11. Bölüm


Fakat ruhan semâvâta urûc eden yani çıkan evliyâullah hazretlerinin, ervah-i enbiyâ ve ev liyaya ve husûsile Hazret-i İsa'nın ruhu ile buluşur görü şürler. Bu buluşma urûc esnasında semâlarda olacağı gibi, evliyâ-yı kirama urûc etmedende bu âlemi şehadette ve sa lih mümînlerede rüyada dahî vâki' olur. Çünki insan, nef sinde cemi' mertebeleri toplamıştır. Şimdi bu salb vak'ası neticesinde İsa aleyhisselâmın sureti, zahirdir, bâtınına in tikal etti. Bu intikal ediş tabiî ölüm değildir. Hazret-i İsa'nın suretinin hissimizdeki görünüşünün yok olması ve gitmesidir. Çünkü tabiî ölüm kesif olan vücûdun iktizası dır. Bu gayb olma ve gitmek enbiyâya ve evliyaya vâki olan urûcdur. Mevt-i tabiî dediğimiz tabiî ölüm ise, suretin bozularak, yok olub gitmesidir. Hazret-i İsa'nın suretinde bozulma ve infisah olmamıştır. Zira rûh-u musavverdir. Fakat fevt vâki'dir yani yok olmuştur. Çünkü fevtin lügat mânâsı bir şeyin her ne suretle olursa olsun yok olması ve gitmesidir. Binaenaleyh mevt yani ölüm ile fevt arasında umumî ve husûsi oluşudur.

Zira her mevt (ölüm) tabiî fevt tir (yok olmadır), fakat her fevt tabiî mevt yani ölüm de ğildir. Nitekim fevt (yok olma) tabiri örfen yani adet üzere canlı ve cansız hakkında kullanıldığı halde mevt (ölüm) ta biri yalnız canlılar hakkında kullanılır. Meselâ (bu husus taki faide fevt oldu) denir (meyyit oldu) denmez ve lâkin canlılar hakkında (falan fevt oldu) denir ve bundan mevt tabiî dediğimiz olüm murad olunur, işte Isa aleyhisselâmın ümmeti arasında gaib olması ve gitmesi hususu suretin bo zulmasından ibaret olan mevti tabiî ile vaki' olmadığı içun süre-i Ali înıranm 55. âyet-i ile süre-i mâidenin 117. ayet lerinde semaya kaldırmakla vikaye ettik tabirile bu hakika te işaret buyurulmuştur.

Binaenaleyh İsa aleyhisselâmın neş'eti yani oluşu iktizasından olmak üzere alemi şehadet ten yani bu âlemden sûret-i İsevîyesinin fevti dahî tahak kuk ve tevehhüm dâiresinde vâki' oldu yani İsa aleyhisse lâmın, ruhu musavver dediğimiz şekillenmiş ruhdan ibaret olan cismi İsevîsinin Yehûdiler tarafından tutulması ve çarmıha konulması, mütehakkık idi. Ve lâkin kesif suret sahibi olan iki hırsıza benzetilerek onun hakkında Yehûdi ler tarafından reva görülen bu muamelenin tesiri müteveh him idi. Zira musavver ruh kesif cisimler gibi kesilmesi ve parçalanması mümkün değildir. Yehûdilerin hırsızlara yap tıkları muamele ile Hazret-i İsânın cismine yaptıkları mu amele arasında müşabehet ve müsavat varise de, tahakkuk itibarile benzerlik ve müsavat yoktur.

Birinin neticesi haki kat ve diğerinin neticesi müteyehhimdir. Onun için bu sûi kasddan sonra İsa aleyhisselâmın cism-i şerifini ye sûret-i beşeriyesini bulamadılar ve bu tevehhüm sebebile herkes kendi zannına tabi' olub, onun hakkında ihtilâfa düşdüler. Velhasıl sûret-i İsevîyenin halk arasında gaybubeti fevt-i muhakkak idi. Ve sû'i kasd neticesinde gâib olması tabiî ölüm ile fevt olduğunu zannettirdiğinden fevti müteveh him idi. Bu da İsa aleyhisselâmın mâ-i muhakkak ile mâ-i mütevehhimden oluşu iktizasındandır. Bu izahattan sonra sûre-i Nisanın 157. ve 158. âyet-i kerimelerinin meal-i âlî si (biz resûlullah plan Mesih İsa İbn Meryemi katlettik de meleri) sebebile Allâhü Teâla onların kalblerini ilm-i haki katten mahcûb kıldı yani perdeledi. Zira İsa aleyhisselâm ruhu musavver idi, yani ruhun şekillenmişi idi. Ruhu mu savver ise kesif cisimlerin olduğu gibi katil aleti olan bıçak vesâireden müteessir olmaz, Fakat Yehûdiler bu ilim-den mahrum ve mahcüb oldukları için, izah ettikleri sûi kasd neticesinde kati ve salb yani öldürüb ve asdıklarını zannettiler. Halbuki o ruhu musavver öldürülmedi ve asıl madı. Ve lâkin bu işe cesaret gösterenler için o Hazret'in hâli, kesafeti vücûdiye sahibi olanların haline benzetildi. Yine sûre-i Nisâ'nın 57. âyet-i kerimesinde beyâa buyurul duğu gibi, bu teşbih sebebile onun hakkında ihtilâfa dü şenler kati ve salb edilmesinden şübhe içindedirler.

Ruhu musavver olan Cenâb-ı İsa'nın hali, kesafet sahibi diğer insanların haline kıyas olunamıyacağı hususunda, o şübhe sahihleri ilm-i hakikîyi bilmiyorlardı yukandada beyan edildiği gibi onlar bu ilimden mahrum ve mahcûbdurlar. Ondan dolayı onların bu hususda bildikleri şey zahir hâle nazaran ancak zanlarına tabidirler. Yine aynı âyet-i keri mede bildirildiği gibi onu yakinen yani kendi fiilleri ile katletmediler. Çünkü ruhu musavver onların fiillerinin te siri olamazdı. Belki Allahü zülcelâl hazretleri o ruhu mu savveri onların cesaret ettikleri kati işinin tesiri olmaksızın kendi mertebe-i şehudetinden yani bu alemden mertebi gaybe ref etmek suretile vefat etmiş oldu. İmdi (her nefis ölümü tadacaktır...) mealindeki âyet-i kerimeye nazaran her bir nefis mevt-i labiî ile fevt olmak lâzım gelir. Ve İsa aleyhisselâmın (... Vefatını gününde ve ba's olduğum gün de...) mealindeki âye!-i kerimede buyurması kendisinin de mevt-i tabiîyi zevk edeceğini gösterir. Halbuki yukarıdaki beyandan anlaşıldığı üzere, onun fevti mevt-i tabiî değil idi. Bu husustaki izahat aşağıdaki fasılda mevcudclur.

<devam edecek>

Ahmed Avni Konuk
İstanbul - 26.11.2002
 http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail