvvetile Allahü telâya sığındı ve delikanlıya (Ben
senden Rahman olan Allaha sığınırım,) mealindeki âyet-i kerimede
bildirildiği gibi söyledi. Tecâvüz ve zina korkusu ile hazret-i
Meryem'de hasıl olan teessürün defi için Haz ret-i Cibril ona (Ben
ancak Rabbının resûliyim sana o naşı tabiyyeden pak ve tâbir,
bir- erkek evlâd bahşetmek içim geldim.) deyince kabz hali bast hâle,
yani üzgün ve sıkıntılı hali ferah hale tebdil olub, gönlü
genişledi ve ferahladı evvelce kendisine müjdelenen (Mesih Isa bin
Meryem) mealindeki âyeti kerimenin zuhuru ye mânânın âlemi sûrette
tahakkuku vakti geldiğini anladı.
<devam
edecek>
Ahmed
Avni Konuk
İstanbul
- 08.10.2002
http://sufizmveinsan.com
|