10. Bölüm


FASIL VI İSA ALEYHÎSSELÂMIN VEFATI VE REF'İ MESELESİ

Yehûdiler tarafından İsa aleyhisselâma vâki' olan su ikast hakkında iki rivayet vardır;

1- Birinci rivayete göre, İsa aleyhisselâm maslûben ya ni çarmıha gerilerek şehid edilmedi; belki ref' olundu yani göğe kaldırıldı. Ve ona kasd eden onu öldürmek isteyen yehûdilerden birisi Allah tarafından Hazret-i İsa suretine benzetildi, diğer yehûdilerde onu Hazretti İsa zannı ile çarmıha germek sûretile îdâm ettiler. Ve bu rivayet'in sa hibleri sûrei Nisanın 157. ve 158. âyetlerini hüccet olarak göstermektedirler.

2- İkinci rivayetin sâhibleride derlerki yehûdiler Haz ret-i İsa'yı tutdukları vakit, beraber iki hırsızda tutmuşlar dı. Onların üçünüde çarmıha gerdiler sonra oradan indirip o devrin i'dâm usûlüne göre kemiklerini kırıp parçalamak sûretile kati etmeğe başladılar ve iki hırsızı öyle yaptılar, Sıra Hazret-i İsa aleyhisselâma geldiğinde o Hazret-i vefat etmiş buldular ve lâkin yan tarafından bir mızrak sapladı lar ve oradan kan akdi. Binaenaleyh bu işin failleri biz onu maslûb kıldık yani çarmıha gerdik dediler. Zaten burada "salb" kelimesi kemik çıkarma manasınadır, "Sulb" keli mesi ise dar ağacı mânâsına gelir. Burada eshâb-ı salb, "kemik çıkaran kimseler" manasınadır. Şu halde o Hazreti, Yehûdiler, Kuran'da (Ve mâ kâtelûhu) buyurulduğu üzere kati etmediler, Belki o Hazret kendi kendine ruhunu teslim etti. Yine kuranda (ve lâkin şübbihe lehüm) buyurulduğu üzere maslûblara yani kemikleri çıkarılanlara benzetildi. Bu sebeble hasara arasında Hazret-i Mesih aleyhisselâm hakkında ihtilâf husule geldiki bunlardan bir kısmı Mesih aleyhisselâm yerine ona benzetilmiş olan Yehûdiyi katl ve salb ettiler dediler. (Halbuki kur'anı kerimin müfessir leri bu bahse pek az muttali' olduları için İsa aleyhisselâm hakkında Nasaradan bu kısmın sözünü ihtiyar etmişlerdir.) Halbuki Kur'ân-ı Kerimde onların o'sözleri red edilmiştir. Çünkü Hak Tealâ Enbiya sûresinin 34. âyetinde (yâ habi bim senden evvel gelen ricalden bir recül içün hüld ve bek'â kılmadık) buyurulmuştur. Bu âyeti kerimeye naza ran sallallahü aleyhi vesellem efendimizin evvel gelen bi'1-cümle enbiyânın vefat etmiş olmaları lâzım gelir. Tal ha ibni Ali hazretleri Cenâb-ı İbn-i Abbas'dan bu ciheti ri vayet ettiği gibi, rivayet-i Vehb dahî bu merkezdedir. Sûre-i Nisanın nüzulünden sonra idi, Hatıb ibn-i Mültebea radı yallahü anlı Mısır meliki olan Mukavkis peygamberimizin mektubunu götürdüğü zaman Mukavkis Cenâb-ı hâtıba hi taben (eğer sizin sahibiniz nebî ise'Mekke'den Medine'ye hicret etmemesini niçin Cenâb-ı Hakdan niyaz etmedi) di ye i'tiraz etmesi üzerine, Hazret-i Hâlıb'da ona hitaben (İsa aleyhisselâm riebî idi niçin çarmıha gerilmemesini Hakdan niyaz etmedi) buyurduğu meşhurdur. İşte Hazret in bu sözüde yukarıda zikri geçen rivayeti te'yid eder. İşte ikinci rivayette budur.

Bedrüddin-i Simavî kaddesallahü sırrahu (Varidat) nâ mındaki.risale-i şerifelerinde bu rivayete muvafık olarak buyurdu ki (İsa aleyhisselâm ruhu ile diri unsurî cesedi ile ölmüşdür. Ve lâkin rûhullah olub, üzerine rûhâniyet galib olacağı için gâlib olan rûhâniyetin hükmü ile ölmedi dedi ler. Yoksa cesed-i unsûrîsi için ölmemek muhaldir. Cidden iyi anla; sekiz yüz sekiz senesine tesadüf eden bir Cum'a gününde iki adam hazır oldu. Birisinin elinde İsa aleyhis selâmın cesedi var idi. Halbuki o meyyit idi. Güya İsa aleyhisselâmm bedeni vefat ettiğini bize tenbih eyledi val lahü a'lem).

Her iki rivayetin tevfiki ve bu babdaki ayet-i kerimenin tefsiri: Cenâb-ı şeyh-i ekber Muhyiddin-i Arabî radıyalla hü anh'ın Füsûsu'l-hikem adlı eserinin İsevî fassında be yân buyurdukları ebyat-ı şerifesi her iki rivayetin birbirine uygun olduğuna ve âyet-i kerîmenin tefsirine kifayet eder. Bu ebyât-ı şerife bu eserin birinci faslmdadır. Orada buyu rurlar kiT (Rûhullah) tesmiye ettiğin tabiattan mutahhar olan ve anda tekevvün ettiği için anda ikâmeti uzadı). Şim di İsa aleyhisselâmm bedeni tabiatın hükümlerinden temiz olarak oluşmuştur.Böyle bedenlerden şekillenmiş ruh, yani ruhu musavver olduğundan gözümüzle görülür elimizle tu tulabilir. Bunun benzeri rüya âlemidir, rüya gören bir kini şe rüyasında gördüğü bir sjûreti hisson görür ve eliylede tu tar ve konuşur. Fakat-kendi vücûduda bu hayal alemine göre oluşmuş bir vücûddan ibarettir,-çünkü rüyada vücû duna bir bıçak saplansa acı ve elem çeker fakat bu vücud müteessir olmaz ve bıçak yarası yoktur, İşte tuttuğu ve gördüğü vücûd dahî kendi vücûdu gibidir. Hadisi şerifde mealen (İnsanlar uykudadır öldükleri zaman uyanırlar.) ve yine (dünya uyuyanın hükmü gibidir) büyürulduğu üzere bu âlem-i his ve şehâdet dahî hayâlden başka bir şey değil dir. Ancak hayâl-i rüya ile hayâl-i şehâdel arasında kesafet ve letafetten başka bir fark yoktur. Bazan biri kesif diğeri lâtif olarak iki hayal tekabül eder, bu tekabül Hazret-i şe hâdet dediğimiz bu aleme mahsusdur. Hayâl-i kesif bu ale min icâbı olan tabiat hükmünün tesiri altında olduğundan, o bu alemin hükümlerine tâbi olur. Fakat hayal-i lâtif, tabi at hükmünün tesiri altında olmadıkından, ondan bu âlemin hükmüne muhalif hareketler zuhur eder. Bu gibi tekabülün emsali evliyaların menâkiblerinde pek çoktur. Anlayanlar görmeseler dahî kabul ve tasdik ederler. Anlamayanlar görseler dahi red.ve inkâr ederler. Bizim sözümüz anla yanlaradır.

İşte İsa aleyhisselâm ile Yehûdî'lerin bedenleri arasın daki münasebette böyle idi yani-İsâ aleyhisselâm bu âlem de nûrânî hayat ile, Yehûdiler ise tabiî hayat ile yaşarlar idi, Binâenaleyh Yehûdiler Hazret-i İsa'nın bedenini kendi bedenlerine kıyas ettiler. Ve onu kati ve sâlb sûretile öldür düklerini zannettiler. Bu hakikate dikkat etmediklerinden, birinci rivayeti nakledenler İsa aleyhisselâmın yerine Ye hûdilerden birisinin ona benzetilerek sâlb ve kati edildi. İsa aleyhisselâm ise cismile beraber ref olundu. İkinci ri vayeti nakledenler işe (Yâ Habibim senden evvel gdfenler den kimseye beka kılmadık) mealindeki âyet-i kerimeden istidlal ederek İsa aleyhisselâmın sureta çarmıha Gerilmekle bu fi'lin tesiri olmaksızın kendi kendine teslim-i ruh eylediğini beyân ederler. Halbuki bu âyet-i kerime ancak tabiî hayat ile yaşayan kimse hakkındadır. Eğer -nûrânî ve ru hanî hayat ile, yaşayan zevata şâmil olsa idi, Kur'ah-ı Ke rim'de Musa aleyhisselâm ile olan vak'ası beyan buyuru-lan ve Hâtem-i enbiya zamanında hatta ondan sonrada ve halende hayatta bulunan;Cenâb-ı Ebü'l-Abbas Hızır'ında sallallahü aleyhi ve sellemden evvel vefat etmiş olması lâ zım gelirdi. Nitekim kesif vücûdu-letâfet-i ervaha tebeddül etmiş olan Bayezid-i Bistami ve saire gibi ekâbir-i evliya kaddcsallahü esrârehüm hazretlerinden bu hal vâki' oldu. Hazret-i İsa'nın lâtif cismine Yehûdiler yapacağım yaptık tan sonra vücûd, hakikatin zahirinden batınına tef' edile rek gâib oldu. Bu gâib oluş âyetlerde izah edileceği üzere fevt ve ref' yani yukarı çekilib gâib olmak isede tabiî ölüm değildir. Sûre-i Nisanın 158. âyet-i kerîmesinde (Allah onu yükseltib kendine kaldırmıştır...) ve Al-i Imrân sûresinin 55, âyet-i kerîmesinde (... Ey İsa, şüphesizki seni öldüre cek olan benim, seni kendime yükseltib kaldıracak, seni küfr edenlerin içinden tertemiz çıkaracak benim...) mealin deki âyet-i kelimelerde İsa aleyhisselâmın ulûhiyetin bâtın cihetine yükseltildiği anlaşılır. Ve yine Kuranda (o, hem evveldir,.hem ahirdir, hem zahirdir, hem batındır...) ve.yi ne, (meşrikde Allah'ındır, magribde. Onun için nereye dö ner yönelirseniz Allahın yüzü oradadır. Şübhe yok ki Al lah vâsi'dir, hakkile bilicidir.) mealindeki âyet-i kerimele rinde buyuran Hak Tealâ hazretlerinin bir husûsi mekânımı vardıki cism-i lâtif oraya kaldırılsın hele zikrolunan âyet-i kerimelerde (ileyhi)* ve (ileyye)** zamirlerinden "sema" mânâsının istihracı hakka mekân isbatını mütezammın olacağı için hiç caiz değildir.

<devam edecek>

Ahmed Avni Konuk
İstanbul - 19.11.2002
 http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail