|
2-
ÂLEMİ CEBERUT
Bu
makam Cenâb-ı hakkın ilk tecellî ettiği bir makamdır, Yine bu
makam içinde bir çok tabirler kullanmışlardır. İkinci makama,
ceberut âlemi, teayyünü evvel, tecell-i evvel, akl-ı evvel,
cevher-i evvel, hakikat-ı. Muhammedi ye, ruhu izafi, ruhu küllî,
gaybı muzaf, âlemi esma, ayanı sabite, âlemi mücerredât, âlemi
mâhiyfıt, Berzahı Kübrâ ve Kitabî mübin derler,-Zira zât olan
ümmül-kitabda mücmel olan şey bu mertebede mufassal olduğundan
kitab'ı mübin denmiştir. Bu zikredilen isimlerden başka bu âleme
daha bir çok isimler verilmiştir. Fakat bunların her biri bir başka
itibare göredir bu da ehline mâlumdur.
Bu
melekût âlemi üçüncü makamdır. Bu makama meleklerin derecesi de
derler ve misâl, hayal âlemi, vâhidiyet, teayyünü sânî, sidretül-müntehâ,
emîr âlemi, berzahı suğra, âlemi tafsîl yani bir evvelki âleme
göre daha mufassâl olan âlem ve bu türlü birçok isimler vermişlerdir.
4-ÂLEMİ
ŞUHÛDÜ MUTLAK
Bu
şuhûdu mutlak âlemi, dördüncü makamdır. Bu makama âlemi şehâdet
yani görünen âlem denildiği gibi âlemi mülk, âlemi nasût yani
beşeriyet cismaniyet âlemi, âlemi halk, âlemi his, âlemi anâsır,
âlemi felek ve encüm yani felekler ve yıldızlar alemi, âlemi mevâlîd
yani madenler nebatlar hayvanlar âlemi de derler. Hatta arşıazîm
dahi bu âlemdendir. Bu âlem bütün ecsamın cümlesini ihata etmiştir.
Bu âlemi şehadetten gayrı bütün âlemlere âlemi gayb derler ve
âlemi emir de derler. Öyle ise âlemi gayb ve âlemi şehâdet
olarak iki âlem olur ki âlemi gayb ahiret âlemi, âlemi
şehâdet ise dünya âlemi olarak da zikredilir.
Âlemi
lâhût, âlemi ceberut, âlemi melekût, âlemi mülk olarak bu dört
âlemin yani makamın evveli ve ahiri yoktur, bunları bir deryaya
benzetirsek birinci derya lâhût yani zât deryasıdır. Bu derya
(gizli bir hazine idim bilinmek istedim...) mealindeki hadisi şerif düsturımca
coştu, dalgalandı, tasdi ikinci derya olarak ceberut deryası zuhura
geldi. Keza ceberut deryası-da-cûşu buruşa gelerek tasdi üçüncü
derya olan melekût deryası zuhura geldi. Ve yine meleküt deryası
da taşarak dördüncü derya olan mülk deryası yâni cismaniyet âlemi
zuhura geldi. Bu misaldeki deryanın cûşa gelip tasdi tabirinden
anlatılmak istenen şudur: Bunların hepsi makamı zattan zuhura
geldiğidir. İşte zatta zuhur için olan meyil ve zatın iktizası
olan bilinme arzu ve muhabbetidir. Bu, zuhura gelişler bütün bu
anlattıklarımız göz açıp kapamaktan daha kısa zamanda hatta
zamanla ölçülemeyecek kadar çabuk oluverir/Nitekim Kur'ân-ı
Kerim'de de (Emrimizin oluşu bir göz açıp kapayıncaya kadar belki
daha da çabuk oluverir) mealindeki âyet-i kerimede de bildirilmiştir.
Hakkın emrinden murad KÜN emridir. Yafti bir kere ol dediği anda dört
âlem birden zuhura gelivermiştir. Fakat bunlar yoktan zuhura gelmiş
değildir. Zatı Hakkın inkılabından zuhura geldi. Yoktan var oldu
dedikleri, hakkın zatı, zatında gizli iken zuhura gelmek iradesiyle
hemen zuhura geliverdi demektir. Zira ne yok var olur nede var yok
olun Zat deryasının inkılabından âlemler zuhura geldi.
Meselâ:
Birinci derya ikinciye, ikinci üçüncüye, üçüncü dördüncüye
inkılab etmekle dört derya zuhur etti.
ikinci
bir misâl: Bulut suya, su buza inikılap ettiği gibi. Bu anlattıklarımızın'
hepsi nurdur fakat inkılaplar yani tecellilerle türlü türlü görünürler.
Ve bu hal halende böyledir. Arifler bunun farkındadır ve görürler.
Cümlesi bir nur deryasıdır, daimî olarak tecellî ve inkılab
halindedir. Nitekim kur'anda (o her an bir şe'ndedir) mealindeki âyet-i
kerimede de beyan buyuruldugu gibi. Keza Kur'anda (her şey ondan
geldi yine ona gider) mealindeki âyeti kerime mtılc-tezasınca
hakdan zahir oldu yine hakka avdet ve rücû e-lor (Allah yerin ve göklerin
nurudur) mealindeki âyet-i kerimede maksadı anlatmaca kafi ve
varidin
Beyt:
Cümle âlem zat imiş deryayı hikmet imiş
Hakla
vuslat imiş Lâilahe İllallah, Beyt: Vücudu mutlakın bahrine mevci
kim eder peyda Enelhak
sırrını söyler eğer mahfî eğer peyda.
İşte
bu deryanın dalgalarına masiva yani mahlukat demişler. Derya ezelî
ve ebedîdir, dalgaları ise hâdisdir yani sonradan zuhura çelmedir.
Evvel ve ahir yani gelmiş ve gelecek bütün varlık hakkın varlığıdır.
Var görünen mâsiva ise mutlak olan varlıkta sayılır. Bütün
mevcudat zatı mutlakdan zuhura gelmiştir. O mevcudatın esası olan
tecellî bir an kesilecek olsa bütün mevcudat mahvolur yokluğa gider.
<devam
edecek>
Ahmed
Avni Konuk
İstanbul
- 23.08.2002
http://sufizmveinsan.com
|