M. İbn Arabî Hz. İlahî Aşk‘tan Yansıyanlar: -9-

www.sufizmveinsan.com
 
 

Kitabın Adı:   İlâhî Aşk

Müellifi    :    Muhyiddîn İbn Arabî (M: 1164-1240)

Mütercim :   Mahmut KANIK

Yayınevi  :    Yayınları - 0212  642 74 84 - www.insanyayilari.com
                     0212 513 67 69                  

                    
Yansıtan  :     Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com
 

Dokuzuncu Bölüm:

Her şey O’nun fiilinden, O’nun kazasından ve kaderinden ileri gelmektedir.

Allah Davud as. dan kendisi için bir ev, yani kutsal bir tapınak yapmasını istemişti. Fakat Davud as. tapınağı her yapışında tapınak yıkılıyordu. Bunun üzerine Rabbi ona bir vahiy göndererek şöyle dedi:

“Bu tapınak senin elinle yükselmeyecek, çünkü sen kan akıttın.”

Bunun üzerine Davud as. şöyle dedi:

“Ey Rabbim bu işi sadece senin için yaptım.”

Allah da ona:

“Doğru söyledin. Bu işi benim yolumda, benim için yaptın. Evet ama onlar da benim kullarım değil mi?..Bu tapınak ancak kan akıtmaktan uzak ve temiz olan birinin eliyle yükselecektir.”

O zaman Davud as. şöyle dedi:
“Ey Rabbim öyleyse benim çocuklarımdan biri olsun.”

Allah da ona şöyle vahyetti:

“Evet, bu tapınak senin oğlun Süleyman’ın eliyle yükselecektir.”

Nitekim daha sonra Süleyman as. yükseltmiştir o tapınağı.

Cenabı Hakk’a yapılan bu ezayı kul ortadan kaldırırsa, Allah bunun için o kula teşekkür eder. Bu ezayı ortadan kaldırma işinde yukarıda sözü edilen ilacı kullanmadaki etkinin aynısı vardır. Şükür şükredilen şeyin artırılmasını gerektirir. Dolayısıyla Sübhan olan Allah kullarına gösterdiği bu teşekkür tutumuyla kullarından kendisine daha çok şükretmelerini amellerinde de yansıtmalarını ister. BU bağlamda Nebi as. Hz. Aişe’ye hitaben:

“Rabb’ime şükreden kul olmayayım mı?..” demiştir.

Allah Kuran’da:

“Allah şükredenlerin ecirlerini verir ve yaptıklarını bilir.” (2/158)

Allah’ın şükürle ilgili vasfı, ilimle ilgili vasfından önce gelmektedir. (104,105)

İYİLİK EDENLERE ALLAH’IN DUYDUĞU SEVGİ:

İyilik yapanlara Allah’ın duyduğu sevgi de yine O’na ve elçisine bağlanmakla ilgilidir. Bu konuda Allah şöyle buyuruyor:

“Allah iyilik yapanları sever.” (2/195)

İhsan Allah’ın bir sıfatıdır. Allah Muhsin’dir. Yani iyilik ve güzellik ihsan eder. Ayrıca “Mücmil”dir. Yani iyilik ve ihsanını ayırım gözetmeksizin herkese verir. Demek ki Allah kendi sıfatını sevmektedir. Bu sıfatı kulun nefsinde tezahür etmektedir. İhsan’la nitelenen kula “Muhsin” denir. Muhsin olan kul Allah’a, sanki O’nu görüyormuş gibi ibadet eder. Yani Allah’a müşahede içerisinde ibadet eder. Allah’ın ihsanı, hareketleri ve tasavvurları içinde kulları Allah’ın görmesi makamıdır. (106)

ALLAH YOLUNDA SAVAŞANLARA ALLAH’IN DUYDUĞU SEVGİ:

Cenabı Allah’da mübarek ve yüce “Esma-ül Hüsna” sının, güzel isimlerinin birbirine sıkı sıkıya tutunması (tarass) demektir. İsimlerin bu şekilde sürekli bir birine tutunmasından yaratma yolu zuhur eder. Böylece “Hayy” (diri) sıfatı, “Alîm” (her şeyi bilen) sıfatıyla iç içe bulunur. İkisi arasında başka isim için yer kalmaz, arada bir boşluk olmaz.

Tarikatta bu süreç, “Allah’ın isimleriyle ahlaklanma” diye adlandırılır. Öyle ki bu ilahi isimler kulda zuhur eder, aşikâr olur, tıpkı o isimlerin sürekli yan yana gelmesiyle Doğru Yolun ortaya çıkmasında da zuhur edişleri gibi. Eğer onların arasına yaratılışta bir boşluk girse, Allah’ı Yol’u kaybolur, hadiste belirtildiği gibi, saflarda açılacak boşluklardan sızan şeytanların yolları açığa çıkar. (108,109)

Burada akla şöyle bir soru gelebilir ve itirazda bulunulabilir: Yani “Allah veli kullarını sever. Seven sevdiğine de acı çektirmez. Oysa bu dünyada velilerden, resullerden ve nebilerden ve onlara tabi olanlardan ve ancak onlara tâbi olarak imanlarını koruyanlardan daha fazla kimse acı çekmemiş, hiç kimse onlardan daha fazla belalara maruz kalmamıştır. Peki onların sevgili kulları olmalarına karşılık bu acıları, çileleri hak etmelerinin gerçek nedeni nedir?.. “

Bu soruyu biz şöyle cevaplıyoruz. Allah buyuruyor ki:

Allah onları sever, Onlar da O’nu severler.” (5/54)

Bela ancak belayı istememekle birlikte olur. Her hangi bir işi istemeyen kişi, o isteğinin doğru olduğuna dair delil bulmaya da kalkışmaz. Öyleyse, istek olmasaydı bela da olmazdı. Ancak şunu belirtelim ki, resulden delil istenemez, dolayısıyla belayı bizzat o istememiştir. Bu nedenle delil getirmek inkâr edenin işi değildir, denir. Oysaki gerçekte durum hiç de öyle değildir. Aksine inkâr ettiğini ileri sürdüğü konuda delil getirmek inkârcının işidir.

Allah kullarını sevince, kulların bilemeyeceği bir biçimde onları sevgisiyle rızıklandırır. O zaman kullar kendilerinde Allah için bir sevgi duyarlar. Bunun üzerine kendilerinin, Allah’ı seven insanlardan olduklarını ileri sürerler. Bu nedenle onları sevenler olarak imtihan eder ve gene onları, Allah’ın sevdiği kulları oldukları için nimetlere boğar. Onlara nimet vermesi, Allah’ın onları sevdiğine dair bir delildir:

“En üstün delil Allah’ındır.” (6/149)

O halde kullar, O’nu sevdiklerini ileri sürdükleri, iddia ettikleri zaman Allah onları bu konuda imtihan eder. Yine aynı sebeple Allah, yaratıkları arasından sevdiklerini imtihan eder.

“Allah doğruyu, hakikati söyler, doğru yola iletir.” (33/4) (110,111)

ALLAH’IN GÜZELLİĞE DUYDUĞU SEVGİ:

Allah kendini güzel olarak nitelendirmektedir. Zararlı ve çirkin gözüken mahlukatında bile tabiatlarına ve gayelerine uygun davranmayan korkunç şeylerde bile Allah’ın güzelliğini görmek mümkündür.

-Âşık sevgilisinin sıfatlarını üzerinde taşımalıdır.

-Âşık belirlenmiş genel kuralları önce korumalı, sonra o kuralları aşmalıdır.

-Âşık sevgilisini kendisinden bile kıskanmalıdır.

-Âşık bütün sıfatlardan arınmış olmalıdır.

-Âşığın isimleri meçhul olmalı, bilinmemelidir.

-Âşık kavuşmayla ayrılık arasında bir fark görmemelidir. (112…114)

Bir gün bir âşık bir şeyhin evine gider. Şeyh ona sevgiden bahsetmeye başlar. Bunun üzerine âşık erimeye, incelmeye, hatta ipince bir su gibi akmaya başlar. Öyle olur ki bütün cismi şeyhin önünde çözülür, erir ve küçük bir su damlası haline gelir. O sırada şeyhin bir arkadaşı oraya gelir ve şeyhin yanında hiç kimseyi görmeyince:

“Buraya gelen adam nerede?” diye sorar. Şeyh de suyu göstererek:

“O adam işte şu su!..” der ve âşığın başına gelen olayı arkadaşına anlatır. (117)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul -11.01.2011
hamdicenik@gmail.com
http://sufizmveinsan.com