|
 
ir
Resul annesi olan
Hz.Meryem hakkında Kur’an
şunları söylüyor;
"Ey
Meryem! Şüphesiz, Allah sana seçkin bir husûsiyet verdi.
Seni kötülüklerden temizledi ve âlemlerin kadınlarına seni
mümtaz kıldı. (Ali İmran/42)
"Rabbi,
Meryem’i iyi bir şekilde kabul buyurdu ve Onu güzel bir
nebat gibi büyüttü. Zekeriya'yı da Ona bakmaya memur etti.
Zekeriya, Onun odasına her girişte yanında bir yiyecek
bulurdu. -Meryem bu sana nereden geliyor?- dediğinde Meryem,
Allah tarafından geldi; Allah, dilediğine sayısız rızık
verir dedi." (Ali İmran/37)
Bu açıklamalara
istinaden, şunu kolaylıkla söyleyebiliriz:
Hz. Meryem, alelade bir insan değil, Allah’ın seçkin kullarından
ve çok az sayıda olan “kadın Evliyadan” biridir.
Hıristiyanlıkta olduğu gibi, İslam dininde de bir namus
simgesi olarak kabul edilen Hz.Meryem hakkında Rasûlullah
(s.a.v) “Kendi dönemindeki kadınların en iyisi, İmran kızı Meryem” derken,
bir başka seferinde ise ”kadınların
arasında en yüce mertebeye Firavun’un inançlı karısı
Asiye ile İmran kızı Meryem’in eriştiklerini”
belirtir.
Cebrail Aleyhisselam, bir gün
insan suretinde Meryem’e geldi. Hz.Meryem’in çekingen
davranışlarına bakarak “ben
Allah’ın bir elçisiyim, sana temiz bir çocuk hediye etmeye
geldim” dedi.
Hz.Meryem bu olağanüstü durum karşısında “bana hiçbir insan eli dokunmadı ve ben bir ahlaksız olmadığıma
göre nasıl olur?” diyerek şaşkınlığını dile
getirdi.
İbn-i Arabi,
Fusus’ül Hikem’de Hz.Meryem’in,
Cebrail Aleyhisselam’ı
suretli olarak gördüğünü ve oldukça etkilendiğini
belirtir.
Hz.
Meryem’in Hz. İsa’ya hâmile kalışı ile ilgili sorular
her zaman güncelliğini korumuş, zihinleri meşgul etmiştir:
Acaba Cebrail (a.s) isimli melek, Hz. Meryem’e ne yapmıştır?
Müsbet bilim ışığında bu konuya şöyle bir açıklama
getirilmektedir:
Meleklerin yolladığı impulsların genetiği etkileme ve
mutasyonlar oluşturma özelliği vardır. Hz. Meryem, bu
boyuttaki bir gelişme ile hâmile kalmıştır..
”Bir şekilde yaratan, başka bir şekilde de yaratabilir”
diyenlerin düşünceleri,
akla gelen en mantıklı yanıt olarak kabul edilmektedir.
İmam-ı
Gazali, çevirisini
Prof.Süleyman Ateş’in yaptığı küçük,ama çok anlamlı
eserinde "Kudsi
Peygamberlik ruhu ( Ruh-i Mukaddes ) bazı Velilerde bulunmaktadır"
şeklinde bir ifade kullanmaktadır. Bunun anlamı,
bazı Velilerin Cebrail (a.s) ile görüştüğü, ancak bu görüşmenin vahiy
anlamına gelmediğidir. Bu ikili görüşmelerde, belirttiğimiz
gibi, Aklı Küllün temsilcisi, bir insan suretinde Velilerle görüşmektedir.
Özel konumların dışında
Velayet; büyük meşakkâtlerle ulaşılan, Nefsi ve Ruhi arınmalar
neticesinde beşeriyetin getirdiği kısıtlamalardan arınma
halidir. İlmen yakıyn,
Aynel yakıyn ve Hakkel yakıyn
yaşamlar, Veliliğin baremlerini göstermektedir.
Kur'an;
"Allah'ın Veli
kulları için korku yoktur, Onlar üzülmeyecekler de" (Yunus
/62) mesajını verirken, bir Hadis-i Kudsi de;
"Onlar benim
kubbemin altındadır, onları tanımanız asla mümkün değildir"
diyor.
Tartışmasız , bir Veli konumunda bulunan Hz.Meryem, babası
olmayan Resûl’e
hamileliği sırasında uğradığı akıl almaz iftiralara karşılık
vermemek üzere Kur’an'daki şekliyle "sükût
orucu" emrini almıştır. (Meryem / 26-33)
Abdulkadir Geylani Hazretleri,
Risale-i Gavsiye isimli eserinde “sükût
orucu”nun tarifini yaparken yaşayanlara atfen "sağır,
dilsiz ve kör olanlar" diyor.Bu
ifadeleri herhalde mecazi olarak kullanıyor. Bildiğimiz mânâda
azalardaki eksiklik ifade edilmemekte…
Tasavvuf tabiri ile dilin “lal”
olması halini anlatan “suskunluk
orucunu” kim tutabilir ?.
Takdiri size bırakıyorum...
Rasûlullah
(s.a.v) Efendimiz’in torunu Abdülkerim
Ceyli Hazretleri, Meryem
Ana'dan "Vahidiyet ilmine sahip bir Veli" diye
bahsetmektedir.
Ancak, kabul etmek gerekir ki, Hz.Meryem’in Velayet derecesi, Hz.İsa
ile kıyasa gelmez. Hz.İsa’nın, tartışmasız şekilde üstünlüğü
vardır.
Hz.Meryem’in
yaşamının son yıllarını nerede ve nasıl geçirdiğine
dair bilgiler ise şöyledir ;
Hz.İsa
ölümüne yakın bir zamanda yanında bulunan annesi ile
St.Jean'a dönerek "Anne,
işte oğlun"
St.Jean'a da "işte annen"
diyerek onları birbirine emanet etmişti.
İncil'e
göre bundan sonra St.Jean, İsa'nın annesini kendi himayesine
aldı.
I.yy'ın başlarında Kudüs'te ilk Hıristiyanlara yapılan
korkunç işkenceler git gide artmaktaydı. Bu zulüm, İ.S.36 yılında
havarilerin şakirtlerinden Stephanos'un taşlanarak öldürülmesi
ile başladı ve ardından diğer olaylar geldi.
İ.S.41
yıllarında krallığını ilan eden I.Agrippa (Herodes),
taraftarları arasında saygınlığını artırmak üzere,
St.Jean'ın kardeşi Yakub'u
öldürtüp St.Petros'u hapsettirdi. Bu olaylar, Hıristiyanlar
arasında karışıklığa yol açtı. Bunun üzerine, Juda ve
Samiriye'ye dağılmaya başladılar.
İsa'nın ölümünden sonra, önceleri, her ikisi de bir süre
büyük ihtimalle Kudüs'te kaldılar. Ama, kardeşi St.Jakob'un
da kafasının kesilerek öldürülmesi üzerine, bu Hıristiyan
katliamı karşısında artık Kudüs'te kalınamayacağını
anlayan St.Jean, inançlarına göre, Azize Meryem'i de yanına
alarak Suriye ve Anadolu’yu aşarak Efesos'a
geldi.
St.Jean
ile Meryem Ana'nın, Efes'e
geldiklerinde kısa bir süre şimdiki Konsil Kilisesi’nin bir
bölümünün altında kalan eski yapıda konakladıkları 431 yılı
Konsil tutanaklarında belirtilmektedir.
Bilindiği gibi St.Jean, İncilini Efesliler
için yazmıştır ve konusu; Efesli
Hıristiyanların sorunları, sordukları sorular ile kendisinin
onlara verdiği yanıtları içerir.
Yazılarında
Meryem Ana'nın Efes'e
gelişinden açıkça bahsetmese bile, üstü kapalı bir dille
sezdirir. Fakat günümüze kadar süren araştırmalara rağmen,
Meryem Ana'nın hayatı ile ilgili ayrıntıları gün
ışığına çıkarmak mümkün olmamıştır. Daha doğrusu,
bunun yorumundan kaçınılmıştır. İsa'nın ve öğretilerinin
tanıtılıp yayılması işini Havarilere bırakan Meryem, yaşantısındaki
gizliliğe son derece önem vermiştir.
Efesliler için de Meryem Ana olgusu son derece önemli bir gerçektir.
incil'de Meryem'in Efes'te kaldığından direkt olarak
bahsedilmemekle beraber, IV.yy kilise yazarlarından St.Epifan,
"Panarion" adlı eserinde Efesteki
St.Jean ve Azize Meryem'i örnek alan bazı kişilerin, inzivaya
çekilmiş bazı kadınlarla, dini idealler ve himaye amacıyla
beraber yaşadıklarından bahsetmektedir.
Yine
IV.yy'ın Kudüs'ü ile ilgili araştırmalar yapmış Azize
Jerome (347-419) bile, Kudüs şehrinde veya civarında Meryem'e
ait herhangi bir anıttan söz etmemektedir.
Eğer
aynı yerde Meryem Ana'ya ait bir mezar bulunsaydı, herhalde
bir tarihçi olarak bundan söz etmesi gerekirdi. Ki, Hıristiyanlığın
ilk dönemlerinde, dini kanunlara göre sadece azizlerin ve din
uğrunda şehit olanların yaşadığı veya tanındığı
yerlerde, onlar adına kilise kuruluyordu. Aziz Jerom hayatta
iken Meryem'e ithaf edilmiş yegâne kilise Efes’teydi.
Şayet bir gün yolunuz Efes’e
düşerse Meryem Ana’nın
sembolleştiği
zirve yere uğramayı ihmal etmeyin.
Tepeye tırmanırken rüzgârın
çıkarttığı sesler sizi madde aleminden alıp mânâ yoluna
sokacaktır.
Ve dünyanın gelip geçici olduğunu bırakıp gideceğiniz şeyler
için asla uğraş vermemenizi, dünyada kendinizi bir misafir
gibi kabul etmeniz gerektiğini söyleyecektir. Ben bu yerleri
birçok kez ziyaret ettim. Hz. Muhammed’den sonra, en çok
hayran olduğum Hz. İsa’nın aziz annesinin yaşantıma yön
verdiğini hissettim.
Bildiğim,
bu tip insanların insanlık abidesi olduğu ve gönüllerden
asla çıkmadığıdır.
İstanbul
- 13.12.2000
http://afyuksel.com
Not:
13/12/2000
Akşam Gazetesi'nde yayınlanmıştır.
|