3. Bölüm


İnsan-ı Kamil, buraya kadar beyan ettiğimiz bütün makamları ve mertebeleri havî ve camî'dir. İnsan-ı kamil mertebe-i camiadır... Ve ismi azam makamındadır, ismi'âzam cümle esmâi ilâhiyeyi camî olduğu gibi insanı kâmil de âlemi mülk, âlemi melekût, âlemi ceberut ve âlemi lâhût makamlarının cümlesini câmi'dir. Zahir ve bâtın bütün makamları inşan-ı kâmil muhittir, kuşatmıştır, içine almıştır. Ateşin kömüre sirayeti gibi insanı Kâmil de zâtına mahsus sirâyetile cümle makamlarda sâridir. Hatta belki aynıdır. Nitekim Hazret-i Ali kerremallahüvecheh buyururlar. Bir şiirinin meali: (Sen kendini küçük bir parça zannedersin halbuki alemi ekber sensin ve sende gizlidir).

Eğer mürşidi kâmile vasıl olup nefsini bilmiş olsaydın bütün her şeyi sende ve seni de her yerde görür idin hatta her şey senden ibaret olduğunu yakinen bilir idin.

Meselâ: Farzedelim onsekizbin âlemi bir havanda döğüp bir macun yapılsa işte o terkib insanı kâmildir. İnşanı kâmil onsekizbin âlemi onsekizbin gözle seyreder. Yani her âleme dahil olur ve dâhil olduğu âlemi mülnasib gözle seyreder. Mahsüsatı yani bu âlemi his gözü ile, mâkulâtı akıl gözü ile, mânâları da kalp gözü ile seyr ve temaşa eder. Diğer âlemleri de buna kıyas et. Bu his gözü ile mânâyı anlarız zan ederler boş bir ümit içinde kaldıkları ehline malumdur. Zira gayb âlemini seyr etmek için bir hakkanî yani hakka mahsus göz gerektir.

Alemin onsekizbin olduğunu söyleyenler şu esasa göre hisab etmişlerdir: Aklıkül, nefsikül bunlara kalem ve levh dahi derler. Sonra arş, kürsi, yedi semavat, dört anasır, üç mevâlid ki hepsi onşekiz eder-bu külliyat itibariledir. Cüz'iyyat itibarile her birini binerden onşekizbin hisab etmişlerdir. Fakat hakikatte âlemler cüz'iyyat itibarile sayısız derecede çoktur.

İşte bu kadar âlemleri melek ve felek hepsini insanı kâmilin kalbine konulsa yinede varmıdır yokmudur farkına varmaz bir köşesinde kalır. Nitekim (Yerlerime ve göklerime sığmam yalınız mümin kulumun kalbine sığarım.) mealindeki hadisi şerifde insanı kâmilin kalbinin genişliğini beyan buyurmuştur. Burada müminden murad inşânı kâmildir. Kalbe sığmakan murad ise hakkın cemaline o gönlün ayine olmasıdır. Zira (Mümin müminin âyinesidir) mealindeki hadisi şerif de bu hususu beyan eder. Bu hadisi şerifdeki birinci mümin kelimesi insanı kâmili ikinci mümin kelimesi de cemabı hakkı murad eder, öyleyse hadisi şerifin meali şöyle olur: (İnsanı kâmilin gönlü hakkın âyinesidir). İnsanı kâmilin kalbinin genişliği haddü hasre gelmediği gibi vehim ve kıyasla da idrak olunmaz ancak zevkle anlaşılır. Hak teala bizlere o zevki müyesser eylesin âmîn. Kur'anıkerim'de (Ya habibim sen deki eğer rabbımın kelimatını yazmakta bütün denizler mürekkeb olsa denizler tükenür rabbımın kelimatı tükenmezdi). Mealindeki ayit-i kerimede insanı kamilin ahvalini beyan buyurur. İnsanı kâmilin bir ismi de (elif lam mim) dir. Keza (İnsanı kâmil ile kur'an ikizdir) mealindeki hadisi şerifde yine insanı kâmili beyan buyurmuştur.

Buraya kadar beyan ettiğimiz makam ve âlemler hep bir birinin âyinesi olur, Lâhutun ayinesi ceberut, Ceberûtun âyinesi melekût, Melekûtün âyinesi mülkdür ve bunların hepsinin âyinesi İnsanı kâmildir. İnsanı kâmil halifetullahdır. Hazret-i şeyh buyurmuşlarki eğer arif kendi hakikatine arif olsa idi bir itikadla mukayyed olmazdı. Burada insan kendi hakikatine arif olmak insanı kâmil olmakdır. İnsanı kâmilin mertebesini anlatmağa imkân yoktur, bu zikrolunanlar binde biri dahi değildir. İnsanı kâmil, hakka mutlaka âyine olmuştur. Hakkı mutlak ne türlü tecelli ederse kayıdsız ve şartsız hemen kabul eder. Hak tealâ cümlemize bu mertebeye erişmek ihsan eyleye âmîn. Ey kardeş bu kabiliyet ve istidadım ziyan etme, kendine insaf ve merhamet et. Sen de bir insan-ı kamil ol. Cenâb-ı Hak herkese bu istidat ve kabiliyeti ihsan etmiştir. İnsan-ı kâmil olmak için bir mürşid-i kâmile kendini teslim edib onun ahlâkı ile ahlâklanıp kemâle vâsıl olmalıdır.

Buraya kadar hazerât-i hamse denilen beş makam, muhtasar olarak izah edildi. Bunu daha da mufassal mütalaa etmek arzusunda olan talib-i ilm, diğer kitablanndan bilhassa bu eserin, sahibi muhterem Ahmed Avni bey efendinin FUSUSULHİKEM ŞERHİ'nin mukaddimesini muhakkak mutalea buyursunlar. Hazerâtı Hamse, orada çok daha mufassal beyân edilmiştir.

İçinde bulunduğumuz bu âlem yani Hazret-i. şehâdet, vücûdun cemi' mertebelerini içine alabilen bir makam ve mevki olub, ancak ve ancak bir zahirin mazharıdır. Bu mertebede yani bu âlemde zahir olan bir şey Havass-ı hamse dediğimiz beş duygumuzla his edilir. Fakat bu mertebenin üstünde olan Mertebe-i misal ki ona (Hayâl-i mutlak) derler. Bu hayâli mutlak beş duyumuzla hissedilemez. Ve hayal iki kısımdır. Biri munfasıl diğeri muttasıldır.

Hayâl-i Muttasıl: İnsan vücudundaki hayaldir. Rüyada görülen hayal suretleri gibi. Zira bir kimsenin gördüğü rüyayı yanındaki kimse göremez, onun hayâli başka bununki başkadır.

Hayâl-i Munfasıl: Yinede görülen şeylerde olan suret gibi ki bu hayal Hazret-i şahadet dediğimiz bu âlemde gözümüz ile görülür isede elle dokunulub hissedilemez. Zira

âyinedeki hayâli elle tutmak mümkün değildir. Lâkin âyinede görülen hayâl, görülen şahsın vücûdundan ayrı olduğu için herkes tarafından görülebilir. Şeriatta melâike-i kiram tâbir olunan ervah, Zatı ulûhiyetin kuvâsından yani kuvvet ve kudretinden ibaret olup, kudret sıfatının zuhura gelmesidir. Yani bu sıfatın mazharı melâikedir. Ve bunlar mertebei hayâlde görünen hal ve şanına göre muhtelif suretler ile temessül edebilir, Zira kuvâ-nın iktza-yı Zatîleri yani kuvanın hususiyetleri budur. Zatı ulûhiyetin kuvâ-yi külliyesi dediğimiz esas kuvvetleri dörttür. Bunların isimleri: Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail aleyhisselâmdır. Cenâb-ı Cebrail, Hâdî ismi ilâhîsi makamından suret âlemine mânâ indirilmesine memurdur. Ve bu hassası ile bütün âlemi kuşatmıştır. Onun tesir ettiği cihetler kendisinin birer kanadıdır. Şu halde onun sayısız ve hudutsuz kanadları vardır. Ve hidayete nail olan bir kişiye bile gayb âleminden inen mânâlar ancak onun tesirlerinden bir tesir ile vâki'olur.

Melâike-i kiram hayâl âleminde temessül sûretile zahir oldukları vakit, gören ile konuşurlar. Ve hayal ile mükâleme ve konuşma vâki olduğuna rüya açık bir şâhiddir. Her bir insanın vücudu, bütün mertebe ve makamların varlığını cami yani kendisinde toplanmış olduğu halde bazı noksanlıkları ve âlemi şehadetin ahkâmından olan dalgınlıkları sebebile her bir mertebe ve makamın ahkâmı kendilerinden zahir olamaz. Onlar halen kendi nefislerinden ve kendi şerâfet ve kerametinden gafil olduklarından, yalınız zevk-i şühûdî ile bildikleri bu kesif olan merteb-i şehadetten başka bir mertebenin ahkâmını bilemezler. Fakat insan-ı kâmil mertebelerin cümlesini zevk-i şühûdî ile bildiği ve her bir mertebeyi cami olduğu için kendisi bu âlem-i kesafette iken, her istediği mertebeye dâhil ve o mertebenin ahkâmile hâmil olabilir. Cenabı-Meryem radıyaliahü anha hakkında sallallahü aleyhi vesellem efendimiz (Erkeklerden bir çokları kemâle erdi ve kadınlardan ancak ümranın kızı Meryem ve Huveyldin kızı Hadice ve Mu-hammed (sallallahü aleyhi ve sellem)in kızı Fatma ve firavnın zevcesi Asiye kemâle vasıl oldu) rıdvanullahü aleyhim ecmaîn mealindeki hadisi şerifin kemâline işaret buyurmuş olduklarından, onun erkeklere mahsus olan kema lat ile vasıflanmış olduğuna şübhe yoktur. Binaenaleyh Cenâb-ı Meryem vücûd mertebelerinin hiç birinden perdelenmeyecek bir istidadı hâizdi. İşte bu girizgâh malûm olduktan sonra maksada gelelim.

<devam edecek>

Ahmed Avni Konuk
İstanbul - 01.10.2002
 http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail