|
Fakat
ruhan semâvâta urûc eden yani çıkan evliyâullah hazretlerinin,
ervah-i enbiyâ ve ev liyaya ve husûsile Hazret-i İsa'nın ruhu ile
buluşur görü şürler. Bu buluşma urûc esnasında semâlarda
olacağı gibi, evliyâ-yı kirama urûc etmedende bu âlemi şehadette
ve sa lih mümînlerede rüyada dahî vâki' olur. Çünki insan, nef
sinde cemi' mertebeleri toplamıştır. Şimdi bu salb vak'ası
neticesinde İsa aleyhisselâmın sureti, zahirdir, bâtınına in
tikal etti. Bu intikal ediş tabiî ölüm değildir. Hazret-i İsa'nın
suretinin hissimizdeki görünüşünün yok olması ve gitmesidir.
Çünkü tabiî ölüm kesif olan vücûdun iktizası dır. Bu gayb
olma ve gitmek enbiyâya ve evliyaya vâki olan urûcdur. Mevt-i tabiî
dediğimiz tabiî ölüm ise, suretin bozularak, yok olub gitmesidir.
Hazret-i İsa'nın suretinde bozulma ve infisah olmamıştır. Zira rûh-u
musavverdir. Fakat fevt vâki'dir yani yok olmuştur. Çünkü fevtin
lügat mânâsı bir şeyin her ne suretle olursa olsun yok olması ve
gitmesidir. Binaenaleyh mevt yani ölüm ile fevt arasında umumî ve
husûsi oluşudur.
Zira
her mevt (ölüm) tabiî fevt tir (yok olmadır), fakat her fevt tabiî
mevt yani ölüm de ğildir. Nitekim fevt (yok olma) tabiri örfen
yani adet üzere canlı ve cansız hakkında kullanıldığı halde
mevt (ölüm) ta biri yalnız canlılar hakkında kullanılır. Meselâ
(bu husus taki faide fevt oldu) denir (meyyit oldu) denmez ve lâkin
canlılar hakkında (falan fevt oldu) denir ve bundan mevt tabiî dediğimiz
olüm murad olunur, işte Isa aleyhisselâmın ümmeti arasında gaib
olması ve gitmesi hususu suretin bo zulmasından ibaret olan mevti
tabiî ile vaki' olmadığı içun süre-i Ali înıranm 55. âyet-i
ile süre-i mâidenin 117. ayet lerinde semaya kaldırmakla vikaye
ettik tabirile bu hakika te işaret buyurulmuştur.
Binaenaleyh
İsa aleyhisselâmın neş'eti yani oluşu iktizasından olmak üzere
alemi şehadet ten yani bu âlemden sûret-i İsevîyesinin fevti dahî
tahak kuk ve tevehhüm dâiresinde vâki' oldu yani İsa aleyhisse lâmın,
ruhu musavver dediğimiz şekillenmiş ruhdan ibaret olan cismi İsevîsinin
Yehûdiler tarafından tutulması ve çarmıha konulması, mütehakkık
idi. Ve lâkin kesif suret sahibi olan iki hırsıza benzetilerek onun
hakkında Yehûdi ler tarafından reva görülen bu muamelenin tesiri
müteveh him idi. Zira musavver ruh kesif cisimler gibi kesilmesi ve
parçalanması mümkün değildir. Yehûdilerin hırsızlara yap tıkları
muamele ile Hazret-i İsânın cismine yaptıkları mu amele arasında
müşabehet ve müsavat varise de, tahakkuk itibarile benzerlik ve müsavat
yoktur.
Birinin
neticesi haki kat ve diğerinin neticesi müteyehhimdir. Onun için bu
sûi kasddan sonra İsa aleyhisselâmın cism-i şerifini ye sûret-i
beşeriyesini bulamadılar ve bu tevehhüm sebebile herkes kendi zannına
tabi' olub, onun hakkında ihtilâfa düşdüler. Velhasıl sûret-i
İsevîyenin halk arasında gaybubeti fevt-i muhakkak idi. Ve sû'i
kasd neticesinde gâib olması tabiî ölüm ile fevt olduğunu
zannettirdiğinden fevti müteveh him idi. Bu da İsa aleyhisselâmın
mâ-i muhakkak ile mâ-i mütevehhimden oluşu iktizasındandır. Bu
izahattan sonra sûre-i Nisanın 157. ve 158. âyet-i kerimelerinin
meal-i âlî si (biz resûlullah plan Mesih İsa İbn Meryemi
katlettik de meleri) sebebile Allâhü Teâla onların kalblerini
ilm-i haki katten mahcûb kıldı yani perdeledi. Zira İsa aleyhisselâm
ruhu musavver idi, yani ruhun şekillenmişi idi. Ruhu mu savver ise
kesif cisimlerin olduğu gibi katil aleti olan bıçak vesâireden müteessir
olmaz, Fakat Yehûdiler bu ilim-den mahrum ve mahcüb oldukları için,
izah ettikleri sûi kasd neticesinde kati ve salb yani öldürüb ve
asdıklarını zannettiler. Halbuki o ruhu musavver öldürülmedi ve
asıl madı. Ve lâkin bu işe cesaret gösterenler için o Hazret'in
hâli, kesafeti vücûdiye sahibi olanların haline benzetildi. Yine sûre-i
Nisâ'nın 57. âyet-i kerimesinde beyâa buyurul duğu gibi, bu
teşbih sebebile onun hakkında ihtilâfa dü şenler kati ve salb
edilmesinden şübhe içindedirler.
Ruhu
musavver olan Cenâb-ı İsa'nın hali, kesafet sahibi diğer
insanların haline kıyas olunamıyacağı hususunda, o şübhe
sahihleri ilm-i hakikîyi bilmiyorlardı yukandada beyan edildiği
gibi onlar bu ilimden mahrum ve mahcûbdurlar. Ondan dolayı onların
bu hususda bildikleri şey zahir hâle nazaran ancak zanlarına
tabidirler. Yine aynı âyet-i keri mede bildirildiği gibi onu
yakinen yani kendi fiilleri ile katletmediler. Çünkü ruhu musavver
onların fiillerinin te siri olamazdı. Belki Allahü zülcelâl
hazretleri o ruhu mu savveri onların cesaret ettikleri kati işinin
tesiri olmaksızın kendi mertebe-i şehudetinden yani bu alemden
mertebi gaybe ref etmek suretile vefat etmiş oldu. İmdi (her nefis
ölümü tadacaktır...) mealindeki âyet-i kerimeye nazaran her bir
nefis mevt-i labiî ile fevt olmak lâzım gelir. Ve İsa aleyhisselâmın
(... Vefatını gününde ve ba's olduğum gün de...) mealindeki âye!-i
kerimede buyurması kendisinin de mevt-i tabiîyi zevk edeceğini gösterir.
Halbuki yukarıdaki beyandan anlaşıldığı üzere, onun fevti
mevt-i tabiî değil idi. Bu husustaki izahat aşağıdaki fasılda
mevcudclur.
<devam
edecek>
Ahmed
Avni Konuk
İstanbul
- 26.11.2002
http://sufizmveinsan.com
|