|
 
evcut imkânlar,
olasılıklar varken taklidi düşüncede kalmak, basitliği davet
etmek anlamına geliyor.
Bir bakıma, takliden yapılan dua bile kabul olmuyor.
Ve Mukallitlerin bu yöndeki talebinin, tahkik ehlininki gibi
olması isteniyor.
“Ve iza seeleke
ibadiy anniy fe inniy kariyb, uciybu da’ve ted da’i iza deani“
(Bakara/ 186)
Âyetinin meali, “ Kullarım sana beni sorduğunda, ben
Karib’im. Yakinim. Dua edenin davetine, bana dua ettiği anda
icabet ederim ” şeklindedir. Anlatılmak istenen şey,
taklidi olmayan ve özden gelen bir duanın yapılmasıdır..
Ne var ki bu şeklide
bir duayı da ancak yakın olanlar yapabiliyor. Bu faktörü
hesaba katmak gerekiyor.
Hz. Resulûllah’ın, diğer zamanlardan farklı bir
şekilde, “ Secdede yapılan her dua müstecaptır ”
deyişiyle ile bizlere anlatmak, vermek istediği
mesajın içeriği bu olsa gerek. Yani duada kişinin olmama halinin
vurgulanması..
Bireye üstünlüğü
sağlayan, yaratıcı aktivite, bilim ve düşüncedeki sürekli
aksiyondur. Taklit ise insanı düşüncesizliğe sevk eder.
Tefekkürün, algılamanın yollarını kapatır. Kur'an ise
'oku' emriyle başlar, aklı çalıştırmayı ve
düşünce yoluyla değer üretmeyi en büyük ve soylu çalışma olarak
gösterir. Bu yüzdendir ki, Hz. Resulûllah, Hz. Ali ye,
“Sen Allah’a aklın ile yakın ol“
demektedir.
Zira akıl, taklidi kabul etmez .
İslâm âleminin yüz akı Mevlana da taklitten uzak, düşünsel
yaratıcılık faaliyetlerini 'İslam'ın ruhu' diye tanımlar.
Bu verilerin
ışığında şu noktaya ulaşılıyor:
Erdirici, üretici faaliyetin durduğu yerde taklit başlamaktadır.
Ne var ki, taklidi değerlerle İslam’dan söz etmek imkânsızdır.
Diyalektik varolduğu sürece, ilmin eskimez mesajları
hayatımıza yeni renkler ve heyecanlar kazandırıyor. Aksi
halde, birey taklide yenik düşecek, yaratıcı prensipler,
olgular yerine önünü tıkayan, toplumu boğan değerlerle uğraşmak
zorunda kalacaktır..
Maalesef, toplumsal
yaşantımızdaki çökertiler ve İslam dünyasının yaşadığı
çıkmazların sebebi, algılamadan yoksun, ‘ naklî ‘, bir
anlamda taklidî yayınlara dayanmaktadır. Aklın bir an olsun
gevşemesi veya durması, taklide kapıları açacaktır. Zira
taklitçi benlik de uyarılara asla açık değildir.
O bu haliyle, nefsin arzularına doyumsuz bir şekilde hizmet
etmekte ve kendini örtmektedir. Allah Resulü’ne
inanan tevhit eri, bölünmenin asla mümkün olamayacağını
bilerek, korkusuz bir şekilde taklitten kaçmaktadır.
Kısacası, taklide kulak vermezse üretim yapabilme şansı oldukça
yükselir, ideal bir seviyeye gelir. Makbul olan da budur.
Önyargılı
olanlara dikkât edin, taklit kapısından kolayca adım atarlarken,
ilmi almaya cesaret edemezler. Bu ilim, radikal bir yaşama
sahip, beşeri sapmaları olmayan, tefekkür ehli, taklitten uzak,
araştıran, nedenini niçinini bulup soruşturan, “ Hikmet
yiğitin malıdır . Onu nerede olursa bulur ve değerlendirir “
uyarısını kaale alanın ilmidir..
İnsan taklit
uykusundan uyanmalı ve tahkik kapısını açmaya zorlamalıdır.
Kurtuluşun
yolu budur.
İstanbul
- 26.02.2002
http://sufizmveinsan.com
|