|
İnsan-ı
Kamil, buraya kadar beyan ettiğimiz bütün makamları ve mertebeleri
havî ve camî'dir. İnsan-ı kamil mertebe-i
camiadır... Ve ismi azam makamındadır, ismi'âzam cümle esmâi ilâhiyeyi
camî olduğu gibi insanı kâmil de âlemi mülk, âlemi melekût, âlemi
ceberut ve âlemi lâhût makamlarının cümlesini câmi'dir. Zahir
ve bâtın bütün makamları inşan-ı kâmil muhittir, kuşatmıştır,
içine almıştır. Ateşin kömüre sirayeti gibi insanı Kâmil de zâtına
mahsus sirâyetile cümle makamlarda sâridir. Hatta belki aynıdır.
Nitekim Hazret-i Ali kerremallahüvecheh buyururlar. Bir şiirinin
meali: (Sen kendini küçük bir parça zannedersin halbuki alemi
ekber sensin ve sende gizlidir).
Eğer
mürşidi kâmile vasıl olup nefsini bilmiş olsaydın bütün her şeyi
sende ve seni de her yerde görür idin hatta her şey senden ibaret
olduğunu yakinen bilir idin.
Meselâ:
Farzedelim onsekizbin âlemi bir havanda döğüp bir macun yapılsa işte
o terkib insanı kâmildir. İnşanı kâmil onsekizbin âlemi
onsekizbin gözle seyreder. Yani her âleme dahil olur ve dâhil olduğu
âlemi mülnasib gözle seyreder. Mahsüsatı yani bu âlemi his gözü
ile, mâkulâtı akıl gözü ile, mânâları da kalp gözü ile seyr
ve temaşa eder. Diğer âlemleri de buna kıyas et. Bu his gözü ile
mânâyı anlarız zan ederler boş bir ümit içinde kaldıkları
ehline malumdur. Zira gayb âlemini seyr etmek için bir hakkanî yani
hakka mahsus göz gerektir.
Alemin
onsekizbin olduğunu söyleyenler şu esasa göre hisab etmişlerdir:
Aklıkül, nefsikül bunlara kalem ve levh dahi derler. Sonra arş, kürsi,
yedi semavat, dört anasır, üç mevâlid ki hepsi onşekiz eder-bu
külliyat itibariledir. Cüz'iyyat itibarile her birini binerden onşekizbin
hisab etmişlerdir. Fakat hakikatte âlemler cüz'iyyat itibarile sayısız
derecede çoktur.
İşte
bu kadar âlemleri melek ve felek hepsini insanı kâmilin kalbine
konulsa yinede varmıdır yokmudur farkına varmaz bir köşesinde kalır.
Nitekim (Yerlerime ve göklerime sığmam yalınız mümin kulumun
kalbine sığarım.) mealindeki hadisi şerifde insanı kâmilin
kalbinin genişliğini beyan buyurmuştur. Burada müminden murad inşânı
kâmildir. Kalbe sığmakan murad ise hakkın cemaline o gönlün
ayine olmasıdır. Zira (Mümin müminin âyinesidir) mealindeki
hadisi şerif de bu hususu beyan eder. Bu hadisi şerifdeki birinci
mümin kelimesi insanı kâmili ikinci mümin kelimesi de cemabı hakkı
murad eder, öyleyse hadisi şerifin meali şöyle olur: (İnsanı
kâmilin gönlü hakkın âyinesidir). İnsanı kâmilin kalbinin genişliği
haddü hasre gelmediği gibi vehim ve kıyasla da idrak olunmaz ancak
zevkle anlaşılır. Hak teala bizlere o zevki müyesser eylesin
âmîn. Kur'anıkerim'de (Ya habibim sen deki eğer rabbımın kelimatını
yazmakta bütün denizler mürekkeb olsa denizler tükenür rabbımın
kelimatı tükenmezdi). Mealindeki ayit-i kerimede insanı kamilin
ahvalini beyan buyurur. İnsanı kâmilin bir ismi de (elif lam mim)
dir. Keza (İnsanı kâmil ile kur'an ikizdir) mealindeki hadisi şerifde
yine insanı kâmili beyan buyurmuştur.
Buraya
kadar beyan ettiğimiz makam ve âlemler hep bir birinin âyinesi
olur, Lâhutun ayinesi ceberut, Ceberûtun âyinesi melekût, Melekûtün
âyinesi mülkdür ve bunların hepsinin âyinesi İnsanı kâmildir.
İnsanı kâmil halifetullahdır. Hazret-i şeyh buyurmuşlarki eğer
arif kendi hakikatine arif olsa idi bir itikadla mukayyed olmazdı.
Burada insan kendi hakikatine arif olmak insanı kâmil olmakdır. İnsanı
kâmilin mertebesini anlatmağa imkân yoktur, bu zikrolunanlar binde
biri dahi değildir. İnsanı kâmil, hakka mutlaka âyine olmuştur.
Hakkı mutlak ne türlü tecelli ederse kayıdsız ve şartsız hemen
kabul eder. Hak tealâ cümlemize bu mertebeye erişmek ihsan eyleye
âmîn. Ey kardeş bu kabiliyet ve istidadım ziyan etme,
kendine insaf ve merhamet et. Sen de bir insan-ı kamil ol. Cenâb-ı
Hak herkese bu istidat ve kabiliyeti ihsan etmiştir. İnsan-ı kâmil
olmak için bir mürşid-i kâmile kendini teslim edib onun ahlâkı
ile ahlâklanıp kemâle vâsıl olmalıdır.
Buraya
kadar hazerât-i hamse denilen beş makam, muhtasar olarak izah
edildi. Bunu daha da mufassal mütalaa etmek arzusunda olan talib-i
ilm, diğer kitablanndan bilhassa bu eserin, sahibi muhterem Ahmed
Avni bey efendinin FUSUSULHİKEM ŞERHİ'nin mukaddimesini muhakkak
mutalea buyursunlar. Hazerâtı Hamse, orada çok daha mufassal beyân
edilmiştir.
İçinde
bulunduğumuz bu âlem yani Hazret-i. şehâdet, vücûdun cemi'
mertebelerini içine alabilen bir makam ve mevki olub, ancak ve ancak
bir zahirin mazharıdır. Bu mertebede yani bu âlemde zahir olan bir
şey Havass-ı hamse dediğimiz beş duygumuzla his edilir. Fakat bu
mertebenin üstünde olan Mertebe-i misal ki ona (Hayâl-i mutlak)
derler. Bu hayâli mutlak beş duyumuzla hissedilemez. Ve hayal iki kısımdır.
Biri munfasıl diğeri muttasıldır.
Hayâl-i
Muttasıl: İnsan vücudundaki hayaldir. Rüyada görülen hayal
suretleri gibi. Zira bir kimsenin gördüğü rüyayı yanındaki
kimse göremez, onun hayâli başka bununki başkadır.
Hayâl-i
Munfasıl: Yinede görülen şeylerde olan suret gibi ki bu hayal
Hazret-i şahadet dediğimiz bu âlemde gözümüz ile görülür
isede elle dokunulub hissedilemez. Zira
âyinedeki
hayâli elle tutmak mümkün değildir. Lâkin âyinede görülen hayâl,
görülen şahsın vücûdundan ayrı olduğu için herkes tarafından
görülebilir. Şeriatta melâike-i kiram tâbir olunan ervah, Zatı
ulûhiyetin kuvâsından yani kuvvet ve kudretinden ibaret olup,
kudret sıfatının zuhura gelmesidir. Yani bu sıfatın mazharı melâikedir.
Ve bunlar mertebei hayâlde görünen hal ve şanına göre muhtelif
suretler ile temessül edebilir, Zira kuvâ-nın iktza-yı Zatîleri
yani kuvanın hususiyetleri budur. Zatı ulûhiyetin
kuvâ-yi külliyesi dediğimiz esas kuvvetleri dörttür. Bunların
isimleri: Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail aleyhisselâmdır. Cenâb-ı
Cebrail, Hâdî ismi ilâhîsi makamından suret âlemine mânâ
indirilmesine memurdur. Ve bu hassası ile bütün âlemi
kuşatmıştır. Onun tesir ettiği cihetler kendisinin birer
kanadıdır. Şu halde onun sayısız ve hudutsuz kanadları vardır.
Ve hidayete nail olan bir kişiye bile gayb âleminden inen mânâlar
ancak onun tesirlerinden bir tesir ile vâki'olur.
Melâike-i
kiram hayâl âleminde temessül sûretile zahir oldukları vakit, gören
ile konuşurlar. Ve hayal ile mükâleme ve konuşma vâki olduğuna rüya
açık bir şâhiddir. Her bir insanın vücudu, bütün mertebe ve
makamların varlığını cami yani kendisinde toplanmış olduğu
halde bazı noksanlıkları ve âlemi şehadetin ahkâmından olan
dalgınlıkları sebebile her bir mertebe ve makamın ahkâmı
kendilerinden zahir olamaz. Onlar halen kendi nefislerinden ve kendi
şerâfet ve kerametinden gafil olduklarından, yalınız zevk-i şühûdî
ile bildikleri bu kesif olan merteb-i şehadetten başka bir
mertebenin ahkâmını bilemezler. Fakat insan-ı kâmil mertebelerin
cümlesini zevk-i şühûdî ile bildiği ve her bir mertebeyi cami
olduğu için kendisi bu âlem-i kesafette iken, her istediği
mertebeye dâhil ve o mertebenin ahkâmile hâmil olabilir.
Cenabı-Meryem radıyaliahü anha hakkında sallallahü aleyhi
vesellem efendimiz (Erkeklerden bir çokları kemâle erdi ve
kadınlardan ancak ümranın
kızı Meryem ve Huveyldin kızı Hadice ve Mu-hammed (sallallahü
aleyhi ve sellem)in kızı Fatma ve firavnın zevcesi Asiye kemâle
vasıl oldu) rıdvanullahü aleyhim ecmaîn mealindeki hadisi şerifin
kemâline işaret buyurmuş olduklarından, onun erkeklere mahsus olan
kema lat ile vasıflanmış olduğuna şübhe yoktur. Binaenaleyh Cenâb-ı
Meryem vücûd mertebelerinin hiç birinden perdelenmeyecek bir
istidadı hâizdi. İşte bu girizgâh malûm olduktan sonra maksada
gelelim.
<devam
edecek>
Ahmed
Avni Konuk
İstanbul
- 01.10.2002
http://sufizmveinsan.com
|