4. Bölüm


FASIL I

HAZRETİ MERYEM'İN SURETİ HAMLİ

Hak tealâ hazretleri Kur'ân-ı Kerim'de (Vaktaki melâ ike dediki ya Meryem, muhakkak Allahütealâ seni kendi sinden sadır olan bir kelime ile tebşir ederki dünyada nü büvvet ve ahirette şefaat derecelerile mükemmel ve Alla hın yakınlarından olub ismi İsa bin Meryemdir. Ve nâsa beşikde, ve yaşlılıkda mucize ve hikmetler söyler ve söyle diklerile güzel amel eden salihlerdendir.) buyurulur. Ve yi ne Hazret-i Meryem'den naklen kuranda Cenâb-ı hak (Hazret-i Meryem dedi, Yarabbi bana beşer temas etmedi ği halde benim oğlum nasıl olur) buyurulur. Keza aynı âyet-in devamında Allahü tealâ Meryemin batınından hi tab edüb buyurduki (Allahü tealâ bir emri kaza ettikde böylece dilediği şeyi yaratır. İmdi ol şeye ol der; olur) bu âyet-i kerimede İsa aleyhisselâmın zuhuru, hamile olma dan önce Hazret-i Meryeme tebşir buyurulduğu ve Hazreti Meryemin bunu acaib görerek şaşması üzerine Hak Tealâ hazretleri tarafından (hazerati hamsi bahsında beyan edil diği gibi Hak Tealâ cemi' eşyanın olduğu gibi Hazret-i Meryem'in de hüviyeti olması itibarile) harf siz ve sessiz olarak onun batınına hitab buyurulub Hakkın ilminde sabit olan şeyin kendi istitadı lisanile zuhuru istemesi üzerine, o' şey'in zuhuruna hakkın iradesi ve isteği alakası oldukta Hakk Te'âlâ ona KÜN yani OL emrile hitab edib o şeyin vücüd mertebesinde zuhura geleceği beyan buyurulmuş tur. Bu mesele kader sırrına tealluk eder.

Hazret-i Meryem "in insanı kâmil olmasına rağmen (Benim oğlum nasıl olur) sözü ile şaşkınlığa düşmesi kud reti ilâhiyeden şübhe ettiğinden olmayub İbrahim aleyhs selâmın (ya rabbi sen ölüyü nasıl dirilttiğini ban göster) ve Hazret-i Üzeyr'in (Allahü tealâ onları öldükten sonra nasıl diriltir) keza Zekerriya aleyhisselâmın (zevcem kısır oldu ğu halde benim oğlum nasıl olur) mealindeki âyet-i keri melerin bildirdiği sözlerin benzerinin ve bu kudretin zuhu ra gelmelerini temaşa zevkini taleb etmektedir. Zira mü minlerin avam kısmı iman ile iktifa ederlerse de kâmil olan kısım hakikatini taleb ederler.

Âyanı sabiteden herbir ayn'nın vücûdda zat, sıfat ve fiil itibarile aslî kabiliyetinin ve zatî istidadının hususiyet miktarınca zuhuru keyfiyetinden ibarettir. Sırr-ı kaderin sırrı ise; Ayan-ı sabite Zâtı ulûhiyetten gayrı olarak hâricde zahir olan umurdan değildir. Belki Haktealâ hazretlerinin nesb ve şuûnâtı zâtiyesi'nin suretleridir.

Haktealânın nesb ve şuûnât-ı Zâtiyesi ise; Ezelen ve ebeden tağyir ve tebeddülden münezzeh ve mukaddestir. Yani Cenab-ı Hakkın nesb şuûnat-ı Zâtiyesi dediğimiz zâ tının muktezası hiçbir suretle değişmek ve bozulmak gibi hallerden münezzeh ve mukaddestir. Zira bu haller mahlûka aid hallerdir. Öyle ise âyân-ı sabite değişmek ve bozul maktan münezzehtir.

Ayanı sabite, nihayetsiz derecede çok olan esmâ-i ilâ hiye 'nin herbirerlerinin ilm-i ilâhîdeki suretlerinden ibarettir. Bu suretler istidatları icâbı hariçde vücûd taleb eder ler. Yani görünmek istek ve ısrarında bulunurlar.

İşte Hazret-i Meryem'in mazhar olduğu ismi 'ilâhî ve onun zıllî olan âyân-ı sabitesi de bu şekildeki hamileliği iktizâ etmiştir. Bunun gibi İsâ aleyhisselâmda Bâtın ism-i ilâhîsinin mazharı olduğundan hariçde vücûdla zuhur edib, görünmek ve sonrada gâib olmak bu bâtın isminin hükmü dâiresinde vuku bulmak icâb etmiştir: Bu icab onun ayanı sabitesinin zatî iktizasıdır.

Melâike tarafından müjdelenen çocuğun, bir salih er kek ile kendisinin evlenmesi suretile hasıl olamıyacağını Kur'ân-ı Kerim'de (ismi Mesih isa İbni Meryem,..) me alindeki âyet-i kerimeden anlamıştı, Çünkü çocuk babası na izafe olunmak icab ettiği halde âyet-i kerimede annesi ne izafe edilmişti. Onun için Hazret-i Meryem (Yâ rabbi çocuk benim için nasıl olur, bir erkek bana temas etmedi) mealindeki âyeti kerimede bildirilen kelâmı söylemiş oldu ve Cenâb-ı Hakkın, âyân-ı sabite'nin zâtı kabiliyet ve isti datlarında mevcut şeye murâd-ı ilâhîsinin alâkası kat'i ol duğunu ve o şeyin hariçde zuhur etmesinin mümkün olmadığını beyân buyurmasına karşı, cenab-ı Meryem meşiyye tin yani Hakk'ın bu isteğinin, zuhura gelmesini kat'i ümid le bekledi. Allâhm bütün hükümlerinin icmalinden ibaret olan kazayı ilâhînin tafsilinin zuhuru vakti geldiki bu da kaderden ibarettir. Ve Hak Tealâ Kurân-ı kerimde (cümlenin muhtaç olduğu eşyanın cemi bizim kudret ve emrimiz hazinelerindedir biz onu ancak malum olan mikdar üzere inzal ederiz.) mealindeki âyeti kerimesinde işaret buyur muştur. Ve kaderin zuhura gelme mahalli ise ancak âlem-i süflî denilen şehâdet nıertebesiki bu âlemdir. İşte bu kazanin, tafsilen zuhuru vakti geldiğinde Kur'ân-i kerimde Meryem suresinde bildirilen (Biz ona ruhumuzu 'gönderdik", ona beşer suretinde göründü) mealindeki âyet-i kerimesin de beyan buyurduğu üzere, âlem-i kevn denilen bu âleme mânâyı getirmeğe memur olan Hazret-i Cibril tesir cihe tinden yalınız bir cihetle mânâ-yı İsevîyi hamilen hazret-i 

Meryem'e zahir olduki buda onun beşer suretinde hazret-i Meryem'e görünmüş olmasından ibarettir. Şimdi rûhûl emîn. olan Cebrail aleyhisselâm, ırmakta gusl etmek üzere üryan olan Hazret-i Meryem'e bir delikanlı suretinde gö ründüğü vakit, evelce melâikenin müjdesini ve Cenab-ı Hakkın ona olan hitabım hatırlayamayıp karşılaşdığı hal den çok ezildi ve üzüldü. Çünkü beşeriyet mertebesinde oluşu o dakikada evvelki müjde ve hitâb-ı ilâhîyi hatırla mağa mâni oldu. Zira cenab-ı Meryem, maddî cesed sahibi bir delikanlının kendisine tecavüz kasdile geldiğini tahay yül etti. Çünkü gizli bir yerde üryan olan bir kadının, o ha lini gören bir delikanlının pervasızca o kadına yönelmesi, bu alemde bir lekedir. Binâenaleyh Allâhın sevgili veli yyesi iffet ve ismet sahibi olan hazret-i-Meryem, şer'î ni kâh olmaksızın vaki olacak yaklaşmanın aklerî ve şer'an caiz olmadığını bildiği için Allahü Teâlânm kendisini bu delikanlının elinden kurtarması için maddî ve manevî bü tün kuvvetile Allahü telâya sığındı ve delikanlıya (Ben senden Rahman olan Allaha sığınırım,) mealindeki âyet-i kerimede bildirildiği gibi söyledi. Tecâvüz ve zina korkusu ile hazret-i Meryem'de hasıl olan teessürün defi için Haz ret-i Cibril ona (Ben ancak Rabbının resûliyim sana o naşı tabiyyeden pak ve tâbir, bir- erkek evlâd bahşetmek içim geldim.) deyince kabz hali bast hâle, yani üzgün ve sıkıntılı hali ferah hale tebdil olub, gönlü genişledi ve ferahladı evvelce kendisine müjdelenen (Mesih Isa bin Meryem) mealindeki âyeti kerimenin zuhuru ye mânânın âlemi sûrette tahakkuku vakti geldiğini anladı.

<devam edecek>

Ahmed Avni Konuk
İstanbul - 08.10.2002
 http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail